http-equiv='refresh'/>

anne olunca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne olunca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2015 Perşembe

Döndüm ben

Döndüm. Hem bloga hem de işe. Evde işe göre daha zamansızım tabi, o nedenle hiç yazı için vakit ayıramadım. Özetle hamilelikten sonraki 6 ayımı yazayım.
İlk 2 ay kolik sancılarıyla geçti. Uyku düzeni fena değildi ama gece 3-4 ten sonra sancılar başladığı için o saatten sonra çoğu zaman uyanıktım. Haziranda okulların kapanmasıyla birlikte 1 gün bile beklemeden annemlerin yanına Bodrum’a gittik. İyi ki de öyle yapmışız, evde 2 çocukla zaman nasıl geçerdi bilmiyorum. Biri ufak, temel ihtiyaçlarını karşılayıp büyüğüyle ilgileneyim de diyemiyorsun çünkü bacaktan minik boyuyla o da tam bir ilgi canavarı. Hele Bodrum’da kalabalığa öyle bir alıştı ki ne uyurken ne de uyanıkken hiç yalnız kalmak istemiyor. Öyle olunca bakan kişi kitleniyor. Yemek yiyecek zaman bulamıyorsun. Yeni yeni oturmaya başladı da onu da yanına alıp eline bir ekmek tutuşturup işini görebiliyorsun anca.

Uykuları daha Bodrum’da iken bozulmaya başlamıştı. Gece 3’e kadar sadece emmek için uyandığı günleri arar olmuştum. Kolik bitse bile gaz problemi bitmedi. Bağırsakları çok hassas. Şu sıra da ek gıda geçişinden dolayı öyle. Tatilin son haftası yüksek ateş kaldırdı ve doktora götürdüğümüzde muayenede hiçbir teşhis konulamadı. İdrar ve gaita testleri de yapılmasına rağmen bulunamadı ateşin sebebi. Derken 4.gün vücutta çıkan döküntülerden sonra tekrar doktora gittik ve el ağız ayak hastalığı olduğunu öğrendik. İsmini ilk kez duyduğum bir virüs kızımı bulmuştu. Nasıl, hiçbir fikrim yok.
Bodrum dönüşü birkaç günün ardından bu sefer de kendi anneme taşındım. Ohhh sen de iyisin demeyin, gerçekten 2 çocukla evde kalsaydım muhtemelen açlıktan sütüm filan biterdi. Haftasonu ev, haftaiçi annem derken iznim bitti ve 28 eylülde, yani bu haftabaşı işe başladım. Çok zor oldu. Her dakika birlikteydik 6 ay boyunca, tabi öncesindeki 9 ayı da saymak lazım. Anneme bıraktığım için aklım rahat ama kalbim özlem dolu şekilde çalışıyorum şimdi. Aden de dedim ya kalabalığa alıştı, beni ve ablasını arıyormuş. Hele ki abla okuldan dönünce yüzünü görmelisiniz, ağzı kulaklarında. Maşallah onlara, hep iyi anlaşırlar umarım.



Eda’nın kıskançlığını soranlar oluyor. Eda kıskanıyor, epeyce hem de. Ama çok şükür kardeşine zarar vermeyi düşünecek boyutta değil. Sadece biraz haşin ve sert seviyor, sıkıştırıyor biraz. Ve de bazen bebekleşiyor kendi. Mesela geçen gün mama sandalyesinde yemeğini yedi, sonra yürüteçe bindi.. Bu seviyede olması normal sanırım. Daha ilk günlerde Aden’i emzirirken şakayla karışık o da istedi ve ben gerçekten mi dediğimde evet yanıtını aldım. Tadının kötü olduğunu, inek sütünün çok daha güzel olduğunu ama kardeşine alerji yapacağı için veremediğimizi anlattım. Buna rağmen isteyince de sağıp çok az tattırdım. Sonuçta merakı giderildi ve tekrar istemedi.

Aden’de beni en çok zorlayan konu yine uyku. Heralde 3.çocuğu yapsam hiç uyumayan bir şey ortaya çıkacak. Gece yarım saatte bir uyanıp ancak ve ancak meme ile uyuduğu zamanlar oluyor. Emzik emmesine rağmen istemiyor. O uyku sersemi haliyle nasıl da emziği istemeyip anne kokusu eşliğinde meme istiyor fikrim yok. Gündüz uyuturken de bazen emzik verdiğim anda ağlamaya başlıyor uyutulacağını anladığı için. Hani rutin oluşturun, emzik/uyku arkadaşı verince uyuyacağını anlasın diyorlar ya, çocuk zaten anlıyor uyuyacağını ama uyumak istemiyor sıkıntı orda.

Bizim evde durumlar böyle. İki çocukla sıfır sosyal hayat. Bir süre değişmez bu durum. Önümüz de kış zaten. En büyük dileğim kışı sağlıklı bir şekilde geçirmek. Aden daha yürüyecek (emeklemeyeceğinden eminim çünkü asla ve asla yüzüstü yatmıyor), konuşacak inşallah.. Güzel heyecanlar var ve iyi ki ikinci çocuğu yapmışım diyorum. Adenim olmadan n’aparmışım. Allah isteyen herkese bu duyguları yaşatsın ve kimseye evlat acısı göstermesin.

