http-equiv='refresh'/>

yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2014 Salı

Sen de eskidin be 2014

2014 yılının son günlerini yaşıyoruz. 2014 benim için iş anlamında yoğundu. İş dışında ailemle güzel günler yaşadığım ve keyifle hatırlayacağım günler getirdi. Temmuzdan sonra ailemizin yeni üyesi minicik kızımız da bizimleydi.



OCAK

Geçen kış da havalar çok soğuk değildi, kar bile yağmadı doğru dürüst. Yine güzel bir havayı fırsat bilip kendimizi parka atmışız ocak ayında.



ŞUBAT

Şubatta baba-kız aşkını fotoğraflamışım hep. Çok seviyorum onları, aralarındaki ilişkiyi, birbirlerine duydukları aşkı…




MART

Anne-kız aşkı eksik mi kalsın yani. Bizim de aramızda büyük bir sevgi var bi kere! Eda’nın saçlarını küt kestirmiştik 2013’ün sonunda. Ben de ondan özenmiş kısaltmışım. Hatta şimdi fotoğraflara bakarken yine özendim, kısacık kestiresim geldi.



NİSAN

Annemler gelmişti nisanda. Tüm aile bir aradayız ne güzel.



MAYIS

Okullar kapanmadan, mayıs sonunda Eda’nın doğumgünü kutlandı sınıf arkadaşlarıyla birlikte. Yaz aylarında doğan çocukların kaderi bu, hiçbir zaman kendi doğumgününde kutlayamayacak.



HAZİRAN

Hava biraz ısındı, biz hemen kendimizi Assos ve Ayvalık’a attık. Cunda’da Minelerle karşılaşıp güzel bir akşam yemeği yemiştik.



TEMMUZ

Temmuz bizim kutlu doğum ayımız. Nikah yıldönümümüz de temmuzda. Bu sene Yunanistan’a gittik ve çekirdek aile olarak çok güzel bir tatil yaptık. Islak saçlarla poz verdik bol bol, kendimizi denizden çıkarabildiğimiz zamanlarda tabi…Hamile olmama rağmen enerjim yerindeymiş demek o zamanlar. Sonra Bodrum’a geçtiğimizde çok kalamadım oysa denizde. Tam zamanında gitmişiz Tasos’a.



AĞUSTOS

Bodrum’da da küçük hanım denizden çıkmadı. Hatta çok kısa mesafe de olsa yüzmeyi öğrendiği için daha da bir heveslendi. Su kurbağası oldu çıktı ağustosta.



EYLÜL

Eylülü yakışıklı kocama armağan ediyorum. Hamilelik günlüklerimden heveslenmiş olmalı ki benim köşeme geçip poz vermiş. Aynaya bakıp bakıp “çok yaşlandım” dese de ben hiç öyle olmadığını tekrar söylemek istiyorum. Ee biraz yaşlandık tabi de o kadar olur, kocaman kızımız var.



EKİM

Bayram ziyaretlerinin birinde Bodrum Kalesi fonu ile bu fotoğrafı çekmişiz.



KASIM

Kasımda Nilüfer’deki Çocuk Kütüphanesini keşfettik. Sonrasında Eda Misi Köyündeki minik parka koştu hemen. Park olsun ona yeter. Saatlerce sallanıp kaydıraktan kayabilir.



ARALIK

Geldik takvimin sonuna. Bugüne bugün tam 6 aylık hamileyim. 2015 o sebeple çok önemli olacak. Umarım kızımızı sağlıklı bir şekilde bize getirir. Sağlığımızın ve huzurumuzun yerinde, sevdiklerimizin yanımızda olduğu bir yıl olsun, dileğim bu.


HB

9 Eylül 2014 Salı

Beton Birincisi

Bazı yerler Osmanlı’da kalmasaymış bu hale gelir miymiş acaba diyorum bazen. Kızacaksınız ama İstanbul öyle mesela. Dünyanın en güzel yeri belki ama şu beton yığınına bakar mısınız! Böylesine güzel bir kenti bu hale çevirmek üstün bir çaba gerektirmiş olmalı. İstanbul’u çok iyi bilmiyorum ama ne zaman iş için veya gezmeye gitsem geçtiğim yerlerde göze batan bir bina, inşaat oluyor illa ki.



