http-equiv='refresh'/>

eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2014 Perşembe

Tassos (Taşöz) Gezimiz

Tassos’un Türkler arasında çok popüler olduğunu bildiğimizden, bir de gezimiz tam bayram tatiline denk geldiği için Cuma iş çıkışı 19.30 da yolcu yolunda gerek diyerek Çanakkale’ye doğru yola koyulduk. Lapseki-Gelibolu-Keşan güzergahından sonra saat 12’de İpsala Sınır Kapısındaydık. Arabayla geçtiğimiz için birtakım belgeler gerekiyordu. Uluslararası ehliyet, sigorta gibi. Bu işlemlerle birlikte 1 saat oyalanma sonrasında Yunanistan tarafına geçmiştik. Artık sıra bekleme derdimiz kalmadığına göre mola verecek bir yer bulup arabada birkaç saat uyuyabilirdik. Fakat sınırdan sonra başlayan otoyol üzerinde tek bir tesis bulamadık. Artık gözümüzden uyku akarken yol kenarlarında duracak bir yer aradık ama nafile. Feribota bineceğimiz Keramoti kasabasına gelmek zorunda kaldık. Saat 3’te buradaydık ve arabaya doluşan sivrisineklerin ve dışarıdaki gürültünün izin verdiği ölçüde sabah 6’ya kadar uyuduk. Gözümüzü açtığımızda arabalar ilk feribota binmek için sıraya girmişti. Biz de ilk feribotla karşıya geçmiş olduk. Feribot yarım saat gibi bir sürede adaya geçiyor. Erken yola çıkarak ne kadar doğru karar verdiğimizi birkaç gün sonra anlayacaktık. Sohbet ettiğimiz bir aile 10 saat sınırda beklediklerinden bahsetti. Zaten adadaki turistlerin çok büyük bir çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Sonra Romenler ve Sırplar çoktu.

Ada hakkında;
Tasos adasının çevresi yaklaşık 100 km civarında ve 80 ayrı koya sahip olduğu söyleniyor. Mermer yatağına sahip bir ada. O nedenle alışık olmadığımız birçok yerde mermer kullanımına rastlıyoruz. Örneğin sokaklardaki kaldırımlar. Tasos, İstanbul’un fethinden hemen 2 yıl sonra Osmanlı’ya geçmiş ve 1912 Balkan Savaşlarında Yunanlılar tarafından ele geçirilerek Osmanlı yönetiminden çıktı. Bence iyi ki de çıkmış, bizde kalsa bugünkü hali eminim bambaşka olurdu. Her yanında yangın çıkar, ada yazlık evlerle ve büyük 5 yıldızlı otellerle dolar taşardı. Üstelik plajlar bu şekilde çekirdek kabuğu, cam kırıkları ve sigara izmaritleri olmadan kalamazdı, yakışmazdı böylesi bir Türk sahiline.



GOLDEN BEACH (CHRISI AMMOUDIA)


İlk gün yorgunluk olduğu için hiç düşünmeden otelimizin bulunduğu Golden Beach’e gittik. Denize girince, tamam başka yere gitmeye gerek yok. Ben tatil bitene kadar burada denize girebilirim düşüncesi oluştu bizde. Tabi görmek istediğimiz çok yer olduğu için bunu tercih etmedik. Her gittiğimiz plajda denizden beklentimizi bir çıt daha yükselttik.

Golden Beach kumsalı tamamen ince kum, deniz sıcak ve öğleden sonra oluşan kalabalığa rağmen hiç kirlenmiyor.

Sabah kimsecikler yokken

Golden Beach bloglarda hep hayal kırıklığı olarak tarif edilmiş, oysa bence deniz harikaydı.

