http-equiv='refresh'/>

çalışan anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çalışan anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2015 Cuma

Philips Avent #sütsaatim Projesi

Bebeği memeden kesilmeden işe başlamak zorunda olmayan anneler çok şanslı. 6 ay ücretsiz izin hakkımız var ancak hem maddi anlamda bunu kullanamayanlar çok hem de müsaade etmeyen şirketler. Dolayısıyla anneler sütlü nuriye durumunda işe başlıyor. 1,5 saatlik süt izninde eve gidip gelmek mesafeden dolayı pek mümkün olmadığında da mecburen süt sağmak zorunda kalıyorlar. Tıpkı benim yaptığım gibi. Sıkıntılara gelince…

-Süt sağmanın kendisi başlı başına sıkıntılı bir iş. Sırt ağrısı, uzun süren süresi..vs ile gayet sıkıntılı hem de. Emzirmek nerde süt sağmak nerde. Bebeğinizin gözüne bakıyorsunuz emzirirken, yumoş tenine dokunuyorsunuz.

-Yer sıkıntısı bir diğer önemli sorun. Çalıştığım şirket çok büyük bir alana sahip ve benim bulunduğum ofise yakın bir emzirme odası yapıldı, o da çok yeni bir olay. Yapıldı yapılmasına ama oda kışın buz gibi oluyor. Anahtarı deseniz bir asistanda kalıyor ve önce gidip onu bulman, anahtarı alman gerekli. Benim için kullanılabilirlikten uzak kısaca. Toplantı odalarımız ise fanus gibi, sırf cam. Bazı bayanların tuvaleti kullandıklarını duydum. Yarım saat ayakta öyle bir ortamda durarak bebeğine süt götürüyorlar düşünsenize. Bense şimdi ofisin içinde bulunan arşiv odasında kapıyı kilitliyorum. Tozlu dosyaların arasında. Lavabosuz, peçetesiz, rahat bir sandalyesiz arşiv odasında. Sonra da ofisin içindeki herkesin zeytinini, peynirini koyduğu buzdolabına götürüyorum.



-Hijyen. En önemli konu. Ben evden getirdiğim havlu peçetelerle, buzdolabı poşetleriyle temizliğimi kendimce sağlamaya çalışıyorum. Ama az önce belirttim, nihayetinde bir arşiv odası. Ne kadar temiz olabilir hayal edin. Bir de mesela ben günde 2 kez süt sağmak istiyordum ancak pompayı nasıl sterilize edeceğimi bilemediğim için günde 1 kere yapmak zorunda kaldım. Bu da sütün azalması demek tabi ki.



Oysa zor değil 1 tane minicik bir oda, içinde bir koltuk, lavabo, minik bir buzdolabı temel gereksinimler. Philips Avent Türkiye #sütsaatim isimli çok güzel bir proje başlatmış. Görselde açıklanmış. Ben de şirketimin İnsan Kaynaklarına bu projeyi ilettim. Umarım ilgilenip irtibata geçerler. Bana yetişmeyecek elbette ama bizden sonraki annelere umarım konforlu, hijyenik ve kullanışlı emzirme odaları yapılır. Siz de çalıştığınız yerde bu konuyu yetersiz görüyorsanız bu projeyle bir adım atabilirsiniz.


HB

9 Şubat 2015 Pazartesi

Fotoğraflarla Hamilelik Günlüğü-9


30. hafta

Bu haftanın sonunda evimiz misafirlerimizle şenlendi. Birkaç haftalığına da olsa annemler geldi. Onlarla birlikte Buket ablamlar ve Gökhan da haftasonu bizdeydi. Kalabalık güzeldir, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Keşke ben de biraz daha enerjik ve dinamik olabilsem ama 3’lü haftalarla birlikte iyice zorlaştı işim. 10 cm topuklu ayakkabıyla yürüyen bir kadından bile yavaş yürüyorum. Son 2 haftam, sonra evde yatış kısmetse.



31. hafta

Haftanın ilk gününde yemekhaneye yürüdüm. Ertesi gün bir panik, bir endişe. Günlükler 31. haftada bitecek diye ödüm koptu. Bebeğin sadece başı hareket ediyor sanki ve kanala girmeye çalışıyor gibi bir his. O gün işe gittim ama hiç yerimden kalkmadım desem yeridir. Magnezyum ve bol su ile toparladık çok şükür. Akşam eve gittiğimde de hemen yatağıma uzandım. İyice idrak etmiş oldum ki ben yürümemeliyim. İkea’ya gidip kızımız için bir şeyler almamız lazım. Hadi birçok şeyi internetten hallediyorum ama geri kalanları muhtemelen Bahadır gidip bensiz alacak. Hele İkea’nın içinde yorulmamak imkansız.