Son olarak bir haber, ağırlıklı olarak kızlardan kalan temiz/yeni bazen de sıfır eşyaları sattığım bir instagram hesabı var. https://instagram.com/sade_esyalar Çevremde ihtiyacı olanlara zaten giysi türü şeyleri dağıtıyorum ama bazen ihtiyaç sahibini bulmak zor oluyor. Örneğin Aden ve Eda’nın hiç sevip kullanmadığı dönenceyi sattım buradan. İhtiyaç sahipleri ile fazlalıkları buluşturmuş oluyorum. Başka evlerde hayat bulmaları güzel. Garagesale akımı başladı zaten resmen instagramda. Yepyeni küçülenler tamam da lekeli, solmuş giysileri satışa sunmak ya da mayo gibi şeyleri ikinci el satmak bana çok çok tuhaf geliyor. Hele bir de kullanılmış ojelerini satan da gördüm ya artık daha üstüne laf söylenmez herhalde.

Beni merak edenler olduysa durumlar böyle işte. Artık bir süre gezi,kitap,film yazıları askıda, bebek yazıları gündemde olacak. Hayatımız bu :)

HB



22 Nisan 2015 Çarşamba

Hızlı Geçiş

“Sallanmaya alışmasın” dan “nasıl uyursa uyusun, yeter ki uyusun” a geçişim hızlı oldu. Anne istediği kadar kurallar belirlesin çocuk kendi kurallarını oluşturuyor. Hele bebek gazlı ise kurallar illa ki ihlal ediliyor. Aşağıda gördüğünüz fotoğraf evimizden salıncak manzaraları. Sepet Eda’nındı ve 4. bebeği büyütüyor. Yani arada 2 kişi daha kullandı. Aden’den sonra da talipleri var. odadan odaya taşıma ve gece hemen yatağın yanına çekebilme açısından çok kullanışlı. Anakucağı da Eda dan. Titreşimi sayesinde nadiren de olsa gaz çıkarmasına yardım ediyor. Salıncak ise yeni. Müzikli ve kendi sallanıyor ama gel gör ki Aden hanım henüz pek tercih etmiyor. 2.el ürünlere sempatisi daha fazla anlaşılan. Bunca salıncak varken niye hepsinin içi boş diyecek olursanız cevap basit. Uyanık oldupu zamanlarda bu kız kucak seviyor. Tercihen evin içinde gezen bir kucak.



İlk 2 hafta o kadar çok uyuyordu ki. Süt iç, uyu, 1 saat uyanık kal döngüsü bizi yanılttı. 2.çocuk gerçekten rahat büyüyormuş yahu gibi komik bir yanılsama oldu. İlk çocuğumuz uykuyu hiç sevmezdi, bu sevecek hiç değilse diye kısa bir umuda kapıldık. Öyle değilmiş, hatta bu daha fena olacak gibi. Geçen bir eczacıyla konuşuyorduk, onun da kızı varmış. Uykudan konu açıldı. Bizimki hala uyumuyor deyince kaç yaşında ki diye sordum. 2 aylık cevabını alınca kısa süreli bir şok yaşadım tabi. Benim büyük kızım 5 yaşında, hala geceleri uyandığı oluyor dediğimde de o biraz şaşırdı. Moral bozmak istemem de daha şimdiden fazla ümitli geldi. Beni ilk çocukta kandırmışlardı. Kırklansın düzelecek, 2 aylık olsun, 6 aylık olsun, yaşına girsin her şey düzelecek diye diye…

Lohusayken hasta olmak da varmış. 1 hafta kulak zonklaması, boğaz ağrısı ile boğuştum. Hep doğal şeyler denedim ama geçmeyince doktora gitmek zorunda kaldım. Nur topu gibi otit yani kulak enfeksiyonum olmuş. Penisilin içerikli antibiyotik tedavisine başladık. Gece uyanık kalmak yeterince zorken bir de kulak ağrısıyla ayakta durmak çok çok sinir bozucuydu. Diğer yandan maskeyle dolaşmak ayrı bir işkence oldu. Allah’tan annecim yanımda. Gündüz Aden’i bırakıp biraz uyuyabiliyorum onun sayesinde.
                                                                                                                                                    
Aden 35 günlük oldu. Hanfendi ağlamayı çok güzel öğrendi ama gülümseme konusunda hiç aceleci değil. Rüyasında attığı gülücükler dışında ciddiyetinden asla taviz vermiyor. Altı açıkken çok mutlu, yaz gelse de cıbıl dursa keşke. Banyoya yeni yeni alıştı gibi. Çocuk anne karnında hep susuz olduğu için başlarda suya tepki gösterdi. Uyurken bile yanında biri olsun istiyor çünkü mıkırdadığı zaman 2 seçeneğim oluyor. Ya hemen sallayıp uykuya devam etmesini sağlıyorum. Ya da risk alıp dokunmuyorum. Kendi kendine uyuyabiliyor ya da mıkırtılar ağlamaya dönüşebiliyor. Böyleyken evde bir işle uğraşmak da imkansız oluyor tabi. Bazen tuvalete bile zor gidiyorum başbaşayken. Akşamüzeri ve gece boyu çok ama çok gazı oluyor. Hayatının yarısını ıkınarak geçiriyor zavallım. Umarım kısa sürede kurtuluruz bu dertten.