Bodrum Yarımadası da öyle…O kadar çok ev yapılmış ki Türkiye’de yaşayan herkesin Bodrum’da bir yazlığı mı var sorusunu sorabiliyorsunuz. Üstelik hiç bitmiyor inşaat. Yakında hiç yeşil alan kalmayacak. Tasos’un en çok böyle olmayışını sevdik. Alttaki resim Tasos’tan. Anca bu sıklıkta evler görüyorsunuz. Ve de çoğunlukla butik oteller. 5 yıldızlı otel zincirleri yok. Her taraf yazlıkla kaplı değil. Makul seviyedeler. Selanik’te de mesela hiç inşaat görmemiştik. Tek sebep kriz mi? Onun öncesinde neden her yer betonlaştırılmamış peki? Bizden geri kalan yanları ne? Doğaya önem vermeleri ise bizde bu neden yok? 

Bodrum'da 44 yıl içinde gerçekleşen betonlaşmayı gösteriyor.

Tasos adasından


Yaşadığım yer de farklı değil. Yeşil Bursa eskide kalmış. İnşaat devleri iş başında. Neden? Çünkü insanlar müstakil eve çıkıyor, sonra yok beğenmedim lüks siteler daha iyi diyor, evim eskidi sıfır eve taşınayım istiyor. Arz-talep. Örneğin Gemlik ilçesi…Muhteşem bir yer olabilecekken yüksek binaların çevrelediği yine insan eliyle katledilen bir yer olmuş. Avrupalılarda olsa çoktan bir Monaco haline gelirdi.



Sonra Mudanya. Yapılaşma tüm Bursa’da kötü ama hiç değilse deniz gibi büyük bir nimet varsa elinde buraları güzel yap. Biraz özen göster. Karşıdan bakıldığında gelişmiş bir dünya ülkesine yakışır bir yer olsun. Ama pardon bizim böyle bir iddiamız yok. Yollarımız iyi olsun yeter bizim. Kentsel dönüşüm de var hem. Daha ne istiyorum bilmem.

HB


Not: Fotoğrafların tamamı internetten alınmıştır.

28 Ağustos 2014 Perşembe

Tassos (Taşöz) Gezimiz

Tassos’un Türkler arasında çok popüler olduğunu bildiğimizden, bir de gezimiz tam bayram tatiline denk geldiği için Cuma iş çıkışı 19.30 da yolcu yolunda gerek diyerek Çanakkale’ye doğru yola koyulduk. Lapseki-Gelibolu-Keşan güzergahından sonra saat 12’de İpsala Sınır Kapısındaydık. Arabayla geçtiğimiz için birtakım belgeler gerekiyordu. Uluslararası ehliyet, sigorta gibi. Bu işlemlerle birlikte 1 saat oyalanma sonrasında Yunanistan tarafına geçmiştik. Artık sıra bekleme derdimiz kalmadığına göre mola verecek bir yer bulup arabada birkaç saat uyuyabilirdik. Fakat sınırdan sonra başlayan otoyol üzerinde tek bir tesis bulamadık. Artık gözümüzden uyku akarken yol kenarlarında duracak bir yer aradık ama nafile. Feribota bineceğimiz Keramoti kasabasına gelmek zorunda kaldık. Saat 3’te buradaydık ve arabaya doluşan sivrisineklerin ve dışarıdaki gürültünün izin verdiği ölçüde sabah 6’ya kadar uyuduk. Gözümüzü açtığımızda arabalar ilk feribota binmek için sıraya girmişti. Biz de ilk feribotla karşıya geçmiş olduk. Feribot yarım saat gibi bir sürede adaya geçiyor. Erken yola çıkarak ne kadar doğru karar verdiğimizi birkaç gün sonra anlayacaktık. Sohbet ettiğimiz bir aile 10 saat sınırda beklediklerinden bahsetti. Zaten adadaki turistlerin çok büyük bir çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Sonra Romenler ve Sırplar çoktu.