Hastaneye gelen misafirlere küçük hediyeler hazırlamak istiyorum. Etiketinden paketlemesine kadar her şeyine kendi elim değsin istiyorum. O nedenle hazır sipariş etmek yerine gerekli tüm malzemeleri alıyorum. İnşallah doğum iznine çıktığımda bunlarla meşgul olabilirim.



32. hafta

Yere düşürdüğüm çöpleri eğilip alamadığım için ufak bir çocuğun mama sandalyesinin altı gibiyse masam,
Öğlen yemeklerinde artık arkadaşlarıma ne aldırsam da sağlıklı beslensem diye düşünmekten gına geldiyse,
Etrafım burnunu silenlerle, aksıranlarla doluysa,
Ofisimiz 26 derece olduğundan yaz hamileliğini bana aratmıyorsa,
32.hafta da resmen bittiyse artık hakkımdır işgörmemek benim.

Yasal doğum iznim başladı. Doktorumun kararı yanısıra kendim de bu tarihte ayrılmayı istiyordum. Sonrasında ücretsiz izinlerle bir şekilde işbaşı tarihini öteleyeceğime göre önden çıkıp dinlenmek en iyisi. Bebeğim sağlıkla gelsin de niyetim en az 5 aylık olana kadar onunla kalmak. Bu da en erken ağustos sonunda işe döneceğim anlamına geliyor. Misssss. Geçici de olsa bir süreliğine işlerden uzak kalma fikri nasıl iyi geliyor. Gerçi ne kadar uzak kalınır bilinmez. Suni sancı sırasında ofisten bir iş sormak için aradıklarını da unutmuş değilim. Hayırlısı artık.


HB

27 Kasım 2014 Perşembe

Figen ile soru sormaca oynadık

İnsanın çevresinde hep pozitif insanlar olmalı. Diğer türlüsü hayatı gerçekten çekilmez kılıyor. Figen hayatımda bu insanlardan biri. İş hayatının bana kazandırdığı iyi arkadaşlarım var şanslıyım ki. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığını düşünürsek..evet çok şanslıyım.
Çok tatlı bir anne aynı zamanda Figen. Oğlu Ömer de annesine çok düşkün. Arabalara bayılıyor, her modeli söyleyebilir sorsanız muhtemelen. Yaklaşık 2 ay annesinin işi sebebiyle kaldığı İtalya’da otomobil müzesine gitme fırsatına kavuştu. Bu yaşında arabalar hakkında benden çok daha donanımlı kısaca :)

Figen’in anne olduktan sonra oluşturduğu bir blogu var.  Çok güzel bir anlatımı vardır, zevkle okurum yazılarını. Soru sormaca yanıtlarından da anlayabilirsiniz bunu. Kendisine çok teşekkür ederek hemen cevaplarına yer veriyorum.

Hem yapmayı hem yemeyi sevdiğin bir yemek tarifini kısaca paylaşır mısın?

Tarçınlı havuçlu cevizli kek J 3 yumurta, yarım su bardağı şeker (eskiden 1 bardaktı, Ömer’den sonra şekeri azalttık), yarım su bardağı süt, yarım su bardağı yoğurt, yarım su bardağı zeytinyağı, 1 su bardayı kavrulmuş ceviz, 1 su bardağı rendelenmiş havuç, 2 su bardağı un, 1 çay kaşığı tarçın, 1 paket kabartma tozu.

Eklenme sırasına göre yazdım. Kek yapmayı hepimiz biliyoruz zaten J

-Anne sıfatının önüne kendi karakterini düşündüğünde hangi sıfatı yakıştırırsınız?

Mutlu anne J anne olmayı çok seviyorum, çocukları da. Anne olduğum için tahmin edebileceğimden çok daha fazla mutluyum.

-Anne olduktan sonra çevrenden duyduğun en sinir bozucu cümle nedir?