Ben tüm bu tempoya rağmen beslenmeme dikkat ediyorum. Annem gündüzleri geldiği için aç kalmıyorum. Sırayla da olsa yemeklerimizi yiyiyoruz. Hamileyken aldığım 22 kilonun 11 kilosu hala benimle. İlk doğumdan 1 ay sonra eski kıyafetlerimi giyebiliyordum. Şimdi o açıdan biraz moralsizim. Hem aldığım fazla kilolar yüzünden hem de yaşla alakalı olarak fazlalıklar çabuk gitmiyor. İkinci çocukta rahat olunduğu söylenmişti. Benim için pek geçerli değil. Biberonu kaynatmak yerine kaynamış suyla yıkıyorum. Rahatlığım bu kadar işte.


HB

14 Nisan 2015 Salı

Bir lohusanın sevgili misafirlerine seslenişi

Bizi ziyarete gelen misafirlerimizden birkaç ricada bulunmak istiyorum. Sağolsunlar düşünüp, yorulup bizleri görmeye gelmişler fakat bir lohusa misafirliği sıradan bir ziyarete benzemez. Anne ve bebek doğumdan sonraki 40 gün boyunca dışarı çıkmamalıdır der eskiler. Şimdi buna uyan yok pek ama böyle denmesinin bir sebebi olmalı. Yenidoğanın ve annenin dışarıda hasta olmasını, nazara gelmesini engellemek bunun altında yatan neden. Dışarı çıkmayan bu ikili aslında eve gelenlerle dışarı çıkmış kadar oluyor.
-O nedenle ilk kural gelen misafirin ellerini yıkaması olmalı. Buna dikkat eden o kadar az kişi gördüm ki. Oysa 2 dakika süren, maliyetsiz bir iş. Ben zaten evden geliyorum, bir yere dokunmadım diye düşünülüyor olabilir. Ama en iyi ihtimalle gelirken asansör kapısına dokunuluyor ve gece komşularımın öksürme seslerini duyabiliyorum. Abarttığım düşünülebilir ancak doğum yapmış kadınların bünyesi diğerlerine göre çok daha hassas. Üstüne bir de uykusuzluğun getirdiği zayıflık var. 2 gündür nezleyim. Gece boyu kas ağrısı ve akan bir burunla ayakta durmak gerçekten ekstra zor oluyor. İlaç kullanamamak dert değil de bebeğe de bulaştırırım korkusu hepsinden kötü. O nedenle eve her girenin elini yıkamasını istemek bence hiç ayıp değil. Gönül rahatlığıyla istiyorum.
-Gelenlerin neredeyse tümü Aden’e hediye aldıysa büyük kızımı da düşünmüş ve ona da bir şeyler getirmiş. Ya da almayanlar da Eda yokken verdiler hep hediyelerini.  Abla ve abinin kötü hissetmemesi için buna dikkat etmek önemli bence.
-Ben (hasta olmadan önce) Aden’i bol bol koklayıp öpüyordum. Ben biraz haşin seviyorum çocuklarımı. Ama annem bile öpmeye kıyamıyor daha. Dolayısıyla gelenler de öpmesin istiyorum. Eldivenleri ellerini öpmek de buna dahil. Çocuk ellerini ağzına sokabiliyor ve “dur şu eldiveni çıkarayım” demiyor tabi bunu yaparken.
Misafirlerimin başımın üstünde yeri var ama bakın 3 tanecik madde yazdım, zor mu ki bunlara uymak…


HB

24 Mart 2015 Salı

Adenimiz geldi!

19 Martta…38 haftasını bitirdiği gün doktor almamız gerektiğini söyledi. Zaten 40 hafta duracak bir bebek değildi ama sancıların başlaması ve amnio sıvısının azalması üzerine kontrole gittiğim gün hastaneye yatışımı istedi. Hazırlıksız yakalandım yani. Muayene sonrası apar topar eve gelip valizimi aldık ve odaya yerleştik. Saat 3 buçuk gibi beni ameliyathaneye aldılar. Kalabalık bir  ekip hazırlık içindeyken ister istemez heyecan yapıyor insan. Doğum ilkinde olduğu gibi yine çok güzel geçti şükürler olsun ki. Meraklı bekleyiş ve yavrumun ilk sesi..Sonra o yumuşacık tenine ilk dokunuş. Tarifi imkansız. Hemen ameliyat bitsin de yanına gideyim diye sabırsızlanıyor insan. Belki de o yüzden çok uzun geldi devamı.
Odama çıktığımda anestezinin etkisiyle hala titreme halindeydim. Eda’nın da okul çıkışı yaklaşıyordu. Neyse ki o gelene kadar normale döndüm. Adenimi emzirdim ilk kez. Minik kızım çok zorlandı elbette. Ablası hastaneye geldiğinde onu odadan çıkardık ki ablası alıp getirsin yanıma. Çok minik buldu kardeşini Eda kuzum. Sürekli öpmek, dokunmak istedi. İşin kötüsü bir süredir hasta. Fazla ilgisi devam ediyor hala ama normal karşılayıp niye yüzünü öpmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Kıskançlıktan gelen davranışları oluyor. Olacağını biliyorduk öncesinde. Alışacaklar inşallah.
Minik kızım sarılık olmasın diye 2 saatte bir emzirmem lazım onu. Ancak bizim cadı 5 dakikada yorulup uyuyakaldığı için sık acıkıyor ve çok da saat hesabı yapmama izin vermiyor. Uykuları da kısa kısa haliyle. Düzene girecek eninde sonunda (deneyimli anne rahatlığı)
Uyurken gülümsüyor bazen, ya da yüzünü buruşturup ağlama hazırlığı yapıyor. Acıktığında ağzını açıp sağda solda meme arıyor. Uyanıkken masum masum küçücük suratıyla bakıyor. Ve ben onun her hallerine ölüp bitiyorum. Minik kızımı gördüğüm andan beri tarifsiz bir şekilde çok seviyorum. Allah Adenimin kaderini güzel yazsın, ona sağlıklı ve mutlu, uzun bir ömür versin. Bizi birbirimizden hiç ayırmasın inşallah.
Uykusuz, yorgun günlere merhaba. Aşk dolu, mis kokulu günlere merhaba.
Hoş geldin Aden’im!


