http-equiv='refresh'/>

hediye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hediye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Doğum İkramlarımız



Doğum iznine yasal sürem başlar başlamaz ayrıldığım için ikramlarımızı hazırlamak için evde bolca vaktim oldu. İşe ilk önce buzdolabı magnetleriyle başladım. Keçelerle biberon ve body süsler yaptım. 30-35 tane hazırlamıştım çünkü her birinde detay fazlaydı ve ciddi zaman alıcıydı benim için. En çok beğenilen ve daha hastanede biten ikramlarımız bu süsler oldu. Hatta pişman olduk annemle birkaç gün daha uğraşıp sayıyı arttırsaydık keşke diye.




Sonra lokumlarımızı süsledik. Şeker hamuruyla kelebek kalıplarımızdan bu süsleri yaptık ve suyla lokumların üzerine yapıştırdık. Hem hazırlaması kolay hem de gayet şirin görünümlü oluyor.



Kokulu sabunların yapımı çok eğlenceliydi. Her sabun eritişimizde farklı bir renk tonu çıkıyordu. Epeyce yorucu oldu, sayı olarak fazla hazırladık çünkü. Ancak evi de mis gibi kokular sardı.
Kokulu sabun yapımı çok ama çok kolay bu arada. Evde herkes kendi yapabilir rahatça. Malzemeleri internetten aldım. Opak beyaz sabun, şeffaf sabun, esans, neon boya ve kalıp gerekli sadece. Sabunları minik küpler şeklinde kesiyoruz öncelikle. Sırf beyaz da kullanılabilir ama az miktarda şeffaf sabun katıldığında daha parlak görünümlü oluyorlar. Kalıplara yetecek miktarda sabunu benmari usulü eritiyoruz. İlk seferde denk getirmek zor ama sonra ayarlaması basit oluyor. Erittiğimiz sabunlara istediğimiz renk boyadan 4-5 damla ekliyoruz. Buna kendiniz karar veriyorsunuz aslında, ama yavaş yavaş eklemekte fayda var. Ardından koku verecek esansı ekliyoruz. Ben zambak ve yasemin esansları almıştım. Son olarak da bu karışımı kalıplara döküp 15-20 dk kurumasını bekliyoruz. Önemli bir not; karışımı kalıplara dökmeden alkol sprey kullanmalıyız. En son işlemden sonra, yani karışımı döktükten sonra da alkolle oluşan kabarcıkları söndürmeliyiz.
Kalıp konusunda da ipucu; internette özellikle sabun için satılan kalıplar var ancak genelde tekli ya da ikili. Bunlardan çok sayıda almalısınız ki erittiğiniz sabun miktarını çok tutabilin. Aksi halde tek tek uğraşılacak iş değil. Kalıplar da maliyetli epeyce. Ben bunu yapmak yerine pazardan silikon kek kalıpları aldım. Bir de ikea’nın buz kalıplarını kullandım. Aynı işi görüyor. Hem de bu şekilde tek seferde bir sürü sabun hazırlamış oluyorsunuz.









Mümkün olduğunca taze ikram edebilmek adına en son olarak kurabiyelerimizi hazırladık. Kalıpları ve süslemek için gerekli olan malzemeleri yine internetten aldım. Dünya kadar çeşit var. çok profesyonel görünümlü olmadılar evet ama en azından kendimiz hazırlamış olduk.




İkramlarımızın içinde sadece lavanta keselerini sipariş ettim. Bunu da lohusa tacımı ve terliklerimi hazırlayan bir bayan hazırladı. Kendisinin instagram hesabı var ve çok uygun fiyata harika şeyler yapıyor.



Bugün itibarı ile hepsi tükenmiş durumda. Umarım bizi ziyaret edenler için güzel bir anı olarak kalmıştır.


HB

3 Şubat 2015 Salı

Hazırlıklar

Hastaneye gelecek olan misafirlerimiz için birkaç ufak tefek şey hazırlamak istiyorum. Şeker hamuru denen katkılı şeyi sevmesem de pek güzel duruyor kendisiyle yapılan kurabiyeler. Ben de özendim işte. Bunun için de kalıp ve gerekli hammaddeleri aldım. Kendim yapmayı deneyeceğim. Aslında başta uğraşmayıp yaptırma fikrim vardı. Tanınmış yerler minicik kurabiyeler için kocaman fiyatlar söyledi. Bu işi evde yapanlar var ama hiç tanımadığım birine de güvenemedim. Nasıl bir ortamda yapılıyor, ne malzeme kullanıyor, temiz mi düzenli mi bilmeden…Çok süslü püslü profesyonel bir görüntü çıkmayacak ortaya bilsem de en azından kendim yapmış olacağım. Alışverişi de biraz abarttım gerçi. Öyle güzel malzemeler var ki sanki sürekli bu işi yapacakmışım gibi bir sürü merdane, kalıp filan aldım.