Anne olduktan sonra çevremdekilere çok sinir olmuyorum desem yalan olmaz. Ama ilk aylarda “bu çocuk doymuyor” diyererek oğluma mama vermek isteyenlere deli olurdum! Üstelik Ömer her ay 2kiloya yakın alırdı. Yine de sütün yetmiyor derlerdi J

-Yaptığı işten memnun birini tanımıyorum. Peki sen nasıl bir işte, hangi şartlarda çalışmayı dilerdin?

Ben yaptığım işi çalışma saatleri dışında gerçekten çok seviyorum ama önce “eş”, sonra da “anne” olduğum için frene bastım ve iş için yaptığım fedakarlıkları durdurdum. Kesinlikle akşam 3-4 civarı çıkabileceğim ve sosyal sorumluluk yanı daha ağır basan bir işte çalışmak isterdim.

-Akşam eve gittiğinde seni bekleyen minikkuş/kuşlar ile nasıl vakit geçiriyorsun?

Ömerle buluştuğumuz an kapıda dans etmeye başlıyoruz ve hemen kucağıma atlıyor. Aylardır hiç değişmedi J Bir süre öpüşüp koklaştıktan sonra anneannesinden evimize gidiyoruz ve 1-1,5 saat içinde yemek hazırlama+yeme+toplama faslını bitiriyoruz. Akşamımız en çok araba sürerek ya da yarışarak geçiyor. Her akşam yakalamaca ve saklambaç standart J Bunun dışında birlikte çok fazla aktivite yapıyoruz. Kesip biçiyor, kendi otoparkımızı inşa ediyor, resim yapıyor, oynuyor da oynuyoruz. 2 yaşından sonra babasıyla yerde boğuşmak da bir geleneğe dönüştü, ben de o arada mutfak işlerimi hallediyorum.

Ayrıca kek ve kurabiyelerimizi genelde birlikte yapıyoruz. Benimki gibi obur bir çocukla yemek hazırlamak kadar keyifli çok az şey vardır J
Burada değinmek istediğim bir konu var: bazen “anne günü” bazen de “baba günü” olabiliyor. Çok yoğun ve yorucu geçen bir günün ardından oğlumla kalitesiz ve zoraki vakit geçirmektense o akşamı eşime bırakabiliyor, daha ziyade uzaktan katılımcı ya da dinleyici oluyorum. Benzer durum eşim çok yorgun ve ben kendimi çok enerjik hissettiğimde de geçerli oluyor.

-Blog yazmayı sevdiğine göre kitapları da sevdiğini düşünüyorum. Mutlaka okunmalı dediğin, en sevdiğin kitap hangisi?

Ben genellikle başkalarının özel hayatını okumaktan keyif almıyorum, kurgu bile olsa. Bu nedenle edebi yönü çok kuvvetli olmadığı sürece fazla roman okumuyorum. Blog okurken de romantik bir akşam yemeği, eşten gelen bir çiçeğin anısı vb şeylerin paylaşıldığı yazıları okumam. Tecrübe ve bilgi içeren kitapları okumayı seviyorum.
Ahmet Şerif İzgören, Doğan Cüceloğlu, Anthony Robbins gibi kişisel gelişim kitapları favorim. Nazan Bekiroğlu da kitaplığımızda büyük yer tutar. Ömer’den sonra daha çok bebek-çocuk bakımı&psikolojisi üzerine kitaplar ve araştırma yazıları okumaya yöneldim.

En sevdiğim kitap “Küçük Prens”. Herkes, her anne mutlaka okumalı.
Ülkemizin ve dünyanın geldiği noktanın nerelere varabileceğini anlamak ve dersler almak üzere Paul Auster – Son Şeyler Ülkesini’de tavsiye ederim.

-Takipte olduğun bloglar hangileri? İlk üçünü sıralar mısın?

Ben de senin gibi arkadaşlarımın bloglarından, bilhassa çocuklarının güzel yüzlerini görmekten keyif alıyorum. Bazı paylaşımlardaki sahteliği görünce blog dünyasını sorgulamıyor da değilim hani J müdavimi olduğum bir blog yok ama sıklıkla takipte olduğum ilk aklıma gelen bloglar: Cafe Fernando, Cafenohut, Portakal Ağacı.

-“Hayır” diyebilen bir yapın var mı? Çevrendekilere ve çocuğuna göre yanıt değişir mi?