HB

29 Aralık 2014 Pazartesi

Blogcu Anne'de bir konuk

Geçen hafta Blogcu Anne Elif sitesinde yazıma yer verdi. Konuk yazar olmak istememdeki amaç daha çok kişiye ulaşmaktı. Sağolsun Elif’in takipçilerinin bir kısmı bu konuya bundan sonra dikkat edeceğini yazdı. Bir de öksürme eğitimi başlığı ile yazdığım yazının gereksiz olduğu yorumunda bulunan bir bayan vardı ki kendisine saygı duysam da hak veremiyorum.

Ateşi olmadığı halde ve keyfi yerinde olmasına rağmen bugün Eda’yı okula göndermedim. Çünkü tüm gece öksürük krizleri yüzünden uyumadı. Evet o kadar sık öksürüyor ki her seferinde ağzını kapatmayabiliyor. Çocuk nihayetinde, unutuyor. Bazen farkediyor, “ayy çok özür dilerim anne ağzımı kapatmadım” diyor. Ben de zaten bu farkındalığı sağlamaktan bahsediyorum. Her bir eğitimi verebiliyorsak çocuklarımıza nasıl öksürmesi gerektiğini de öğretebiliriz. Tabii bunun için önce kendimizin eğitimli olması gerekiyor değil mi?

Konuyla ilgili yazımı okumak isterseniz buyurun linki.



HB

27 Kasım 2014 Perşembe

Figen ile soru sormaca oynadık

İnsanın çevresinde hep pozitif insanlar olmalı. Diğer türlüsü hayatı gerçekten çekilmez kılıyor. Figen hayatımda bu insanlardan biri. İş hayatının bana kazandırdığı iyi arkadaşlarım var şanslıyım ki. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığını düşünürsek..evet çok şanslıyım.
Çok tatlı bir anne aynı zamanda Figen. Oğlu Ömer de annesine çok düşkün. Arabalara bayılıyor, her modeli söyleyebilir sorsanız muhtemelen. Yaklaşık 2 ay annesinin işi sebebiyle kaldığı İtalya’da otomobil müzesine gitme fırsatına kavuştu. Bu yaşında arabalar hakkında benden çok daha donanımlı kısaca :)

Figen’in anne olduktan sonra oluşturduğu bir blogu var.  Çok güzel bir anlatımı vardır, zevkle okurum yazılarını. Soru sormaca yanıtlarından da anlayabilirsiniz bunu. Kendisine çok teşekkür ederek hemen cevaplarına yer veriyorum.

Hem yapmayı hem yemeyi sevdiğin bir yemek tarifini kısaca paylaşır mısın?

Tarçınlı havuçlu cevizli kek J 3 yumurta, yarım su bardağı şeker (eskiden 1 bardaktı, Ömer’den sonra şekeri azalttık), yarım su bardağı süt, yarım su bardağı yoğurt, yarım su bardağı zeytinyağı, 1 su bardayı kavrulmuş ceviz, 1 su bardağı rendelenmiş havuç, 2 su bardağı un, 1 çay kaşığı tarçın, 1 paket kabartma tozu.

Eklenme sırasına göre yazdım. Kek yapmayı hepimiz biliyoruz zaten J

-Anne sıfatının önüne kendi karakterini düşündüğünde hangi sıfatı yakıştırırsınız?

Mutlu anne J anne olmayı çok seviyorum, çocukları da. Anne olduğum için tahmin edebileceğimden çok daha fazla mutluyum.

-Anne olduktan sonra çevrenden duyduğun en sinir bozucu cümle nedir?

Anne olduktan sonra çevremdekilere çok sinir olmuyorum desem yalan olmaz. Ama ilk aylarda “bu çocuk doymuyor” diyererek oğluma mama vermek isteyenlere deli olurdum! Üstelik Ömer her ay 2kiloya yakın alırdı. Yine de sütün yetmiyor derlerdi J

-Yaptığı işten memnun birini tanımıyorum. Peki sen nasıl bir işte, hangi şartlarda çalışmayı dilerdin?

Ben yaptığım işi çalışma saatleri dışında gerçekten çok seviyorum ama önce “eş”, sonra da “anne” olduğum için frene bastım ve iş için yaptığım fedakarlıkları durdurdum. Kesinlikle akşam 3-4 civarı çıkabileceğim ve sosyal sorumluluk yanı daha ağır basan bir işte çalışmak isterdim.

-Akşam eve gittiğinde seni bekleyen minikkuş/kuşlar ile nasıl vakit geçiriyorsun?