Ada hakkında;
Tasos adasının çevresi yaklaşık 100 km civarında ve 80 ayrı koya sahip olduğu söyleniyor. Mermer yatağına sahip bir ada. O nedenle alışık olmadığımız birçok yerde mermer kullanımına rastlıyoruz. Örneğin sokaklardaki kaldırımlar. Tasos, İstanbul’un fethinden hemen 2 yıl sonra Osmanlı’ya geçmiş ve 1912 Balkan Savaşlarında Yunanlılar tarafından ele geçirilerek Osmanlı yönetiminden çıktı. Bence iyi ki de çıkmış, bizde kalsa bugünkü hali eminim bambaşka olurdu. Her yanında yangın çıkar, ada yazlık evlerle ve büyük 5 yıldızlı otellerle dolar taşardı. Üstelik plajlar bu şekilde çekirdek kabuğu, cam kırıkları ve sigara izmaritleri olmadan kalamazdı, yakışmazdı böylesi bir Türk sahiline.



GOLDEN BEACH (CHRISI AMMOUDIA)


İlk gün yorgunluk olduğu için hiç düşünmeden otelimizin bulunduğu Golden Beach’e gittik. Denize girince, tamam başka yere gitmeye gerek yok. Ben tatil bitene kadar burada denize girebilirim düşüncesi oluştu bizde. Tabi görmek istediğimiz çok yer olduğu için bunu tercih etmedik. Her gittiğimiz plajda denizden beklentimizi bir çıt daha yükselttik.

Golden Beach kumsalı tamamen ince kum, deniz sıcak ve öğleden sonra oluşan kalabalığa rağmen hiç kirlenmiyor.

Sabah kimsecikler yokken

Golden Beach bloglarda hep hayal kırıklığı olarak tarif edilmiş, oysa bence deniz harikaydı.

ALİKİ BEACH


Alice Restaurant Aliki’de en çok tercih edilen işletme. Burada yeni çalışmaya başlayan Mike isminde bir garson var. Babasından dolayı Türkçe de biliyor. Bir aile işletmesi ve hepsi de suratsız, sürekli kendi aralarında kavga eden tipler. Mike da bu durumdan şikayetçi, ona göre ihtiyacı olmasa orda 5 dakika durmazmış. Adanın belki de en güzel koyundaki bu tesis bende olsa neler yapardım diye bir düşünüyor insan. Aliki’ye mutlaka erken saatte gidilmeli, çünkü çok hızlı kalabalıklaşıyor. Adanın birçok yerinde olduğu gibi burada da şezlonglar orada bir şeyler yemeniz şartıyla ücretsiz. Biz gittiğimizde karnımız toktu ve şezlong ücreti olan 7 euroyu karşılayacak miktarda içecek tüketmemize rağmen parayı önden aldılar. İçecek bu kuralın içinde değilmiş. Öğlen yemeğinden sonra bu tutarı hesaptan düştüler.


Sabah erken saatlerde çektiğim bu pozu günün diğer saatlerinde yakalamam imkansızdı.


Beautiful Aliki'de güneşte kurutulan ahtapotlar


Aliki'ye tepeden bakış

Aliki Beach'in arka tarafında antik çağdan kalıntılar vardı, deniz de çok güzel görünüyor ancak deniz kestaneleri boldu

Yolda giderken çektiğim bir fotoğraf, doğa hep yemyeşil.
 PARADISE BEACH

Paradise Beach’e Aliki dönüşü uğradık. Saat 4’ü geçiyordu o nedenle şezlong aramak yerine havluları kuma serdik ve kendimizi denize attık. Kumu çok ince, Türkiye’nin herhangi bir yeri ile kıyaslayamam çünkü böylesini daha önce görmedim. Deniz yine çok temiz ve sıcak. Sadece çok sığ olduğundan hafif ama sık dalgalar oluyor. Ilıca’nın daha az dalgalı ve hiç rüzgarsız hali diyebiliriz. Bir de etrafı yüksek, çamlık dağlarla çevrili. Denizin rengini tahmin edersiniz.