Yalnız bir konuda tükürdüğümü çok fena yaladım. Hayır çok eskiden söylemiş olsam bir derece, daha birkaç hafta önce dalga geçtiğim şeyi şimdi kendim yapıyorum. Lohusa terliği.. Hala gösterişe meraklı değilim ama instagramda bir bayan çok güzel modeller yapıyordu, dayanamadım sipariş ettim. Elime geçtiğinde fotoğrafını paylaşırım. Aslında çarşıya çıkma şansım olsa benzerini çok rahat yapabilirdim, ama ne o kadar yol gitmeye halim var ne de dükkan dükkan gezmeye. O da hazır oluversin artık.

Bu kadar kuru, fotoğrafsız bir yazı okutmamın acısını çok yakında çıkaracağım inşallah. Blogda olmaz instagramda olur. Çok kısa bir süreliğine bol vakitli bir Sade Anne olacak karşınızda.


HB

22 Ocak 2015 Perşembe

Fotoğraflarla Hamilelik Günlüğü-8



27. hafta

Zorlu parkura geldik. Aslında bu sefer çok daha erken girdim zorlu kısma. Doktorun bebek aşağıda demesiyle birlikte günlük rutinim tamamen değişti. 27.hafta yılbaşı tatiline denk geldi, 2 gün de rapor aldım dinlenmek umuduyla. Ancak Eda da hastalanınca dinlenmek bir hayal oldu. Bu riskli durum beni psikolojik olarak da etkiledi. Örneğin mutfakta yemek yaparken bile kendimi suçlu hissediyorum. Hep dinlenmeliymişim, dikkat etmeliymişim gibi geliyor. Nitekim öyle de olmalı aslında. Çünkü zaman zaman kasılmalar hissediyorum. Başı aşağıda olduğu için baskı da çok fazla. Azıcık yürüsem yoruluyorum. Günlük 4000 adımlardan 200 adımlara indim. Daha yasal doğum iznimin başlamasına 5 hafta var. Uzun bir süre. İnşallah hayırlısıyla atlatırım.

*Fotoğraftaki boyunluk ve bere Minecimin tatlı annesi tarafından benim için örülmüş. Bayıldım! Çoraplar Ayça ve Koray’dan Aden’e hediye, yani minik kızım için gelen ilk hediyeler.



28. hafta

Kar yağışı, soğuklar, kat kat giyinmekten robotlaşan halim bu haftanın özeti. Artık bu konuda daha netim. Kış hamileliği bence daha zor. Çizmeyi bırakın bot giymek bile zor. O fermuarı çekene kadar ne şekillere giriyorum ben. Sonra kötü hava koşullarında dışarıda olma sorunu var. Mesela kar yağınca servis durağına yürüyemeyeceğim için arabayla gelmek zorunda kaldık ki ne kadar tehlikeli. Kamuda çalışan hamilelere tatil ilan edildi. Bizim ne günahımız var!
Bu hafta sonunda doktora gittim. Kızımın kilosu, boyu normal çok şükür. Baş yine aşağıda ama onun artık değişme ihtimali yokmuş. Bol bol yatak tembihlendi yine o nedenle. İdrar tahlilim normal çıktı, taşı düşürdüğüm için rahatladım. Ancak kanda lökosit oranı yüksek çıktı. Onun da sebebi boğaz enfeksiyonu. Ne yazık ki antibiyotik kullanmaya başladım.



29. hafta

İkinci hamilelik ilki gibi değilmiş. Başlarda her şey çok kolaydı, hamile olduğumu bile unutuyordum. Ama sonraları ağırlık arttıkça, dinlenme ihtiyacı büyüdükçe zorlaşmaya başladı. Öyle ayaklarımı uzatayım tüm gün yatayım şansın hiç olmuyor. Normal bir gebelikte gerek de yok buna ama benim doktorumun tam olarak istediği bu. Hamilelik ne kadar da sıkıntılı olsa çok güzel. İçerdeki minik tekmeleriyle ben burdayım dedikçe mutlu hissediyorsun. Her doktora gidişte onu göreceğin için heyecan duyuyorsun. Aşk hamilelikte başlıyor daha.

3 hafta sonra doğum iznine ayrılıyorum. Bu ara işlerimi devretmeye çalışıyorum. Eda’nın da okuldaki ilk dönemi bitti sayılır. Cumartesi günü okulda sunumları vardı. Çok ama çok gurur duyuyor insan. Okul hayatı hep böyle mutlu, başarılı geçer umarım. 2 haftalık tatiline az kaldı. Tam onunki bitecek benim iznim başlayacak ve ben ilk günler işe gelmediğimi söylemesem sanırım daha iyi olacak.



HB

7 Ocak 2015 Çarşamba

Bir hediye bu kadar işlevsel olur

Bahadır bana İspanya'dan bir hediye getirmişti, ig’de takip edenler hatırlayacaktır. Kendime zorla hediye getirtince Bahadır’ın bu hediyeyi seçmekle bana bir ders vermek istediğini düşünenler olabilir. Ancak durum böyle değildi. Bu güzide hediye gayet sevilerek, beğenilerek alınmıştı. Oysa açarken yüzümdeki ifade pek sevilecek türden değildi. Annem bile değil de anneannem seviyesinde beğenilebilirdi böyle bir model. Hayır biricik eşimin zevksiz olduğunu söyleyeceğim ama benimle evli neticede. Nasıl yaptı böyle bir şeyi anlamadım ben. O gün anlamadım ama bugün, daha doğrusu son 2 haftadır tükürdüğümü yalamaktayım.