Ömerle buluştuğumuz an kapıda dans etmeye başlıyoruz ve hemen kucağıma atlıyor. Aylardır hiç değişmedi J Bir süre öpüşüp koklaştıktan sonra anneannesinden evimize gidiyoruz ve 1-1,5 saat içinde yemek hazırlama+yeme+toplama faslını bitiriyoruz. Akşamımız en çok araba sürerek ya da yarışarak geçiyor. Her akşam yakalamaca ve saklambaç standart J Bunun dışında birlikte çok fazla aktivite yapıyoruz. Kesip biçiyor, kendi otoparkımızı inşa ediyor, resim yapıyor, oynuyor da oynuyoruz. 2 yaşından sonra babasıyla yerde boğuşmak da bir geleneğe dönüştü, ben de o arada mutfak işlerimi hallediyorum.

Ayrıca kek ve kurabiyelerimizi genelde birlikte yapıyoruz. Benimki gibi obur bir çocukla yemek hazırlamak kadar keyifli çok az şey vardır J
Burada değinmek istediğim bir konu var: bazen “anne günü” bazen de “baba günü” olabiliyor. Çok yoğun ve yorucu geçen bir günün ardından oğlumla kalitesiz ve zoraki vakit geçirmektense o akşamı eşime bırakabiliyor, daha ziyade uzaktan katılımcı ya da dinleyici oluyorum. Benzer durum eşim çok yorgun ve ben kendimi çok enerjik hissettiğimde de geçerli oluyor.

-Blog yazmayı sevdiğine göre kitapları da sevdiğini düşünüyorum. Mutlaka okunmalı dediğin, en sevdiğin kitap hangisi?

Ben genellikle başkalarının özel hayatını okumaktan keyif almıyorum, kurgu bile olsa. Bu nedenle edebi yönü çok kuvvetli olmadığı sürece fazla roman okumuyorum. Blog okurken de romantik bir akşam yemeği, eşten gelen bir çiçeğin anısı vb şeylerin paylaşıldığı yazıları okumam. Tecrübe ve bilgi içeren kitapları okumayı seviyorum.
Ahmet Şerif İzgören, Doğan Cüceloğlu, Anthony Robbins gibi kişisel gelişim kitapları favorim. Nazan Bekiroğlu da kitaplığımızda büyük yer tutar. Ömer’den sonra daha çok bebek-çocuk bakımı&psikolojisi üzerine kitaplar ve araştırma yazıları okumaya yöneldim.

En sevdiğim kitap “Küçük Prens”. Herkes, her anne mutlaka okumalı.
Ülkemizin ve dünyanın geldiği noktanın nerelere varabileceğini anlamak ve dersler almak üzere Paul Auster – Son Şeyler Ülkesini’de tavsiye ederim.

-Takipte olduğun bloglar hangileri? İlk üçünü sıralar mısın?

Ben de senin gibi arkadaşlarımın bloglarından, bilhassa çocuklarının güzel yüzlerini görmekten keyif alıyorum. Bazı paylaşımlardaki sahteliği görünce blog dünyasını sorgulamıyor da değilim hani J müdavimi olduğum bir blog yok ama sıklıkla takipte olduğum ilk aklıma gelen bloglar: Cafe Fernando, Cafenohut, Portakal Ağacı.

-“Hayır” diyebilen bir yapın var mı? Çevrendekilere ve çocuğuna göre yanıt değişir mi?

“Hayır” deme konusunda çok başarısızdım. Misal: Ertesi sabah 5te yola gideceğim bir akşam oturup arkadaşımın bebeğine kurabiye pişirdim J Oğlum doğduktan sonra biraz törpülendim. Oğlum ve annemle birlikte İtalya’da geçen 2 aydan sonra ise çevreme “hayır” demek oldukça kolaylaştı.

Çocuğuma “hayır” demenin kolaylığı konusuna göre değişiyor. Onun sağlığını etkileyen hiçbirşeye “evet” demeyeceğimi hem oğlum hem çevremdekiler bilir. Mesela ben yanındayken asla pakette satılan hazır gıda tüketemez, cevabım çok nettir, sormaz bile. Televizyon konusunda da çok tutarlıdır cevabım.

Fakat sürekli vicdan muhasebesi yapan ve onunla  geçirdiği vakti az bulan bir anne olarak bazı konularda “biraz daha” teklifini kolay kolay geri çeviremiyorum. Bu nedenle biraz daha kamyon sürerken uyku saatinin sarktığı oluyor. Ya da suyla oynarken yıkanması 1 saati bulabiliyor. Açıklarımı suistimal etmeye yatkın bir çocuk olsa muhakkak kendimi frenlerdim ama Ömer asla öyle bir çocuk olmadığı için ben de biraz esniyor ve onunla eğlenmeye öncelik veriyorum.

-Seyahat desem? Yurtdışı-yurtiçi nereler senin en sevdiğin seyahat noktaları?

Yurtiçinde en sevdiğim seyahat noktası Kapadokya. Hem hamilelik haberimi alıp manevi olarak, hem de aynı gün balona binip fiziki olarak havalara uçtuğum, hayranlıktan ağzımı açık bırakan, muhteşem bir mekan. Birden çok kez gidebilirim.

Yurtdışında en çok Prag, Viyana ve Monte Carlo’yu sevdim. Prag’ın Unesco tarafından korunmuş olması her köşesinde kendini belli ediyor. Monte Carlo zenginliği, temizliği ve lüksüyle başımı döndürmüştü. Viyana ise müzeleri, sarayları, sanat galerileriyle doyamadığımız, tekrar gitmek istediğimiz bir rota.

Merak ettiğim seyahat noktaları ise başta kuzey Avrupa ülkeleri, Paris, Barselona ve Güneydoğu Anadolu.