Deniz çok uzunca bir mesafede sığ, su belinize bile gelmiyor uzun bir süre.


SKALA POTAMIA


Denize girmek için gitmedik ancak akşam otele yerleşip duşlarımızı aldıktan sonra otele yakın olduğu için yürüyüş amacıyla gittik. Çok hareketli, kalabalık bir yer. Güzel waffle ve krep yapan yerler var. Yemek için de deniz kenarında bulunan Afrodit’i denedik, gayet başarılıydı.


MAKRYAMMOS BUNGALOWS


Tesise giriş kişibaşı 3 Euro. Tesis çok güzel ve geniş bir alana kurulu. Biz 11.30 gibi gittiğimizde hiç boş şezlong kalmamıştı ama buna rağmen yeşilliklere yayılma, üzeri tenteli masaları kullanma şansı bulduk. Tesis içinde bulunan restorantın yemekleri de gayet güzeldi. Sadece denizden memnun kalmadık. Rahatsız edici bir dalgası vardı ama o güne mahsus olabilir. Çünkü genelde bloglardan okuduğum kadarıyla bu koy herkesin önerdiği bir yer.

Denizin dalgası biraz rahatsız ediciydi, çok uzun zaman geçirmedik suda.


LIMENAS

Çarşısında biraz dolaştıktan sonra saatin erken olduğunu görüp antik tiyatroya gidelim dedik. Yola bakılırsa biraz tepede olmalıydı. Evinin balkonundan bize bakan bir teyze o yöne gittiğimizi görünce Yunanca bir şeyler söylemeye başladı ama nasıl hararetli konuşuyor. Meğer kadıncağız çocuk arabasıyla oraya gidemezsiniz demeye çalışıyormuş. Çok az çıkınca anladık zaten ve arabayı bir noktada bırakarak tırmanmaya devam ettik. Öyle böyle değil, kan ter içinde kaldık vardığımızda. Ve Bahadır’ın yorumu şu oldu: Antik Çağda yaşayanlar deli olmalı, bu kadar tepede tiyatronun ne işi var! Kısaca gidip yorulmaya değecek bir yer değildi.

Yemek için rezervasyon yaptırdığımız meşhur Simi Restoranta gittik. Kafamız rahat nerede yiyeceğimiz belli çünkü. Kapısında bekleyen görevli listesini kontrol ediyor, bizim ismimiz yok. İsimleri kağıtlara yazıp sonra tek listeye geçiyorlarmış. Çok tebrikler size, ne kadar ününüze yakışır bir yöntem. Tabi bizim kağıt uçtu mu ne oldu bilmiyoruz. Simi’ye karşı tamamen negatif duygularla başka yer bakmaya başladık. Çarşı üzerinde Tavernaki Restoranda yedik yemeğimizi. Nevizade’ye çok benzer bir havası vardı. Masalar sokakta ve kalabalık bir ortam. Yemekler de güzeldi, çalışanlardan Kosta da çok ilgili ve sempatikti.


Limenas merkezde de denize girilebilecek plajlar mevcut

Meşhur Simi Restaurant
 GIOLA

Sakın gitmeyin diye kocaman harflerle yazasım var. Çok çok bozuk bir yol, üstelik arabayı park ettikten sonra 25 dakika yürüyüş, berbat pis bir doğal havuz oluşumuyla karşılaşma ve o kadar yolu bu sefer yokuş olarak tırmanış. Sıcakta öldük bittik. Bunları Eda’yı kucaklayarak yapan daha çok bitti. Gidiş yolunda bizi uyaran kişiler oldu. Denizden hiç su gelmiyor, havuzdaki su hiç değişmediği için de çok pis, biz girmedik bile. Sadece fotoğraf çekmek için gidecekseniz gidin dediler. Ah kafamız. Hele hele hamile olduğumu bilseydik havuz muhteşem bile deseler yarı yoldan dönerdik heralde.