ALİKİ BEACH


Alice Restaurant Aliki’de en çok tercih edilen işletme. Burada yeni çalışmaya başlayan Mike isminde bir garson var. Babasından dolayı Türkçe de biliyor. Bir aile işletmesi ve hepsi de suratsız, sürekli kendi aralarında kavga eden tipler. Mike da bu durumdan şikayetçi, ona göre ihtiyacı olmasa orda 5 dakika durmazmış. Adanın belki de en güzel koyundaki bu tesis bende olsa neler yapardım diye bir düşünüyor insan. Aliki’ye mutlaka erken saatte gidilmeli, çünkü çok hızlı kalabalıklaşıyor. Adanın birçok yerinde olduğu gibi burada da şezlonglar orada bir şeyler yemeniz şartıyla ücretsiz. Biz gittiğimizde karnımız toktu ve şezlong ücreti olan 7 euroyu karşılayacak miktarda içecek tüketmemize rağmen parayı önden aldılar. İçecek bu kuralın içinde değilmiş. Öğlen yemeğinden sonra bu tutarı hesaptan düştüler.


Sabah erken saatlerde çektiğim bu pozu günün diğer saatlerinde yakalamam imkansızdı.


Beautiful Aliki'de güneşte kurutulan ahtapotlar


Aliki'ye tepeden bakış

Aliki Beach'in arka tarafında antik çağdan kalıntılar vardı, deniz de çok güzel görünüyor ancak deniz kestaneleri boldu

Yolda giderken çektiğim bir fotoğraf, doğa hep yemyeşil.
 PARADISE BEACH

Paradise Beach’e Aliki dönüşü uğradık. Saat 4’ü geçiyordu o nedenle şezlong aramak yerine havluları kuma serdik ve kendimizi denize attık. Kumu çok ince, Türkiye’nin herhangi bir yeri ile kıyaslayamam çünkü böylesini daha önce görmedim. Deniz yine çok temiz ve sıcak. Sadece çok sığ olduğundan hafif ama sık dalgalar oluyor. Ilıca’nın daha az dalgalı ve hiç rüzgarsız hali diyebiliriz. Bir de etrafı yüksek, çamlık dağlarla çevrili. Denizin rengini tahmin edersiniz.


Deniz çok uzunca bir mesafede sığ, su belinize bile gelmiyor uzun bir süre.


SKALA POTAMIA


Denize girmek için gitmedik ancak akşam otele yerleşip duşlarımızı aldıktan sonra otele yakın olduğu için yürüyüş amacıyla gittik. Çok hareketli, kalabalık bir yer. Güzel waffle ve krep yapan yerler var. Yemek için de deniz kenarında bulunan Afrodit’i denedik, gayet başarılıydı.


MAKRYAMMOS BUNGALOWS


Tesise giriş kişibaşı 3 Euro. Tesis çok güzel ve geniş bir alana kurulu. Biz 11.30 gibi gittiğimizde hiç boş şezlong kalmamıştı ama buna rağmen yeşilliklere yayılma, üzeri tenteli masaları kullanma şansı bulduk. Tesis içinde bulunan restorantın yemekleri de gayet güzeldi. Sadece denizden memnun kalmadık. Rahatsız edici bir dalgası vardı ama o güne mahsus olabilir. Çünkü genelde bloglardan okuduğum kadarıyla bu koy herkesin önerdiği bir yer.

Denizin dalgası biraz rahatsız ediciydi, çok uzun zaman geçirmedik suda.


LIMENAS

Çarşısında biraz dolaştıktan sonra saatin erken olduğunu görüp antik tiyatroya gidelim dedik. Yola bakılırsa biraz tepede olmalıydı. Evinin balkonundan bize bakan bir teyze o yöne gittiğimizi görünce Yunanca bir şeyler söylemeye başladı ama nasıl hararetli konuşuyor. Meğer kadıncağız çocuk arabasıyla oraya gidemezsiniz demeye çalışıyormuş. Çok az çıkınca anladık zaten ve arabayı bir noktada bırakarak tırmanmaya devam ettik. Öyle böyle değil, kan ter içinde kaldık vardığımızda. Ve Bahadır’ın yorumu şu oldu: Antik Çağda yaşayanlar deli olmalı, bu kadar tepede tiyatronun ne işi var! Kısaca gidip yorulmaya değecek bir yer değildi.