-Miniğinle birlikte çekilmiş bir fotoğrafını paylaşır mısın? Senin en sevdiğin fotoğraf olsun.

Ona kavuştuğum, ilk kez dokunduğum anın fotoğrafı benim için hatıralarımın başköşesindedir. Paylaşabileceğim en sevdiğim fotoğraf ise kolaj şeklinde; ofisimi, evimi, sosyal medya hesaplarımı süsleyen aşağıdaki. Onun terchilerine göre hazırladığım ve kendi doğumgünü şarkısını söylediği 2. Yaşgünü J


19 Kasım 2014 Çarşamba

Soru Sormaca

Eda’nın düzgün cümleler kurup konuşmaya başlamasından itibaren oynadığımız bir oyun var: soru sormaca. Bu sadece ve sadece arabada seyahat ederken oynadığımız bir oyun. Eskiden arabada çok ağlardı çünkü, sıkılırdı ve bizim onu oyalamak için “hadi soru sormaca oynayalım” dediğimiz günler hala aklımda. Artık biz değil o istiyor oynamayı. Ne zaman aklına gelirse o an başlıyor oyun. Sorular “en sevdiğin renk, en sevdiğin hayvan, en sevdiğin şarkı…”gibi. Yani çocukluğumuzun anket defteri soruları.
Ben de blogger anneler ile soru sormaca oynamak istedim. Bu soruları yanıtlayıp blogunuzda paylaşır mısınız? Özellikle birilerini mimlemek istemedim. Bu yazıyı okuyan tüm anneler mimlenmiş sayılsın kendini. Yazınızın linkini yorum kısmında mutlaka paylaşın, sonrasında yazıyı buna göre düzenleyeceğim. Blogu olmayan anneler ise maille bana yazarsa onlara da yer vermek isterim.


·      Burcu soru sormaca oyunuma katılıp sorularımı cevaplamış. Kendisine çok çok teşekkür ederim. Çok sevdiğim bir yemeğin tarifini ve samimi bilgiler içeriyor. Buyurun tıklayın

·         Gülin oyunuma katılıp sorularımı cevaplamış. Tatlı kızları hayatına girdikten sonra hayatının ne kadar değiştiğinden bahsediyor. Devamı için sayfasındaki linke buyurun.




İlk cevaplar da benden olsun :)

-Hem yapmayı hem yemeyi sevdiğin bir yemek tarifini kısaca paylaşır mısın?

Ben bir meze aşığıyım. Hergün meze yiyerek hayatımı sürdürebilirim. Şu sıralar humusa taktım. Hem besleyici, hem basit, hem de müthiş lezzetli.
Benim tarifim şöyle: Tüm ölçülerim göz kararı. Nohutu haşlayıp, kabuklarından ayırıp blenderdan geçiriyorum. Sonra 1 kaşık kadar tahin ekliyorum. 1 limonun suyunu, sarımsağı, çok az tuz ve çay kaşığının ucuyla kimyon ekledikten sonra birbirine iyice karışmaları için tekrar blender yapıyorum. Tereyağda kırmızı tatlı biber yakıp üzerine onu gezdiriyorum. Hazır.
Yemek olarak da makarna ve yaprak dolması düşkünlüğüm var. Makarna yapılışını öğrenci evinde kalanlar bile bilir. Sarmada Yüksel annemden birkaç değişiklik öğrendim. İçine çok bolca yeşillik koyuyor, pirincini çok daha az koyuyor. Öylesi çok daha güzel. Bir de yarı yarıya pirinç ve bulgur ile yapıyorum ben. Yapmayı da yemeyi de severim ama yapmak için vaktim olacak tabi önce.

-Anne sıfatının önüne kendi karakterini düşündüğünde hangi sıfatı yakıştırırsınız?

Sade Anne tabiki. Beni en çok tarif eden sıfat bu olmalı.

-Anne olduktan sonra çevrenden duyduğun en sinir bozucu cümle nedir?

Eda’ya birkaç kez söylendiğini duyduğum “Sen bizim kızımız olsana” cümlesi ve “bizim zamanımızda…”ile devam eden cümlelerin tamamı.

-Yaptığı işten memnun birini tanımıyorum. Peki sen nasıl bir işte, hangi şartlarda çalışmayı dilerdin?

Bir kere bu çalışma saatleri içinde hangi işi yapsam memnun olmam. Sabah evden çıkışım ve eve dönüşüm arasında 12 saat olduğunu düşünürsem çalışmak için yaşadığım sonucu çıkıyor. Beni sadece masamda oturtsalar, elime hiç iş vermeseler bile bu kadar saati dışarıda geçirmek yorucu. Şöyle sabah 8.45 akşam 4 arası olsa mesai benim için ideal olur. Bunun yanında anlayışlı yöneticiler isterdim. İşverenlerden çok çalışanları koruyan düzenlemeler olsun isterdim.

-Akşam eve gittiğinde seni bekleyen minikkuş/kuşlar ile nasıl vakit geçiriyorsun?

Yemek faslının hemen arkasından kendimi evcilik oynarken buluyorum. Bebeklerini kucağıma verip “al teyzesi” diyor bana ve oyun başlıyor. Sonra okuldan gelen bir dosya varsa onu inceleme, kitap okuma, uykuya hazırlanma derken zaman geçiyor.

-Blog yazmayı sevdiğine göre kitapları da sevdiğini düşünüyorum. Mutlaka okunmalı dediğin, en sevdiğin kitap hangisi?