Yolun başı... birazdan pişman olacak masum köylüler




PSILI AMMOS


Burada gittiğimiz tesis çok başarılıydı. Deniz de tertemizdi ancak güneyde olmasına rağmen adada girdiğimiz en soğuk denizdi. Yine yüzdükçe alışılıyor ancak kıyıda durmak imkansız çünkü sudaki kumlar da buzlu kum gibi. Dolayısıyla çocukla kıyıda vakit geçirmek için çok uygun değildi ama onun haricinde çok beğendik.





POTOS

Akşam yürüyüş ve çarşısında alışveriş için gidilebilir. Yemek yediğimiz tavernanın ismini hatırlamıyorum ama adadaki en güzel balığı burada yedik. Fiyatlar tabi ki yine çok uygun.


Yemek yediğimiz taverna

SALIARA (MARBLE BEACH)

Burası haritalarda yok nedense o nedenle birisine sormadan bulması çok zor. Makryammos’a giderken sola değil sağ tarafa sapmanız halinde Marble Beach yoluna girmiş oluyorsunuz. Yol çok bozuk. Zaten yolda çok az Türk görüyoruz, arabalarımız kıymetli bizim dimi. Yol kötü de olsa en azından plaja kadar gidiyor ve indiğinizde yürümek zorunda kalmıyorsunuz. Mermer taşlardan oluşan bu plaj mutlaka görülmeli. Denizin rengine bayıldım. Tek sorun burada bir tesis vs.yok. Uzun süre kalınması zor o nedenle. Hadi sıcağın altında durmayı geçtim tuvalet bile yok.





LA SKALA BEACH


Glyfada ile Glikadi arasında bir tesis. Çok güzel ve konforlu görünüyordu, deniz de harika. Ancak biz gittiğimizde sadece orta kısımlarda boş şezlong kalmıştı, o nedenle çıktık ve Glikadi’de otelimiz garsonu tarafından şiddetle tavsiye edilen koya gitmeye karar verdik. La Skala’ya erken saatlerde gidilmeli mutlaka.


GLIFONERI


Minicik bir koy burası. Ufak bir otel ve ona ait şezlonglar var. Şemsiye yok ancak kocaman ağaç gölgeleri yerlerini tutuyor. Deniz çok temiz, sıcak ve dalgasız. Kenarlarda bulunan kayalıklarda deniz hıyarları vardı çokça ki bu da denizin temizliğini gösteriyor. Öğlen yemek yenilebilecek bir yeri de var, Taverna Glifoneri isminde. 







HOTEL ENAVLION

Enavlion Otel konum olarak çok güzeldi, denize 3-4 dakika yürüme mesafesinde ve kendine ait plajı var. Odalar çok konforlu ve tertemizdi. Her gün çarşaflar ve havlular değiştirildi, banyo temizlendi. Odada yaşadığımız tek sıkıntı ek yatak getiremiyor olmalarıydı. Sadece bebekler için ilave yatakları varmış. Öyle olunca üçümüz sıkışık bir şekilde yatmak zorunda kaldık. Hele tüm gece deli yatan bir kızla bu çok zor oldu. Otelimizi oda kahvaltı ayarlamıştık. Ancak restoranı o bölgede tercih edilen bir işletme olduğu için ilk akşam hemen denemede bulunduk. Yemekler çok lezzetliydi, ayrıca menü tüm Tasos’ta gördüğüm yerler arasında en zenginiydi. Garsonlar çok samimi ve güleryüzlüydü, özellikle de Eda’ya karşı. Eda için söylediğimiz yemekleri önden getirecek kadar, portakal suyu vs. söylediğimizde içine buz atmıyoruz değil mi diye soracak kadar düşünceliydiler. Çok basit şeyler ama çocuğa dahi içecekleri buzlu getiren garsonlara alıştığımdan garip geldi. Kısaca oteli kesinlikle önerebilirim. Ancak Tasos ucuz bir yer, genel olarak tatil ekonomik olmalı denilirse çok daha ucuz oteller vardı. Güzel bir araştırmayla ucuz ve rahat bir tesis bulmak kolay. Enavlion Otelin 1 gecelik fiyatı 115 Euroydu, üçümüz için toplam tabiki. Örneğin yine aynı mevkide Fedra Oteli önerebilirim. Biz yola erken çıkıp tatili önden 1 gece uzattığımız için bu otelde kaldık ilk gecemizde. Enavlion’da yer olmadığı için buraya yönlendirdiler. Denize sıfır bir oteldi. Odalarının biraz ufak olması dışında bir problemi yoktu bence. Sadece kahvaltı ya da yemek olayı nasıl bilmiyorum. Çünkü yine kahvaltımızı diğer otelde yaptığımız için deneme imkanımız olmadı.