Bu yelek benim kurtarıcım oldu. O gün etikette gözüken bedene geleceğime dair inancım yoktu. Fakat beden tablosunun basamaklarını hızla tırmandıktan sonra askıda öylece duran hediyeme bir şans vermeye karar verdim. Giydiğim gün beni sıcacık tuttuğunu görünce de onunla tamamen barıştım. Gerçi ofise gelince hemen üstümden çıkarıyorum ama olsun. İşlevini yerine getirmesi önemli. Biricik eşim meğer geleceği görüp bana hamilelik yeleği almış!

Sözün özü bir şey hakkında kötü konuşmadan, atıp tutmadan önce ona bir şans vermeyi deneseniz çok şey değişebilir. Vay be, bir hediyeden mesaj içerikli yazı çıktı daha büyük işlev mi olur.


HB

26 Aralık 2014 Cuma

Sadeanne'den Hediye

Yılbaşı için ben de bir kişiye hediye vermek istedim. Aslında bir süredir aklımda vardı ama ne olacağına bir türlü karar verememiştim. Mağazadan bir şey alıp onunla çekiliş yapmak istemedim. Bazı bloglarda denk geliyorum da galiba Watsons cirosunun büyük bölümünü blogların çekilişleri ile yapıyor. Kitap istemiştim, aklımdaki de belliydi aslında. 2014’te kaybettiğimiz Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi isimli kitabı ve yanında bir çocuk kitabı olsun istiyordum ama baktım daha önce bir kez kitap çekilişi yapmıştım. Değişik olsun bu sefer, o başka zamana kalsın dedim.

Hediyem el emeği bir çanta. Tasarımı ve önündeki süslemeler bana ait, sadece dikimini kendim yapmadım. Dolayısıyla hediyeyi göndereceğim kişi taktıkça SadeAnneyi hatırlayabilir. Umarım öyle olur yani.



Katılım şartları şöyle:

-Instagram üzerinden katılacaklar; yukarıdaki fotoğrafı profillerinde #sadeannedenhediye hashtagi ile paylaşıp benim hesabımı (@haticebln) etiketlemeliler. Bu şekilde paylaşımda bulunan kimseyi atlamamış olurum.

-Facebook üzerinden katılacaklar; çekiliş yazı linkini hesaplarında paylaşıp buraya yorum bırakırlarsa yine takibim açısından kolay olacaktır. (yorum kısmında paylaşımın yapıldığı link de yazılmalıdır)

-Instagramda gizli hesaplar çekilişe dahil edilmeyecek.

-Paylaşımlar 31 Aralık gecesine kadar devam edebilir. Sonrasında aralarından biri çekilişle seçilecek.

-Kargo ücreti tabi ki bana ait. Hediye çekilişlerinde aksini düşünemiyorum :)

O zaman bol şans!


HB


Çekilişimiz sonuçlandı. Kazanan tubasanal77 isimli ig kullanıcısı. Herkese ilgisinden dolayı çok teşekkürler. Tuba hanımı da tebrik ediyorum. Toplam 81 kişi çekilişe katıldı ve sonuç http://www.cekilisyap.com/ ile belirlendi.

6 Kasım 2014 Perşembe

Miniğin ilk eşyaları

Genel olarak sosyal medyadaki çekilişlere katılan biri değilim. Aslında sosyal medya ile sınırlamayayım, büyük AVM’lerde araba çekilişleri olur. Annem tüm alışveriş fişleriyle bu çekilişlere katılırken ben çok üşenirim böyle şeylere. Sosyal medyada çekiliş yerine yarışmaları daha çok takip ediyorum. O da eğlencesine işte. Yarışma şartlarını yerine getirirken eğleniyorum bir yandan çünkü. Yani fotoğraf çekerken.
Çekilişe mesafeli olmama karşın Blogcu Anne’nin ayın ürünü olarak yazdığı ve benim ilgi alanıma giren hediyesine denk geldim. Yazı linki burada. Minik kızın şansına katıldım ve 5 talihliden biri oldum.
Mamajoo’nun anne paketi bir adet biberon, bir silikon göğüs koruyucu (ki bu nasıl kullanılır, nedir pek fikrim yok), bir de sevimli bir önlük içeriyordu. Paketim dün elime ulaştı. Elif çekiliş yapmakla kalmayıp ürünlerin ulaşıp ulaşmadığını da takip ediyor. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.