“Hayır” deme konusunda çok başarısızdım. Misal: Ertesi sabah 5te yola gideceğim bir akşam oturup arkadaşımın bebeğine kurabiye pişirdim J Oğlum doğduktan sonra biraz törpülendim. Oğlum ve annemle birlikte İtalya’da geçen 2 aydan sonra ise çevreme “hayır” demek oldukça kolaylaştı.

Çocuğuma “hayır” demenin kolaylığı konusuna göre değişiyor. Onun sağlığını etkileyen hiçbirşeye “evet” demeyeceğimi hem oğlum hem çevremdekiler bilir. Mesela ben yanındayken asla pakette satılan hazır gıda tüketemez, cevabım çok nettir, sormaz bile. Televizyon konusunda da çok tutarlıdır cevabım.

Fakat sürekli vicdan muhasebesi yapan ve onunla  geçirdiği vakti az bulan bir anne olarak bazı konularda “biraz daha” teklifini kolay kolay geri çeviremiyorum. Bu nedenle biraz daha kamyon sürerken uyku saatinin sarktığı oluyor. Ya da suyla oynarken yıkanması 1 saati bulabiliyor. Açıklarımı suistimal etmeye yatkın bir çocuk olsa muhakkak kendimi frenlerdim ama Ömer asla öyle bir çocuk olmadığı için ben de biraz esniyor ve onunla eğlenmeye öncelik veriyorum.

-Seyahat desem? Yurtdışı-yurtiçi nereler senin en sevdiğin seyahat noktaları?

Yurtiçinde en sevdiğim seyahat noktası Kapadokya. Hem hamilelik haberimi alıp manevi olarak, hem de aynı gün balona binip fiziki olarak havalara uçtuğum, hayranlıktan ağzımı açık bırakan, muhteşem bir mekan. Birden çok kez gidebilirim.

Yurtdışında en çok Prag, Viyana ve Monte Carlo’yu sevdim. Prag’ın Unesco tarafından korunmuş olması her köşesinde kendini belli ediyor. Monte Carlo zenginliği, temizliği ve lüksüyle başımı döndürmüştü. Viyana ise müzeleri, sarayları, sanat galerileriyle doyamadığımız, tekrar gitmek istediğimiz bir rota.

Merak ettiğim seyahat noktaları ise başta kuzey Avrupa ülkeleri, Paris, Barselona ve Güneydoğu Anadolu.

-Miniğinle birlikte çekilmiş bir fotoğrafını paylaşır mısın? Senin en sevdiğin fotoğraf olsun.

Ona kavuştuğum, ilk kez dokunduğum anın fotoğrafı benim için hatıralarımın başköşesindedir. Paylaşabileceğim en sevdiğim fotoğraf ise kolaj şeklinde; ofisimi, evimi, sosyal medya hesaplarımı süsleyen aşağıdaki. Onun terchilerine göre hazırladığım ve kendi doğumgünü şarkısını söylediği 2. Yaşgünü J


19 Kasım 2014 Çarşamba

Soru Sormaca

Eda’nın düzgün cümleler kurup konuşmaya başlamasından itibaren oynadığımız bir oyun var: soru sormaca. Bu sadece ve sadece arabada seyahat ederken oynadığımız bir oyun. Eskiden arabada çok ağlardı çünkü, sıkılırdı ve bizim onu oyalamak için “hadi soru sormaca oynayalım” dediğimiz günler hala aklımda. Artık biz değil o istiyor oynamayı. Ne zaman aklına gelirse o an başlıyor oyun. Sorular “en sevdiğin renk, en sevdiğin hayvan, en sevdiğin şarkı…”gibi. Yani çocukluğumuzun anket defteri soruları.
Ben de blogger anneler ile soru sormaca oynamak istedim. Bu soruları yanıtlayıp blogunuzda paylaşır mısınız? Özellikle birilerini mimlemek istemedim. Bu yazıyı okuyan tüm anneler mimlenmiş sayılsın kendini. Yazınızın linkini yorum kısmında mutlaka paylaşın, sonrasında yazıyı buna göre düzenleyeceğim. Blogu olmayan anneler ise maille bana yazarsa onlara da yer vermek isterim.


·      Burcu soru sormaca oyunuma katılıp sorularımı cevaplamış. Kendisine çok çok teşekkür ederim. Çok sevdiğim bir yemeğin tarifini ve samimi bilgiler içeriyor. Buyurun tıklayın

·         Gülin oyunuma katılıp sorularımı cevaplamış. Tatlı kızları hayatına girdikten sonra hayatının ne kadar değiştiğinden bahsediyor. Devamı için sayfasındaki linke buyurun.