Yemek için rezervasyon yaptırdığımız meşhur Simi Restoranta gittik. Kafamız rahat nerede yiyeceğimiz belli çünkü. Kapısında bekleyen görevli listesini kontrol ediyor, bizim ismimiz yok. İsimleri kağıtlara yazıp sonra tek listeye geçiyorlarmış. Çok tebrikler size, ne kadar ününüze yakışır bir yöntem. Tabi bizim kağıt uçtu mu ne oldu bilmiyoruz. Simi’ye karşı tamamen negatif duygularla başka yer bakmaya başladık. Çarşı üzerinde Tavernaki Restoranda yedik yemeğimizi. Nevizade’ye çok benzer bir havası vardı. Masalar sokakta ve kalabalık bir ortam. Yemekler de güzeldi, çalışanlardan Kosta da çok ilgili ve sempatikti.


Limenas merkezde de denize girilebilecek plajlar mevcut

Meşhur Simi Restaurant
 GIOLA

Sakın gitmeyin diye kocaman harflerle yazasım var. Çok çok bozuk bir yol, üstelik arabayı park ettikten sonra 25 dakika yürüyüş, berbat pis bir doğal havuz oluşumuyla karşılaşma ve o kadar yolu bu sefer yokuş olarak tırmanış. Sıcakta öldük bittik. Bunları Eda’yı kucaklayarak yapan daha çok bitti. Gidiş yolunda bizi uyaran kişiler oldu. Denizden hiç su gelmiyor, havuzdaki su hiç değişmediği için de çok pis, biz girmedik bile. Sadece fotoğraf çekmek için gidecekseniz gidin dediler. Ah kafamız. Hele hele hamile olduğumu bilseydik havuz muhteşem bile deseler yarı yoldan dönerdik heralde.


Yolun başı... birazdan pişman olacak masum köylüler




PSILI AMMOS


Burada gittiğimiz tesis çok başarılıydı. Deniz de tertemizdi ancak güneyde olmasına rağmen adada girdiğimiz en soğuk denizdi. Yine yüzdükçe alışılıyor ancak kıyıda durmak imkansız çünkü sudaki kumlar da buzlu kum gibi. Dolayısıyla çocukla kıyıda vakit geçirmek için çok uygun değildi ama onun haricinde çok beğendik.





POTOS

Akşam yürüyüş ve çarşısında alışveriş için gidilebilir. Yemek yediğimiz tavernanın ismini hatırlamıyorum ama adadaki en güzel balığı burada yedik. Fiyatlar tabi ki yine çok uygun.


Yemek yediğimiz taverna

SALIARA (MARBLE BEACH)

Burası haritalarda yok nedense o nedenle birisine sormadan bulması çok zor. Makryammos’a giderken sola değil sağ tarafa sapmanız halinde Marble Beach yoluna girmiş oluyorsunuz. Yol çok bozuk. Zaten yolda çok az Türk görüyoruz, arabalarımız kıymetli bizim dimi. Yol kötü de olsa en azından plaja kadar gidiyor ve indiğinizde yürümek zorunda kalmıyorsunuz. Mermer taşlardan oluşan bu plaj mutlaka görülmeli. Denizin rengine bayıldım. Tek sorun burada bir tesis vs.yok. Uzun süre kalınması zor o nedenle. Hadi sıcağın altında durmayı geçtim tuvalet bile yok.





LA SKALA BEACH


Glyfada ile Glikadi arasında bir tesis. Çok güzel ve konforlu görünüyordu, deniz de harika. Ancak biz gittiğimizde sadece orta kısımlarda boş şezlong kalmıştı, o nedenle çıktık ve Glikadi’de otelimiz garsonu tarafından şiddetle tavsiye edilen koya gitmeye karar verdik. La Skala’ya erken saatlerde gidilmeli mutlaka.


GLIFONERI


Minicik bir koy burası. Ufak bir otel ve ona ait şezlonglar var. Şemsiye yok ancak kocaman ağaç gölgeleri yerlerini tutuyor. Deniz çok temiz, sıcak ve dalgasız. Kenarlarda bulunan kayalıklarda deniz hıyarları vardı çokça ki bu da denizin temizliğini gösteriyor. Öğlen yemek yenilebilecek bir yeri de var, Taverna Glifoneri isminde. 