Eda biberonu görünce “aaa nasılmış bu biberon bakayım” derken derken bir baktık ki biberon ağzında. Sonra da önlüğü taktı ve Bahadırla göz göze geldik. Hatta Bahadır bu hediyeler küçük kıza yar olmayacak galiba diye düşündü. Hemen kaldırdım tabi. Bakalım bu biberonla ne maceralar yaşanacak…


HB

3 Kasım 2014 Pazartesi

Sizzix Big Shot Kesim Makinesi

Çok büyük bir keyifle başladığımız ve bazı özel sebeplerle artık ilgilenemediğimiz Lucellomuzdan geriye kalanlar hakkında bir duyurum var. Aslında instagramda paylaşmıştım ama biraz daha detaylı olması açısından yazmak istedim. Gelen sorulara da cevap vermesi adına…
Geniş bir araştırma sonucunda keçe kesim makinesi almıştık. Yanında da 4 adet kalıp aldık. Çünkü bu makine kalıp almazsanız tamamen fonksiyonsuz durumda. En çok kullanılan kalıplar (yani bizim için öyleydi) çiçek ve kişiye özel isim yazdığımız için harf kalıplarıydı. Elle bunları kesmek çok zaman alıyor. Keçe ve tasarım işiyle uğraşanlar için harika bir kurtarıcı aslında.



Güvenilir bir yurtdışı sitesinden orijinal Sizzix makinemizi, kesim pedlerini ve kalıplarını aldık. Ancak kutusundan bile çıkarmak nasip olmadan Lucello’ya son vermek durumunda kaldık. Yani ürünlerin tamamı sıfır durumda. Garantisi de var elbette ama yurtdışından olduğu için ne kadar kullanılır emin değilim.
Sizzix makineyle kağıt, keçe, kumaş, ince alüminyum levhalar ve birçok malzeme kesilebiliyor. Satınalmak için o kadar çok araştırma yaptık ki şimdi elimden çıkarmak zorunda oluşuma üzülüyorum. Ama hiçbir şekilde işimize yaramayacağından evde yer kaplamaması tek amacımız.
Fiyatı elbette bize maliyetinden çok daha düşük ve ayrıca kalıpları için de bedel istemiyoruz, yani kalıpları hediye ediyoruz makinenin yanında.
İlgilenen olursa ve soru sormak isteyenler sadeanneHB@gmail.com adresine mail atabilir.

Edit --) Makinenin satışı yapıldı. İlgi gösteren herkese çok teşekkürler.


HB

3 Mart 2014 Pazartesi

Aktivite Odasından Taze Çıktılar

Geçen hafta kızı babasına emanet edip çarşıda ne kadar boncukçu, kurdeleci, hobi dükkancı varsa her birini gezmeye koyuldum. O kadar çok poşetle yürü de yürü, günlerce kollarım ağrıdı ama neyse ki istediklerimi alıp da eve döndüm. Bu keçe çalışmaları beni giysi dükkanlarından uzak tutuyor, oyalanıyorum; böylece AVM gezme ihtiyacı bile duymuyorum diye sevinirken malzemelere bir sürü para harcadığımı farkettim. Yok, bu hayatta para harcamadan yapılan tek bir şey yok anladım ben.
Çarşı içine arabayla girmek eziyet olur diye otobüsle gideyim dedim. Araba konforuna alıştıktan sonra otobüsün nasıl bir zulme denk geleceğini hesap edememişim. Üstelik onca yolu ayakta gittikten sonra. Dönüşte metro ile şansımı denemek istedim. Yine ayakta yine havasız ve kalabalık bir ortamda yolculuk yapıp eve kendimi zor attım.

Bahadır bana, daha doğrusu Eda ile ikimize “aktivite odası” yapmış. Eda kağıt kessin, yapıştırsın, boyama yapsın. Ben de keçelerimle uğraşayım diye. İçinde ütü masası, çekyat, giysi dolabı olan odaya atölye ya da faaliyet odası denebilir mi? Yakışık almaz. Bahadır’ın bizi başından atıp tek başına rahat rahat salonda film izleme projesi desek daha doğru olur sanırım :p


Faaliyet odamızdan çıkan son eserler :)

















14 Şubat 2014 Cuma

Özel Hissedin Kendinizi, Bugün Sevgililer Günü

İnsanlık denen şey dayatılanlar topluluğundan başka bir şey değil. Kendilerine söylenen şeylere uymak herkesin işine geliyor. Alışmışız bir kere, ne söylenirse onu yaparız. Kendi kararımızı vermek ve onu uygulamak günlük hayatın çok önemsiz bir kısmını oluşturur.
Mesela Mayısın şu günü anneler günü denir, biz annelerimize hediye almayı akıl ederiz. Daha doğrusu o günün kendisi zaten “git annene hediye al” der. Tabi alışveriş merkezlerinde onca kalabalığın içinde yürümen, hediye seçebilmen ve kasa sırasında bekleme sabrını göstermen şartıyla. Yılın diğer günleri mi? Ne gerek var, zaten takvim sana hangi gün hediye alacağını söylüyor. Diğer günler için sen yorma kendini.
Edacım geçen sene anneler gününde yaşça artık bu olguyu anlayabilecek kıvama gelmişti ve sağolsun bana anneler günü için bir şarkı yazmıştı, yani uydurmuştu kendince. O sıralar da şarkı söylerken kayıt altına almak için bol bol video çektiğimiz için aklında kalmış olmalı; şarkıyı bitirdikten sonra “hadi şimdi bu şarkıyı yükle anne” diyerek beni biraz gülümsetmişti. Aaaa bir de anneler günü, babalar günü derken en sonunda isyan edip “Edalar günü neden yok” dediğini hatırlıyorum.