İlk cevaplar da benden olsun :)

-Hem yapmayı hem yemeyi sevdiğin bir yemek tarifini kısaca paylaşır mısın?

Ben bir meze aşığıyım. Hergün meze yiyerek hayatımı sürdürebilirim. Şu sıralar humusa taktım. Hem besleyici, hem basit, hem de müthiş lezzetli.
Benim tarifim şöyle: Tüm ölçülerim göz kararı. Nohutu haşlayıp, kabuklarından ayırıp blenderdan geçiriyorum. Sonra 1 kaşık kadar tahin ekliyorum. 1 limonun suyunu, sarımsağı, çok az tuz ve çay kaşığının ucuyla kimyon ekledikten sonra birbirine iyice karışmaları için tekrar blender yapıyorum. Tereyağda kırmızı tatlı biber yakıp üzerine onu gezdiriyorum. Hazır.
Yemek olarak da makarna ve yaprak dolması düşkünlüğüm var. Makarna yapılışını öğrenci evinde kalanlar bile bilir. Sarmada Yüksel annemden birkaç değişiklik öğrendim. İçine çok bolca yeşillik koyuyor, pirincini çok daha az koyuyor. Öylesi çok daha güzel. Bir de yarı yarıya pirinç ve bulgur ile yapıyorum ben. Yapmayı da yemeyi de severim ama yapmak için vaktim olacak tabi önce.

-Anne sıfatının önüne kendi karakterini düşündüğünde hangi sıfatı yakıştırırsınız?

Sade Anne tabiki. Beni en çok tarif eden sıfat bu olmalı.

-Anne olduktan sonra çevrenden duyduğun en sinir bozucu cümle nedir?

Eda’ya birkaç kez söylendiğini duyduğum “Sen bizim kızımız olsana” cümlesi ve “bizim zamanımızda…”ile devam eden cümlelerin tamamı.

-Yaptığı işten memnun birini tanımıyorum. Peki sen nasıl bir işte, hangi şartlarda çalışmayı dilerdin?

Bir kere bu çalışma saatleri içinde hangi işi yapsam memnun olmam. Sabah evden çıkışım ve eve dönüşüm arasında 12 saat olduğunu düşünürsem çalışmak için yaşadığım sonucu çıkıyor. Beni sadece masamda oturtsalar, elime hiç iş vermeseler bile bu kadar saati dışarıda geçirmek yorucu. Şöyle sabah 8.45 akşam 4 arası olsa mesai benim için ideal olur. Bunun yanında anlayışlı yöneticiler isterdim. İşverenlerden çok çalışanları koruyan düzenlemeler olsun isterdim.

-Akşam eve gittiğinde seni bekleyen minikkuş/kuşlar ile nasıl vakit geçiriyorsun?

Yemek faslının hemen arkasından kendimi evcilik oynarken buluyorum. Bebeklerini kucağıma verip “al teyzesi” diyor bana ve oyun başlıyor. Sonra okuldan gelen bir dosya varsa onu inceleme, kitap okuma, uykuya hazırlanma derken zaman geçiyor.

-Blog yazmayı sevdiğine göre kitapları da sevdiğini düşünüyorum. Mutlaka okunmalı dediğin, en sevdiğin kitap hangisi?

Kendi kendimle konuşuyor gibi oldum :) Ahmet Ümit kitaplarının tamamına bayılıyorum. Elime aldıysam birkaç günde biter illa ki.

-Takipte olduğun bloglar hangileri? İlk üçünü sıralar mısın?

Arkadaşlarımın yazdığı blogları severek takip ediyorum. Bunların dışında ecnebi bir blog var çok sevdiğim. Hatun üçüncü bebeğe hamile ve bloguna, kendine ve gezme tozmaya bu kadar nasıl zaman ayırabiliyor hayret ve hayranlıkla izliyorum. Linki: http://lovetaza.com/
Yemek bloglarından http://kitcheninred.com/  var. Tarifleri ayrı, fotoğrafları ayrı güzel.
Bir de http://www.secdus.com/blog var. secdus özenle satışa çıkardığı ürünleri burada bir hikaye anlatır gibi yazıyor. Tabi sadece ürünleri üzerine değil. Paylaştığı fotoğraflar da çok özgün ve yaratıcı.