HOTEL ENAVLION

Enavlion Otel konum olarak çok güzeldi, denize 3-4 dakika yürüme mesafesinde ve kendine ait plajı var. Odalar çok konforlu ve tertemizdi. Her gün çarşaflar ve havlular değiştirildi, banyo temizlendi. Odada yaşadığımız tek sıkıntı ek yatak getiremiyor olmalarıydı. Sadece bebekler için ilave yatakları varmış. Öyle olunca üçümüz sıkışık bir şekilde yatmak zorunda kaldık. Hele tüm gece deli yatan bir kızla bu çok zor oldu. Otelimizi oda kahvaltı ayarlamıştık. Ancak restoranı o bölgede tercih edilen bir işletme olduğu için ilk akşam hemen denemede bulunduk. Yemekler çok lezzetliydi, ayrıca menü tüm Tasos’ta gördüğüm yerler arasında en zenginiydi. Garsonlar çok samimi ve güleryüzlüydü, özellikle de Eda’ya karşı. Eda için söylediğimiz yemekleri önden getirecek kadar, portakal suyu vs. söylediğimizde içine buz atmıyoruz değil mi diye soracak kadar düşünceliydiler. Çok basit şeyler ama çocuğa dahi içecekleri buzlu getiren garsonlara alıştığımdan garip geldi. Kısaca oteli kesinlikle önerebilirim. Ancak Tasos ucuz bir yer, genel olarak tatil ekonomik olmalı denilirse çok daha ucuz oteller vardı. Güzel bir araştırmayla ucuz ve rahat bir tesis bulmak kolay. Enavlion Otelin 1 gecelik fiyatı 115 Euroydu, üçümüz için toplam tabiki. Örneğin yine aynı mevkide Fedra Oteli önerebilirim. Biz yola erken çıkıp tatili önden 1 gece uzattığımız için bu otelde kaldık ilk gecemizde. Enavlion’da yer olmadığı için buraya yönlendirdiler. Denize sıfır bir oteldi. Odalarının biraz ufak olması dışında bir problemi yoktu bence. Sadece kahvaltı ya da yemek olayı nasıl bilmiyorum. Çünkü yine kahvaltımızı diğer otelde yaptığımız için deneme imkanımız olmadı.

Otel odamızın girişi, aynı zamanda balkonu




Yemeklerle ilgili;
Bloglarda o kadar olumlu şeyler okudum ki yemekler hakkında beklentiyi mi yüksek tuttum bilmiyorum, biraz hayal kırıklığı yaşadım. Deniz ürünleri güzel, menülerinde çorba, makarna, köfte gibi şeyler var. Ancak meze konusunda bize göre zayıf buldum. Cacıki var tamam da bir kızartma söylediğimizde onun yanında bile cacıki geliyor. Nerde bizim sarımsaklı yoğurtlu mezelerimiz. Taverna denilen yerlerde menüler hep birbirine benzer.

Yine de aç kalmak imkansız. Ayrıca porsiyonları acaip büyük. Mesela Tavernaki’de sipariş verirken Kosta bize yeter bu kadar daha fazla bir şey söylemeyin diye uyarıda bulundu. Ayrıca fiyatlar da çok uygun. 


Çok uzun bir yazı oldu ama parçalara ayırıp konuyu uzatmak istemedim. Tatil bu yıl için bitti, her gün tatil yazısı yazmak da çok hoş olmuyor o nedenle.
Tasos mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Gezilecek daha çok yeri var. Örneğin dağ köyleri, kiliseleri, müzeleri ama biz deniz turizmi için gittik ve buraları gezi planımıza dahil etmedik. Fotoğraflarda bolca su görmeniz bu sebepten.


Aaaa bu arada Eda büyüdü diye rahat tatil yaptığımı sananlar yanılıyor. Çocukla Yurtdışı tatilinin zor yanları çoktu. En zoru tuvalet konusuydu mesela. Malum taharet musluğu olmayınca ve bizimki hafif bağırsakları bozunca öyle zorlandım ki anlatamam. Tuvaletler her yerde temizdi neyse ki ama sürekli pet şişeyle gezmek de zor oluyor. Ayrıca Eda büyüdü ama ısrarla denize yalnız girmiyor. Tüm gün de denizde durmak isteyince Bahadırla dönüşümlü olarak ona eşlik etmemiz gerekiyor. 2 kişi olduğumuz için de hemen sıra dönüveriyor. Rahatlığı eski yıllara göre artmış olsa da çocuklu tatil hala zor.