Kendi kendimle konuşuyor gibi oldum :) Ahmet Ümit kitaplarının tamamına bayılıyorum. Elime aldıysam birkaç günde biter illa ki.

-Takipte olduğun bloglar hangileri? İlk üçünü sıralar mısın?

Arkadaşlarımın yazdığı blogları severek takip ediyorum. Bunların dışında ecnebi bir blog var çok sevdiğim. Hatun üçüncü bebeğe hamile ve bloguna, kendine ve gezme tozmaya bu kadar nasıl zaman ayırabiliyor hayret ve hayranlıkla izliyorum. Linki: http://lovetaza.com/
Yemek bloglarından http://kitcheninred.com/  var. Tarifleri ayrı, fotoğrafları ayrı güzel.
Bir de http://www.secdus.com/blog var. secdus özenle satışa çıkardığı ürünleri burada bir hikaye anlatır gibi yazıyor. Tabi sadece ürünleri üzerine değil. Paylaştığı fotoğraflar da çok özgün ve yaratıcı.

-“Hayır” diyebilen bir yapın var mı? Çevrendekilere ve çocuğuna göre yanıt değişir mi?

Sanırım çocuğum olduktan sonra hayır demeyi öğrendim. Eskiden bu konuda pek başarılı değildim. Eda sayesinde belki bu yanımı geliştirdim. Çocukların “hayır”dan anlaması gerektiğini düşünüyorum. Ebeveynler ve özellikle de babalar çocukların her istediğine tamam diyerek aslında en büyük yanlışı yapıyorlar.

-Seyahat desem? Yurtdışı-yurtiçi nereler senin en sevdiğin seyahat noktaları?

Yurtiçinde görmeyi istediğim çok yer var. Örneğin Hatay, Kapadokya ve Kaş gibi. Yurtdışında da İtalya’yı çok merak ediyorum. Barcelona gezimizden çok keyif almıştım. Çocukla yurtdışı seyahati planlanıyorsa ilk sıralarda olabilir burası.

-Miniğinle birlikte çekilmiş bir fotoğrafını paylaşır mısın? Senin en sevdiğin fotoğraf olsun.

Mine’nin çektiği tüm fotoğraflar olabilir. Onun çekimlerine bayılıyorum.



Hadi anneler, cevaplarınızı merakla bekliyorum.


HB

13 Kasım 2014 Perşembe

Ah bu kulaklar

İşte yine başladık antibiyotik tedavilerine. Çocuğum kaç zamandır boğazının ağrıdığını söylüyordu bize ama öyle sürekli bir ağrı değil. Sık sık soruyordum ve artık ağrımadığını da söylüyordu. Ateş de yok. Ben de zencefil-bal karışımına sonsuz güvenle devam etmekteydim. Hafif geniz akıntısı için doktorun ne diyeceğini de biliyorum artık. Bol bol serum fizyolojik. O kısmı da tamamdı. Yani artık fısfıstan bıkmış bir çocuğa yaptırabildiğim kadar yapıyordum.
Ancak dün akşam annemin telefonu bu işin boyut değiştirdiğini haber verdi. Kulağının çok ağrıdığını söylemişti. Hemen çıktım işten. Hastaneye gittiğimizde doktorlar mesaisini bitirmişti. Nöbetçi çocuk doktoruna muayene oldu. Sağ kulağında sıvı vardı ve ayrıca balgam da birikmişti. Neyse ki ciğerler temizdi. Kulak ağrısı devam etmezse sadece alerji ve soğuk algınlığı için şurup verecektik. Gece sürerse sabah hemen antibiyotiğe başlayacaktık. Ne gecesi! Daha eve giderken arabada ağlamaya başladı. Kulağım çok ağrıyor diye 1,5 saat hiç durmadan ağladı. Ağrı kesici de verdik, ona rağmen. Doktoru tekrar aradım ve antibiyotik vermemi söyledi. Gece öyle zor uykuya daldı ki…Ağlar halde yatağına yatıramadık, yanımdaydı.

Gece boyu hiç kıpırdayamadım neredeyse. Uyanır da yine ağrısını farkeder, ağlar diye..Bebeğim o benim, içim gitti ağrıdan ağlarken. Sabah öksürükle uyandı. Belki daha uyur diye ben yine onun tarafa doğru dönmedim. Sonra yanaştı, geldi ve sarıldı bana. Uyandırmaya da kıyamadı. Nasıl oldu anlamış değilim.

Hastalık insanın bütün tadını tuzunu kaçırıyor. Bu çocuk da ne sık hasta oluyor diye düşünenler var, hatta söyleyenler. Valla babasının yüzünden. Baba tarafında herkes alerjik bünyeli. Çekmiş çocuk da..Allah daha büyük dert vermesin. İyileşecek inşallah. Ama bu kulak ağrısı da ne pis bir şey. O kadar ağlatmasından da belli zaten de. Sabah uyandığımda sağ kulağım güçlü güçlü çınlıyordu. Hep o kulak temizleme çubukları yüzünden. Bağımlısıyım, bırakamıyorum ve sonum iyi değil. Sinyaller geliyor. Kulakta sorun varsa tüm denge şaşıyor. Önce kızıma, sonra da herkese sağlıklı kulaklar, hastalıksız vücutlar dilerim.