Bugün Sevgililer Günü. Yine saçma sapan hediye çılgınlığından başka bir şey değil. Maksat birileri para kazansın, birileri kazıklansın. Sevgi pıtırcıkları beğenmediği hediyelere bayılmış numarası yapsın. Sevgilisi olmayanlar da hüzünlensin gereksiz yere. Yok mu böyle günleri yok etmenin yolu? 14 Şubat diye bir şey olmasa kimse sevdiğine hediyeler alamaz mı, onu yemeğe götüremez mi? Sudan çıkmış balığa mı dönersiniz hepiniz? Herkes toplu halde mi yapmalıdır bu sevgi gösterisini?



 Bir tek doğum günlerine saygı duyuyorum. Hediye alınacaksa, özel bir şey yapılacaksa tek önemsediğim tarihler doğum günleridir. En azından herkesten farklı ve bu tarihi belirleyen de belli en azından. En kötü ihtimalle doktorun bana özel belirlediği bir tarih. Her gün doğmuyoruz, ama her gün anneyiz, babayız, sevgiliyiz.

Yine de siz bugün daha bir özel hissetmek istiyorsunuzdur belki. Öyleyse tüm Sevgililer! gününüz kutlu olsun bakalım.

HB




10 Şubat 2014 Pazartesi

Keçeyle Tanışma

O kadar alışmışız ki hazır olanı tüketmeye. Başkaları yapsın, ben kullanayım. Ben de böyle alıştım. Tüketmek adeta bir istek haline geldi. Mesela alışverişe çıkıyorum, gördüğüm bir şeyi beğenip alıyorum. Sadece onu alma eylemi beni mutlu eden. Öyle olmasa etiketiyle haftalarca giyilmeden dolapta beklemezdi. Utanılası ve şımarıkça.

Ufakken yani zamanımın çok olduğu okul yıllarında kendim bir şeyler yapmayı severdim. Mesela düz ve basit şeyler de olsa örgü örmeyi, boncuk dizmeyi vs. Ama artık bu zamansızlıkta en sevdiğim şeyi, kitap okumanın kendisini rafa kaldırmışken bu tür şeylerle uğraşamıyordum. Tek yaptığım ara sıra Pinterest’e girip insanların DIY projelerine bakmaktı.


Minecim keçe kursuna gitmeyi teklif edene kadar…Geçen haftasonu Elif Şahin (EsTasarım) evinde 3 saatlik bir kurs verdi bize. Çok eğlenceliydi ve nasıl geçtiğini anlamadık sürenin. Temel birkaç teknik öğrendikten sonra evde denemelere başladık her ikimiz de. Ev, aldığım keçeler ve malzemelerle Pazar yerine dönse de bana bir nevi terapi geliyor bunlarla uğraşmak. Tabii genelde Eda uyuduktan sonra yaptığım için uykusuz kalmama neden oluyor ama yine de şikayetçi değilim. Yaptığım şeyler çok acemi işi tabi, buna rağmen beğenip kendisi için de isteyenler oldu. Böyle beğenenler çıktıkça da pek mutlu oluyorum. Bir şeyler üretmenin en güzel yanı da bu olmalı zaten.








1 Aralık 2013 Pazar

Çıplak ve Yalnız ve Çekiliş

Türk yazarlar kitaplığımı doldurmaya devam ediyor. Çok iyi kitaplar çıkıyor kalemlerinden. “Çıplak ve Yalnız” da bunlardan biri. Hamdi Koç’un okuduğum ilk kitabı. Anlatım dili, karakterleri çok başarılı. Gece geç saatte elime kitap alabildiğim için kısa bölümlerle ayrılmış kitapları seviyorum. Bu bölüm bitsin, yarın devam ederim diyebiliyorum böylece. Fakat bu kitapta dediğim çok mümkün olmadı. Hikaye insanı öyle bir merakta bırakıyor ki, ertesi geceyi bekleyemiyorsun.

“Aşkta bir şey istememek gerek. Talepsiz olmak gerek. Aşk günlük hayata ait bir tecrübe değil çünkü. Günlük hayata ait olmaya başladığı zaman aşk olmaktan çıkıp alelade bir hal alıyor.” (sayfa.425)
Konusu hakkında her zamanki gibi çok durmak istemiyorum. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları boyunca ailesinden kopuk bir şekilde yaşayan, ezilen, mutsuzluğa mahkum edilmiş Mesut’un amcasının ölümü üzerine memleketi Ünye’ye gidişiyle değişen hayatını anlatıyor. Cinayet, aşk, aile, aldatma, katliam,.. bol bol unsurdan oluşuyor kitap. Psikolojik-gerilim filmi tadında. Sizde var mı bilmiyorum ama ben kitap okurken kişileri ve anlatılan olayları gözümde canlandırırım ve bu kitabı okurken mezarlar, cesetler, katiller, bol bol sayfalarda yer aldığından korka korka yatağıma gittiğim ve rüyamda bu anlattığım şeyleri gördüğüm çok oldu.