HB

17 Mart 2014 Pazartesi

Mutlu Çocuklar İçin

Dr. Özgür Bolat “Mutlu ve başarılı bir insan nasıl yetiştirilir”  konulu konferans için dün Eda'nın okulundaydı. Bahadır katılamadığı için ses kaydı yaptım. Hem de yazıya döker, okurum sık sık diye düşündüm. Gerçi bu ara ses kaydı dinlemeye alıştık, yazıdan ziyade ses olarak koysam dinlemek daha mı uygun olurdu bilmiyorum ama neyse.

Bir gün gündem değişecek ve tek kaygımız çocuklarımızı nasıl mutlu bireyler olarak yetiştiririz olacak inşallah. İnanmak istiyorum.



Doğru bildiğimiz yanlışlar

-Dış odaklı mekanizma; başarının yeteneğe bağlanması.

*William Sidis dünyanın en zeki adamı kabul ediliyor. Mozart’tan çok daha zeki ancak ismini duyan yok. Sidis hiçbir alanda uzmanlaşmadı ve hiçbir ürün sunmadı, öyle olunca da toplum ona “dahi” adını vermedi. Bu tip insanlar başarılarını o kadar çok yeteneğe bağlamışlardır ki gerekli olan emeği vermezler.

Başarının sadece yeteneğe bağlanıp çalışmanın ikinci planda tutulması doğru sanılan yanlışlardandır. Yetenek temeli oluşturuyor ama başarı için belirleyici olan odaklı çalışma.


*Türkiye’de Milli Eğitimin önündeki en büyük engel Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Okuldan 6’da gelen bir çocuğun ilgilendiği faaliyetle ilgili pratik yapması imkansızdır.
Okulların Bilişsel beceriye bağlı bir yapıdan kurtarılması gerekir. Aksi halde bu becerisi düşük çocuklar “başarısız“ olarak etiketlendiği için parlayabileceği alanda da değerlendirilmemiş oluyor. Velilerin ve okulların yaptığı en büyük yanlış çocukları bilişsel becerisiyle değerlendirmeleri. Çocukları da mutlaka kendisini bulabileceği bir alana kanalize etmek gerekir.
Aile ve okulda çocuklar için öğrenme ortamı yaratılmalı.


*İyimser insanlar hayatın kontrolünün kendi ellerinde olduğunu düşünürler. Kötümser insanlara örnek; çocuk sınıfta oturuyor ve öğretmen kendisiyle konuşmadığı için öğretmen acaba bana kızdı mı diyerek sorunu kendisinde arıyor.

*En iyi aile anne-baba hemfikir kalınmış sınırlar içinde çocuğa seçme hakkı, özgürlük vermiş ailedir.

-Ödülle bir işi yaptırabilirsiniz; ancak tutum geliştirilmesini sağlayamazsınız.

*Ödül=rüşvettir. Bir çalışmanın sonunda ödül olduğunda o an için daha coşkulu çalışırlar ancak daha sonra bu işi ödülsüz yaptırmak istediğinizde sonuç alamazsınız.
Anne baba ödül vererek çocuğun etkinliğe olan ilgisini kendi elleriyle azaltır. Örneğin ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin dendiğinde ödev sadece araç olacaktır. Ödül bittiği anda zoraki yapmaya başlayacaktır. Aileler o anda çocuğun ödevini niye yapmadığıyla ilgilenmiyor. Ödül gerçek sebebi göz ardı eder.
Ödevi yapmamasının sebepleri ne olabilir?
Seviyesinin çok üstünde.
Becerisinin çok altında, sıkılıyor.
Becerisi örtüşse de anlamsız görüyor.

*Ödül birine bir işini yaptırabilir ancak asla tutum geliştirmesini sağlamaz. İnsanı motive eder, ancak sadece daha çok ödül için motive eder. Ödül ancak dış motivasyondan iç motivasyona geçmesini sağlarsa faydalı olur. Ödül öyle bir tasarlanmalı ki çocuk yaptığı işten zevk almalı.

*İnsanlar sevdiği işi iyi yapmazlar. İnsanlar iyi yaptıkları işi severler.

*Ceza ile ödülün bir farkı yoktur. Ceza davranışı meşrulaştırır, asla sorumluluk kazandırmaz.