Otel odamızın girişi, aynı zamanda balkonu




Yemeklerle ilgili;
Bloglarda o kadar olumlu şeyler okudum ki yemekler hakkında beklentiyi mi yüksek tuttum bilmiyorum, biraz hayal kırıklığı yaşadım. Deniz ürünleri güzel, menülerinde çorba, makarna, köfte gibi şeyler var. Ancak meze konusunda bize göre zayıf buldum. Cacıki var tamam da bir kızartma söylediğimizde onun yanında bile cacıki geliyor. Nerde bizim sarımsaklı yoğurtlu mezelerimiz. Taverna denilen yerlerde menüler hep birbirine benzer.

Yine de aç kalmak imkansız. Ayrıca porsiyonları acaip büyük. Mesela Tavernaki’de sipariş verirken Kosta bize yeter bu kadar daha fazla bir şey söylemeyin diye uyarıda bulundu. Ayrıca fiyatlar da çok uygun. 


Çok uzun bir yazı oldu ama parçalara ayırıp konuyu uzatmak istemedim. Tatil bu yıl için bitti, her gün tatil yazısı yazmak da çok hoş olmuyor o nedenle.
Tasos mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Gezilecek daha çok yeri var. Örneğin dağ köyleri, kiliseleri, müzeleri ama biz deniz turizmi için gittik ve buraları gezi planımıza dahil etmedik. Fotoğraflarda bolca su görmeniz bu sebepten.


Aaaa bu arada Eda büyüdü diye rahat tatil yaptığımı sananlar yanılıyor. Çocukla Yurtdışı tatilinin zor yanları çoktu. En zoru tuvalet konusuydu mesela. Malum taharet musluğu olmayınca ve bizimki hafif bağırsakları bozunca öyle zorlandım ki anlatamam. Tuvaletler her yerde temizdi neyse ki ama sürekli pet şişeyle gezmek de zor oluyor. Ayrıca Eda büyüdü ama ısrarla denize yalnız girmiyor. Tüm gün de denizde durmak isteyince Bahadırla dönüşümlü olarak ona eşlik etmemiz gerekiyor. 2 kişi olduğumuz için de hemen sıra dönüveriyor. Rahatlığı eski yıllara göre artmış olsa da çocuklu tatil hala zor.


HB

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Let the holiday begin

Cuma kısmetse koca bir yıl beklenen tatilime kavuşacağım. Cuma son iş günüm ama hemen mesai bitiminde yola çıkıyoruz. Cumartesiyi bekleyememe sebebimiz haftasonu ve tam bayram üstü sınır kapılarında oluşacak kuyruklar. Yurtdışına ilk kez arabayla gideceğimiz için ehliyet, araç sigortası gibi işlemler de bizi bekliyor*. Cuma yola çıkıp yavaş yavaş gidelim diye düşündük. Bahadır için yorucu olacak biraz.
Daha önce bahsetmiştim, tatili çok önceden planladık. Ben bu arada yine birkaç araştırma yaptım, notlar aldım. O kadar çok kişi var ki gidip bloglarında anlatan, benim çok işime yaradı. Adanın çoğunu Türk turistler oluşturuyormuş zaten. Yakın mesafede, ucuz bir tatil alternatifi. Çok güzel koylara sahip bir ada, üstelik de yeşil bir doğası var. Ben daha gitmeden sevdim diyebilirim.