Arka kapaktan;

“Hayatın adil davrandığı bir kadın veya erkeğe henüz rastlamadım. İstediğini almak kalbin kaderi değil.

"Küçük ve yalnız" olduğunu sanan bir kahramanın "büyük ve kanlı" bir geçmişe yaptığı yolculuk…

Amcam ölünce ilk bana haber verdiler. İnanmadım. Olmaz öyle şey, dedim. Oldu valla, dediler, amcan öldü. Ya tabii ki ölmüştür, ayrı konu, ama ilk bana haber verdiğinize inanmıyorum, dedim. İnan, dediler, ilk sana haber verdik. Sustum ve benimle konuşan nefesin arkasındaki boşluğu dinledim. Yalan olsa bir hışırtısı, bir kıpırtısı, bir şeysi mutlaka duyulurdu. Doğru söylüyorlardı. Cidden amcam ölmüştü ve ilk bana haber veriyorlardı. Çok duygulandım. Hayatımda ilk kez bir konuda ilk akla gelen isim oluyordum. Peki, dedim, teşekkür ederim. Gururum okşandı. Bunu hiç unutmayacağım. Ayrıca hepimizin başı sağ olsun. Ölenle ölünmez. Allah geride kalanlara sabır filan. Ben müsaadenizle gidip biraz ağlayayım.
İyi geceler.
Telefonu kapattım.

Çıplak ve Yalnız son sayfasına dek elinizden bırakamayacağınız sarsıcı bir roman.”

Etkileyici ve söyledikleri gibi sarsıcı bir romandı.
Mesut Akarsu aslında gençliğinde yaşadıklarını kitap haline getiriyor bu romanla birlikte. 60 lı yıllarda geçiyor anlatılan olaylar. Biraz eski Türkçe kelimeler var o nedenle de, ama öyle anlamayacağımız türde değil. Dili gayet yalın. Şöyle bir örnek vereyim. Eda’nın veli toplantısı vardı Cumartesi, katılıp katılmayacağımıza dair bir form doldurmamızı istemişler. Ben de not yazmak zorundaydım o gün toplantım olduğu için ve neredeyse şöyle yazıyordum: biraz geç iştirak edebileceğim. Her gün okuya okuya biraz etkilenmişim, normal.

Çıplak ve Yalnız’ı okumayan varsa buraya yorum bıraksın ve şanslı kişiye benim armağanım olsun. Kitaplıkta yeni bir Hamdi Koç romanı yerini bulacaktır nasıl olsa :)
Yorumlar için son tarih 15 aralık Pazar!

HB

27 Kasım 2013 Çarşamba

Özledim buraları

Vay bana vaylar bana! Şu güzelim kasım ayında 1 tane olsun yazılı bir şeyim olsun diye çıktım yola. Bakalım iki satırlık yazıyı kaç saatte yazabileceğim.
Hayat o kadar yoğun ki. Ama o kadar.. Haftanın çoğu günü işten geç çıkıyorum, bazı günler eve gittiğimde Eda uyumuş oluyor. İçim rahat değil, ne işler bitiyor, ne kızım beni yeteri kadar görüyor. Peki o zaman amaç ne? Neyin çabası bu? Ne anlamsız hayat diyorum. Bunaldığım anlar oluyor. Sonra da elbet geçecek, sağlığımız yerinde olsun, gerisi olur gider diyorum. Öyle ruh halleri işte.

Herneyse, bu arada neler oldu, kısa kısa anlatayım.

*Eda bize geçen hafta okulda sunum yaptı. Her ünite sonunda portfolyo sunumları olacakmış. “Okulum” ünitesi için Eda bize fotoğraflarla okul personelini ve görevlerini tanıttı. İngilizce öğretmeniyle minik diyaloglar yaptı. Provalarda daha rahat davranmış, asıl sunumda biraz çekingen kaldı ama çok normal karşıladım. Bugün bana bir sunum yaptırsalar onun kadar olamam belki. Kısacası kızımla gurur duydum.

*Bahadır 1 ay kalmak üzere İtalya’ya gitti. Nişanlı olduğumuz dönemden bu yana en uzun ayrılığımız. Bahadır’ın gidişiyle birlikte annem bize taşındı. Konukomşu olmayınca kendini yakındaki alışveriş merkezlerine ve marketlere atıyor. Bu taşınma işinin annemin bütçeye zararı olacağı kesinleşti.

*Canım arkadaşım Burcu, yani La Mamma di Due, 11 kasımda artık resmen 2 çocuk annesi oldu. Selen çok şükür ki sağlıklı  bir şekilde aramıza katıldı. Fakat bu bahsettiğim anlamsız koşturmaca yüzünden ben hala gidip minik meleği koklayamadım.