-“Hayır” diyebilen bir yapın var mı? Çevrendekilere ve çocuğuna göre yanıt değişir mi?

Sanırım çocuğum olduktan sonra hayır demeyi öğrendim. Eskiden bu konuda pek başarılı değildim. Eda sayesinde belki bu yanımı geliştirdim. Çocukların “hayır”dan anlaması gerektiğini düşünüyorum. Ebeveynler ve özellikle de babalar çocukların her istediğine tamam diyerek aslında en büyük yanlışı yapıyorlar.

-Seyahat desem? Yurtdışı-yurtiçi nereler senin en sevdiğin seyahat noktaları?

Yurtiçinde görmeyi istediğim çok yer var. Örneğin Hatay, Kapadokya ve Kaş gibi. Yurtdışında da İtalya’yı çok merak ediyorum. Barcelona gezimizden çok keyif almıştım. Çocukla yurtdışı seyahati planlanıyorsa ilk sıralarda olabilir burası.

-Miniğinle birlikte çekilmiş bir fotoğrafını paylaşır mısın? Senin en sevdiğin fotoğraf olsun.

Mine’nin çektiği tüm fotoğraflar olabilir. Onun çekimlerine bayılıyorum.



Hadi anneler, cevaplarınızı merakla bekliyorum.


HB

23 Ekim 2014 Perşembe

Doğum İzni Süreleri

Dün babycenter forumda gezinirken benim gibi Mart 2015’te doğum yapacak annelere bir soru sormak geldi aklıma. Ülkelerinde doğum izninin ne kadar olduğunu merak ettim. Bizimkini az buluyorum ya.. Amerika’da doğum izninin yasal olarak hiç olmadığını öğrendim yazılanlardan. Eyaletlere göre, işverenlerin kendi iç düzenlemelerine göre süreler değişiyormuş. Ancak maksimum ücretli olarak 12 hafta kullanılıyormuş. Avrupa’da ise olanaklar tabi ki daha iyi. Linke tıklayarak tüm yorumları okuyabilirsiniz. Çarpıcı bulduklarım ise…

Amerikalılar bizden de şikayetçi.. Bir tanesi 14 hafta izin kullanabildiği için işverenini övmüş.







Kanada’yı tuttum. Burada yaşanır.




Bu yorumları okuduktan sonra 16 hafta birden gözümde uzadı. Bir de üstüne süt izni, rapor, yıllık izin eklenince yine epeyce süre oluyor. Ama tabi bu demek değil ki Türkiye’nin de her yerinde bu uygulanıyor. Küçük yerlerde 16 hafta bile verilmiyor olabilir. Sadece küçükler de değil. Çok kurumsal, büyük çaplı şirketlerin kadınları işe alırken belli bir süreyle çocuk doğurmayacağına dair sözleşme imzalattıklarını biliyoruz. Doğum izni annelerin hayatta ihtiyaç duyduğu en kıymetli izin aslında. İlk 6 ay sadece anne sütü sloganları havada uçuşurken 2.ay sonunda işe dönmek zorunda kalan annelerin psikolojisini hayal edebiliyor musunuz? 16 hafta bu tabloya göre uzun gibi görünüyor olabilir, eski şartlara göre evet öyle. 40 günlük bebeklerini bırakıp işe dönermiş eskiden kadınlar. Ama aslında 16 hafta yani 8+8 hafta demek az önce söylediğim gibi 2 aylık bebeği evde bırakmak demek. Gönül ister ki en azından 6 aya uzatılsın bu süre.


Şöyle bir tablo buldum.

ANALARA
Ücretli doğum izni
Doğumdan önce 1 yıl sonrası için 150 gün.
16 hafta
126 gün
15 hafta
Doğumdan önce 6 hafta sonrasında 1 yıl.
16 hafta
52 hafta
AMERİKA KITASI
Ücretli doğum izni
90 gün
12 hafta
120 gün
18 hafta
18 hafta
0 gün

Ücretli doğum izni
14 hafta
90 gün
12 hafta
90 gün
14 hafta
14 hafta
14 hafta
30 gün
60 iş günü
12 hafta


ASYA KITASI

Ücretli doğum izni
90 gün
126 gün
98 gün
12 hafta
6 ay
14 hafta

 




Popüler Yayınlar

Recent News