HB

3 Kasım 2014 Pazartesi

Dil ve eşşek arısı

Bazı soru ve yorumlar var ki insanda karşısındakine kafa atma isteği uyandırıyor. Hayatımda kimseye kafa atmadım ama heralde rahatlatma açısından güzel bir hareket olmalı. Hayatı her dönemine has böylesine hissiyata sebep olan yorumlar duyuyor insanoğlu. Misal okulu bitirip işe başlayınca artık evlilikte sıra baskıları başlıyor. Sonra evlenip çenelerinden kurtulacağım zannederken evlendin hadi artık çocuk ne zaman deniyor. O da yerine gelince “ikinci ne zaman” lar başlıyor. Hem de çok geçmeden, tahmini 2 yıl sonra. Çocuk konusu ne kadar hassas oysa ki.

Hamilelik döneminin de böyle uyuz, böyle asap bozucu yorumları var. Mesela benim karşılaştığım birkaç tanesi:

-Sen bu hızla üçüncüyü de yaparsın.

Cevabım; Yahu neredeyse 5 yaş farkı olacak ilkiyle arasında, sen buna hız mı diyorsun? Haa bir de “hadi ikinci ne zaman arayı açmayın fazla” demiş miydin sen de bana daha önceleri? Demişsindir muhtemelen. Ortası yok ki ya uyuşuksun ya çok hızlı.

-O montu giyme artık, baksana düğmeleri zor ilikleniyor.

Cevabım; öncelikle kocaman bir sana ne! Bu kadar ilikleyebiliyorum ya ona bak. Rahat ediyorsam giyerim. Kendi işine bak.

-Göbeğin her gördüğümde çok büyümüş oluyor.

Ben de farkındayım göbek biraz büyük gidiyor da biraz da normal değil mi? Küçülse daha bi sorgulamak gerekirdi sanki. Büyüyen göbek olsun yeter ki.

İşte en sinir bozucusu geliyor…

-Cinsiyeti ne?
-Kız.
-Aaa yine mi? Olsun kız güzeldir.

Olsun!?!? Olsun nedir? Tabi ki kız güzeldir. Cinsiyet ayrımı yapan birine mi benziyorum acaba.

Bu cümleler doğumdan sonra şekil değiştirir; “sütün mü yetmiyor”, “aç bu çocuk” lara dönüşür. Yani bu durumda iki seçeneğimiz var: Abukça yorumlarla canımızı sıkmak, ya da kulağımızla duyduğumuz bu cümleleri öbür kulağımızdan dışarı göndermek. Ben ikinciyi tercih ediyorum şu ara.


HB

23 Ekim 2014 Perşembe

Doğum İzni Süreleri

Dün babycenter forumda gezinirken benim gibi Mart 2015’te doğum yapacak annelere bir soru sormak geldi aklıma. Ülkelerinde doğum izninin ne kadar olduğunu merak ettim. Bizimkini az buluyorum ya.. Amerika’da doğum izninin yasal olarak hiç olmadığını öğrendim yazılanlardan. Eyaletlere göre, işverenlerin kendi iç düzenlemelerine göre süreler değişiyormuş. Ancak maksimum ücretli olarak 12 hafta kullanılıyormuş. Avrupa’da ise olanaklar tabi ki daha iyi. Linke tıklayarak tüm yorumları okuyabilirsiniz. Çarpıcı bulduklarım ise…

Amerikalılar bizden de şikayetçi.. Bir tanesi 14 hafta izin kullanabildiği için işverenini övmüş.







Kanada’yı tuttum. Burada yaşanır.




Bu yorumları okuduktan sonra 16 hafta birden gözümde uzadı. Bir de üstüne süt izni, rapor, yıllık izin eklenince yine epeyce süre oluyor. Ama tabi bu demek değil ki Türkiye’nin de her yerinde bu uygulanıyor. Küçük yerlerde 16 hafta bile verilmiyor olabilir. Sadece küçükler de değil. Çok kurumsal, büyük çaplı şirketlerin kadınları işe alırken belli bir süreyle çocuk doğurmayacağına dair sözleşme imzalattıklarını biliyoruz. Doğum izni annelerin hayatta ihtiyaç duyduğu en kıymetli izin aslında. İlk 6 ay sadece anne sütü sloganları havada uçuşurken 2.ay sonunda işe dönmek zorunda kalan annelerin psikolojisini hayal edebiliyor musunuz? 16 hafta bu tabloya göre uzun gibi görünüyor olabilir, eski şartlara göre evet öyle. 40 günlük bebeklerini bırakıp işe dönermiş eskiden kadınlar. Ama aslında 16 hafta yani 8+8 hafta demek az önce söylediğim gibi 2 aylık bebeği evde bırakmak demek. Gönül ister ki en azından 6 aya uzatılsın bu süre.


Şöyle bir tablo buldum.

ANALARA
Ücretli doğum izni
Doğumdan önce 1 yıl sonrası için 150 gün.
16 hafta
126 gün
15 hafta
Doğumdan önce 6 hafta sonrasında 1 yıl.
16 hafta
52 hafta
AMERİKA KITASI
Ücretli doğum izni
90 gün
12 hafta
120 gün
18 hafta
18 hafta
0 gün

Ücretli doğum izni
14 hafta
90 gün
12 hafta
90 gün
14 hafta
14 hafta
14 hafta
30 gün
60 iş günü
12 hafta


ASYA KITASI

Ücretli doğum izni
90 gün
126 gün
98 gün
12 hafta
6 ay
14 hafta

 




Popüler Yayınlar

Recent News