*İnsanlarla uğraşmak işlerin yoğunluğunun bin katı yıpratıcı. Şirketin içinde bulunduğu bir projede çalışıyorum bir süredir. İnsan ilişkileri yerlerde sürünüyor. Sinirler hep gergin, akıllı telefon misali çok iş yapıp çok şey çözmeye çalıştıkça pil falan kalmıyor. Kendi kendini imha edecek seviyelere geliyorsun.

*Yine Eda’ya dönecek olursak, okul onu çok değiştirdi. Maşallah her şey iyi gidiyor. Cumaları kütüphaneye gidip 2 kitap seçiyorlar. Haftasonu birlikte okuyoruz, Pazartesi teslim ediyorlar. Artık çok fazla kitap almamıza gerek kalmadan her hafta yeni hikayeler okuyabiliyoruz.


Bu hafta seçtiği kitaplar

*Okulla ilgili takdir ettiğim diğer bir konu; Pazar günü malum Öğretmenler günüydü. Artık gördüğüm kadarıyla öğretmenlere hediye alma işi bizim zamanımızdaki gibi değil. Çok pahalı hediyelere kadar gidiyor. Anaokulunda bu zaten mümkün olmasa da minik bir hediye alsak mı diye düşünüp sonradan branş öğretmenlerine haksızlık olacağından vazgeçmiştim. Meğer zaten okulda bu tür şeyler yasakmış. Sevdim bu fikri.

*Kendim için yaptığım tek faaliyet kitap okumak. Hamdi Koç’un yazdığı “Çıplak ve Yalnız”ı okuyorum şu an. Geceleri hep elimde. Annem kızıyor hatta. Hem yorgunum diye şikayet ediyorsun hem de geç yatıyorsun diye. Elimden düşüremiyorum ki, çok sürükleyici. Bitirdiğimde mutlaka zaman bulup yazarım kitap hakkında.

Benden haberler böyle. Güzel günler, güneşli günler görmek dileğiyle…

HB

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Yollar bizimdir

Eda’nın yeni bebeği ile tanıştırayım sizi. Erkekler için yeni araba ne ise çocuklar için de bisiklet işte o. Eda’nın ilk bisikleti değil bu; ama önceki bebek işiydi. Hani arkadan tutularak gezdirilenlerden. Pek keyif vermiyordu. Dedesi söz vermişti, doğumgünü için yeni bisiklet alınacaktı ama o tarihe kadar beklemektense şimdiden alıp doya doya sürmesi daha mantıklı gelmişti. Cumartesi günü Eda bisikletine kavuştu. Üzerinden inmediği gibi eve girerken de tekerleklerini sildirip içeri alıyor! Tabi o kadarcık alanda sürmesi mümkün değil. Bu sefer de evcilik gibi bir şey oynuyor. Önündeki sepete ve arkasındaki kutuya bebeklerini, oyuncaklarını doldurup kendince bir şeyler oynuyor. Sokakta ise tutabilene aşkolsun, peşinden koşarken kilo kaybetmek mümkün.




Evdeki parkur


Eda’nın dedesi, yani benim babam varya torununa şimdiden böyle güzel bisikletler alırken kendi öz kızına aynısını yapmadı biliyor musunuz? İçimde ukte kalmış bir şeyi tam da konusu açılmışken anlatmasam olmaz. Yıl 93 veya 94, yeni taşındığımız sokaktaki çocuklarla bir güzel kaynaşmışım. Sürekli sokaktayız, oyun peşinde. Toprak sokağımıza asfalt döküldüğü gün bizim tayfanın asla unutamayacağı bir gündür herhalde. Bisikletler çıktı yerinden ve diğer sokaklardan bile çocuklar gelip bisikletleriyle donattılar bizim orayı. Herkeste bianchi. Benimki ise minik tekerlekli bir bisiklet. Kalitesine laf yok ama asla hayalimdeki gibi değil. Babamdan bisiklet almasını istediğimde almadı. Kız çocuğuna bisiklete ne gerek var dedi hem de! Tamamen bahane bulmuş demek ki, asla bu mantıkta değillerdir çünkü. O zamane çocuğu kendisine hayır dendiğinde tutturur mu! Ah babacım ah, şimdi torununa alırsın tabi...Bahadır’ın da bisikletle ilgili bir hikayesi var. Onların da bir pinokyosu varmış ve abi-kardeş koltuk yeri en en yükseğe gelene kadar aynı bisikleti kullanmışlar. Palyaço gibi, ayaklar en yukarıdan pedalları çevirirken nasıl komiklerdi kimbilir. Sonra mahalledeki herkes dağ bisikletine geçmeye başlayınca abimle birlikte pankartlar hazırlayıp grev yapmışlar evde. “Bisiklet almazsanız yemek yemeyiz”, “okula gitmeyiz” gibi.. Ve babam dayanamamış, bir bisiklet almış. İşte kardeş dayanışması. Ben nasıl ikna edecektim tek başıma babamı!
Neyse, ben doyasıya süremedim şimdi kızım binsin benim yerime de bol bol inşallah.

Son durum: Sabah bisiklet bagaja konup anneanneye gitti ve Eda daha gözlerini zor açarken bisikletin çıktığını görünce sokağın ilk sakinlerinden biri olarak turlarına başladı.