*Araştırmalara göre ödevin ilkokulda katkısı %10’u geçmez, en büyük katkı lise seviyesinde olur. Ödev yerine araştırma heyecanı oluşturulmalı.

*Farklılaştırılmış eğitimde herkes kendi bilişsel becerisine göre sınıfta ayrı ders yapıyor.

*Akran öğrenmesi varsa ve farklılaştırılmış eğitim kültürü yaratılmışsa bilişsel becerisi yüksek olan çocuklar ile düşük çocuklar aynı sınıfta birbirlerinden öğrenebilirler.

-Övgü cümlelerine dikkat


Aferin çok zekisiniz         Başarısız olduğunda başarısızım der ve yapabileceği bir şey yoktur.
Aferin çok çalışkansınız.         Başarısız olduğunda başarısız oldum der ve yapabilecekleri vardır.

*Zeki olarak etiketlenen çocuk başarısız olduğunda “aptal” olduğunu düşünür. Bahane sistemini önceden kurar veya başarısızlığını gizler.

*Rusya’da çok ünlü ve başarılı bir bale hocası nasıl başarılı öğrenciler yetiştirdiğini şöyle açıklıyor: çok sert geribildirim yaparım, ağlayan sızlayan, kendilerini savunanları atarım. Ancak öğrenmeye açık olanları, gelişim odaklı öğrencileri yetiştiririm.

*Zeki çocuklar başarılarını zeki olmaya bağladıklarında başarısızlıktan kaçar ve egolarını geleceğine tercih edebilirler.

* Güzelsin, zekisin gibi çocukların değiştiremeyeceği şeylerle çocuğu överseniz onun depresyon altyapısını hazırlamış olursunuz.  

Benim seminer notlarım bu şekilde. Böyle okuyunca ya da dinleyince güzel oluyor, gel gelelim uygulaması bu kadar kolay değil işte. Hem bizim uygulamamız hem de çevredeki insanların bu bilinçte olması. İkisi de kolay görünmüyor. Benim bu açıklamalara ekleyeceğim; çocuklarımızın mutlu olmasını istiyorsak onlara mutluluğun “madde” ile hiçbir ilişkisinin olmadığını öğretmeliyiz. Eda oyuncak almak isterse ve biz de almayacaksak ona bir oyuncak için üzülmesinin doğru olmadığını anlatmaya çalışırız. Daha bunu anlayacak yaşta değil belki ama bunu şimdiden aşılamak önemli. Aksi halde arkadaşımda olan bende niye yok diye  düşünüp hep mutsuz olacağı kesin.

HB

*Fotoğraf okulumuzun sitesinden alıntıdır.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Annelik Karnesi

Annelik Karnesi
Annelik yaşı    15 ay
DERSLER      BAŞARI DURUMU
HARİKA     İYİORTA    KÖTÜFECİ
Yemek yedirmeü
Uyutmaü
Zaman ayırmaü
Oyun oynamaü
Dışarı çıkarmaü
İstediğini yapmaü
İstediğini yedirmeü
Sinirlenmeden günü tamamlamaü


SlingoMom dün kendi karnesini hazırladı ve tüm okuyucularını mimledi. Ben de hemen kendi notlarımı verdim. Durum çok da kötü değil gibi. Yemek yedirmeye iyi dedim; çünkü çok iştahsız bir kızım olmasına rağmen ve bu kız her lokmayı uzun süre ağzında tutmasına rağmen sabırla tabağını bitirmesi için uğraşıyorum. Annemse yemek yedirme konusunda harika yani tam not alır. Uyutma orta çünkü bu kadar aydır hala kendi kendine yatağında uyutmayı öğretemedim. Üstelik bu notlar 15 ayın tümünü kapsadığı için ilk aylarda gündüzleri hiç olmayan uyku düzenimiz notumu düşürdü. İstediğini yedirmeden en düşük notu aldım. Nedeni de sürekli zararlı şeyleri seven, dolaptan yeni çıkmış şeylerden ve özellikle dondurma yemek isteyen Eda hanımı bunlardan çoğunlukla mahrum bırakmam. Yani bu karneyi biraz da onun gözünden hazırladım. Bakalım, ikinci dönem bazı notlarımı yükseltebilirsem ortalamam iyi gelir sene sonunda J
Sıra sizde, okuyan herkes kendi karnesini hazırlasın hadi!

26 Eylül 2011 Pazartesi

Eğitim şart da..

Yaşadığımız ülkede mesleğinden memnun olan kişi sayısı kaç acaba? Kaçımız hayalini kurduğumuz mesleğe sahibiz veya kaçımız mesleğimizle alakalı bir işte çalışıyoruz? Türkiye’nin  %11,9’unun içinde “ne iş olsa yaparım” dediği halde işsiz olan kişi sayısı çok mu az? Emek yoğun ülkelerde karşılaşılan tipik sorular bunlar. Eğitim sisteminin oturmadığı ülkelerde çokça olan sorular. 

Sınav üstüne sınav ile okul-dershane arasında geçen bir okul döneminde işsizlik kaygısını daha o günlerden yaşayan bir çocuk bir yerlere gireyim de hangisi olursa olsun düşüncesiyle tercihini yapıyor. Garanti meslek mi, iş imkanları nasıl? Araştırılan noktalar bunlar oluyor. Meslek bana uygun mu, gerçekten severek mi yaparım işimi? ise ikinci planda. Böyle başlayan bir şey elbette “neresi olursa olsun, maaşı tatmin edici olsun yeter” ile devam edebiliyor. Maaş bile bazen görmezden geliniyor. Az da olsa bu profilin dışında kalan idealistler var elbette.



Ne ümitlerle girilen üniversite kapısından ne endişelerle çıkılıyor. Dünya kadar kitaplar hatim ediliyor, ne çok bilgi zihnimize yerleşiyor. Çoğu kullanılmamak ve birkaç sene sonra unutulmak üzere.



Meslek seçimi daha lisede şekillenmeye başlıyor. Kendi hatalarımdan yola çıkarsam;
Yabancı dile ilgim çok fazlaydı. Okul için hiç gerekli olmadığı halde haftasonlarımdan feragat edip İngilizce kursuna gittim. İngilizce öğretmenliği benim için cazipti veya ingiliz dili edebiyatı. Ama okuduğum okulda yabancı dil bölümü matematiği çok kötü olanların seçtiği, dersleri çok umursamayan kişilerden oluşan bir sınıftı. Ben sırf bu nedenle türkçe-matematik seçtim. Hem de böylece daha çok meslek seçeneğim olacaktı. Neyse üniversite sınavına girdik, tercihler yapılacak. Herkese danışıyorum, insanlardan akıl alıyorum. Babam “Öğretmen ol, ben senelerdir özel sektördeyim. Çok ağır çalışma şartları. Öğretmen olursan rahat edersin, kendine-eşine daha çok zaman ayırır, çocuğuna rahatça bakarsın” dedi. Fikrini söyledi ve gerisine karışmadı. Yine yanlışı yapma sırası gelmişti: puanım iyiyken niye bu puanı öğretmenlik yazarak harcayayım! Nasıl bir mantıksa..Üstelik ben tüm gün çocuklarla uğraşamazdım. Sanki yetişkinlere dert anlatmak çok kolay da..Şimdi pişman oluyorum bu düşüncemden dolayı. Hatta çok da kızıyorum kendime. Faydası olmadığını bilerek. Sevmediğim bir işi yaparken güzel yanlarını bulmaya çalışıp kendimi motive ederek. Kim memnun ki işinden, öğretmenler çok mu memnun diye kendimi avutarak. Ben tecrübe ettim, en azından çocuğumu bu konuda doğru yönlendiririm diye sevinerek. Daha önce de yazmıştım; sanatla uğraşmalı ki işini sevesin. Zevk aldığın, kendini mutlu hissettiğin şeyden para kazanmak için sanatçı olmak gerek. Bu benim için çok net. Eda bu konuda ne düşünür, sanatın herhangi bir dalıya ilgilenir mi, çok farklı bir meslek için idealleri olur mu? Belirsiz tümü şu anda. O gün bizim ülkemizde de Avrupa’daki gibi daha az mesai saatleri, daha dolgun ücretler, daha fazla iş imkanları olur mu? O da bilinmez. Bence imkansız ama herkes 4 çocuk yaparsa olur belki kim bilir J

HB

Popüler Yayınlar

Recent News