HB

25 Aralık 2012 Salı

Haydin Çekilişe


Yılbaşı, hediye anlamında benim en az önemsediğim tarihlerdendir. Doğumgünleri hediyesiz olmaz, anneler-babalar günü de öyle, hatta sevgililer gününde bile alınabilir ama yılbaşı bu anlamda benim için değersizdir. Öyle alışmışım. Bu gidişatı değiştirmek için değil fakat nasıl olduysa içimden geldiğinden blogda ilk kez hediye çekilişi yapmaya karar verdim. El kadar Eda bile oyun grubunda hediye çekilişine katılıyor bu sene, benim blogumun nesi eksik!

Ofiste yapılan çekilişlere katılırdım her yıl sonu ama bu sefer ondan da vazgeçtim. Eğlenceli oluyor olmasına ama biraz riskli bir durum. 2 sene önce başıma gelen olayın da etkisi var sanırım vazgeçmemde. Vakitsizlik, çok iyi tanımadığın kişilere hediye seçmenin yarattığı stres, hediye çekilişinin eğlencesini geçiyor zaman zaman.

Çekilişte gelen hediye sürprizdir. Blog çekilişlerinde ise çoğu zaman hediye bellidir. İşin sürprizi hediyenin sahibinin kim olduğudur. Eğlenceyse eğlence, hediyeyse hediye.

En güzel hediye nedir deseler düşünmeden cevabım hazırdır: kitap. Cinsiyet tanımaz, eskimez, atılmaz, bir köşeye sıkıştırılmaz. Ben de hediye seçimlerimi kitaptan yana kullandım. Bu kitapların kendilerini henüz okumadım; fakat ikisi hakkında da güzel yorumlar okudum, duydum. Hangisini dilerseniz yorum kısmında belirtin lütfen. 28 Aralık Cuma günü saat 15:00’a kadar gelen yorumlar içinden bir kişiyi seçip hediyesini ileteceğim.

                        Kitap1: Gizli Anların Yolcusu- Ayşe Kulin (Everest Yayınları)




                             Kitap2:Aklından Bir Sayı Tut- John Verdon (Koridor Yayıncılık)



Bir yerli bir yabancı roman olsun istedim. Tercihi size bırakıyorum.


Katılmanın tek şartı yazı altına yorum bırakmak. Facebook veya twitter hesaplarınızda paylaşıp beni mutlu ederseniz 1 oy hakkı daha vereyim ama yorum kısmında belirtin lütfen. Çekiliş yazılarında başka neler oluyordu, atladığım bir şey yoktur umarım. Süre belli, hediye belli, tamam o zaman. Şimdiden bol şans diliyorum.

HB

16 Nisan 2012 Pazartesi

Hediye kitabım

Hediye olayını seviyorum. Alınan hediyeler hiçbir yerde bulunamayacak şeyler mi? Hayır ama yarattığı duygu insan aynı şeyi kendisi aldığında yaşanmıyor. Satınaldığım şeyleri bir süre sonra kullanmıyorsam evde tutmamayı tercih ederim. Bu kıyafet de olsa böyle, süs eşyası da olsa. Annem sağolsun benim yardımcım bu işlerde. Kullanılmayan eşyalar temizliğine giriştiğimde çıkan kutular, koliler, poşetler, temizliğin büyüklüğüne göre değişen her neyse anneme götürürüm. O da içlerinden seçer, düzgünce olanları ayıklar veya hepsini ihtiyacı olanlara verir. Bu kolilerin içine girme ihtimali olmayan tek şey aldığım hediyelerdir. Kullanmasam bile evin bir yerlerinde durmazsa huzursuz olurum. Emek harcanmış bir eşyayı vermek istemem. Üstelik küçük veya büyük anısı olan bir eşya, baktığımda bir olayı, bir kişiyi hatırlatan...
Bugün bir hediye aldım. Ölmeden Önce yapmak istediklerini ve aralarından gerçekleştirdiklerini yazıyor blogunda Güven T. Çok eğlenceli bir anlatımı var ve insan okurken illa ki yüzünde bir gülümseme oluşuyor. Zengin bir içeriği olduğu için sayfasıyla tanışma sebebimi hatırlamıyorum. Kim bilir ne ararken görmüştüm; gezi mi kitap mı film mi...Bu yazısı için malzeme verecek bir kelime değildi ama eminim :)
Geçen hafta sitesinde ilk çekilişini yaptı ve hediye sever ben bu tür çekilişlere çok sık katılmamama rağmen hediyeyi beğendiğim ve eğlenceli olacağı için yazıya yorum yazdım. Gerçekten de çok eğlenceli bir video ile çekiliş sonucu açıklandı. Bugün kitabımı aldığımda yine yüzümde bir gülümseme oluştu. Teşekkür ederim bir kez daha...Kitaplığımdaki yerini kaybetmemek üzere alacak.



Bana okuyabilmem için bol zaman dileyin :)

HB

Popüler Yayınlar

Recent News