Buna rağmen hiç tatil modunda değilim. Nedense üzerimde bir yorgunluk, halsizlik var ve hiç hevesli hissetmiyorum. Moda girebilmek ve son ana bırakmamak için valiz hazırlamaya başladım ama hiç etkisi olmadı.

Valiz konusunda bu yıl özgürüm. Arabayla seyahat etmenin en güzel yanı eşya konusunda kendini sınırlandırmak zorunda olmaman. Arabanın bagaj büyüklüğü tek sınırın. Geçen yaz İspanya’ya giderken hem bebek arabası hem büyük bir valiz taşıması zor olacağından çok az eşya götürmüştüm. Üzerime giydiklerim yetmiyordu az daha. Hele çocukla olunca onun eşyalarından çıkartamayacağın için mecburen kendininkileri azaltıyorsun.

Yunanistan tatilimiz 1 ağustos Cuma günü sona erecek. Oradan direkt Gündoğan’a geçmeyi planladık, iznimizin son gününe kadar da oradayız kısmetse. Bu yıl çok yürümeli, gezmeli bir tatil tercih etmedik. Dolayısıyla beklentim bol dinlenmeli, huzurlu, sağlıklı bir tatil.

Eda’yı sahilde oyalamak için birkaç önlem aldım. Örneğin oyuncak fincanlarını filan götüreceğim. Sahilde bize yemek yapmayı çok seviyor deniz suyu ve kum ile. Umarım Yunanistan’da internet sıkıntısı olmaz ve fotoğraf paylaşma şansım olur.


PS: Eda ile benim vize derdimiz yok ama Bahadır ne yazık ki vize başvurusunda bulunmak zorundaydı ve vizesinin yetişmeme ihtimali var. Yetişmezse ne olacak? Hiçbir planımız yok. Heyecan mı seviyoruz fazla mı rahatız neyiz bilmiyorum. (Böyle konuştuğuma bakmayın gayet yusuf yusuf haldeyiz)

*Dedem bunu duyunca “Yunana para mı kazandırıyorsunuz” diye azarladı bizi. Eskiden ilişkiler bozuktu tabi, onlar için daha da zor unutması.


HB

25 Şubat 2014 Salı

Planlar planlar

Geçen seneki yazıya baktım da, ocak ayında araştırmaya başlamışım yaz tatili için gidilebilecek yerleri. Bu sene 1 ay geç kalmışız ama aslında daha öndeyiz çünkü gideceğimiz yer neredeyse kesinleşti. Aslında yine kafamız karışıktı. İlla yurtdışı olması şart mı? Kaş’a mı gitsek? Yoksa İtalya’ya mı gitsek? Ama Euro bu kadar yükselmişken bize çok maliyetli olur ne yapsak derken Bahadır arabayla Yunanistan’a gitmeyi önerdi. Yunanistan’a geçen sene gitmiştik ama bu yıl deniz tatili için gitmek mantıklı olabilirdi. Üstelik çocuklu seyahatte araba büyük rahatlık oluyor. İstediğiniz eşyayı alabiliyorsunuz. Yunanistan ama orda neresi peki? Santorini ilk akla gelen yerlerden. Fakat orası başbaşa daha çok tat alınacak bir yer gibi geliyor bana. Halkidiki bir alternatifti, orada da sıkılabileceğimizi düşündük. Sonra Bahadır Thassos adasını önerdi. İnternetten de araştırınca kesinlikle orada karar kıldık. Çünkü onlarca gidilebilecek ve keşfedilecek koy var. Üstelik denizi harika görünüyor. Gidenlerden öğrendiğimiz kadarıyla suyu da soğuk değilmiş, çocuk için ideal. Yeşillik ve dağlık atmosferi de resimlere baktığım kadarıyla harika.
Yunanistan mutfak olarak da bize yakın ve fiyat bakımından acaip derecede uygun. Yemeğin yanısıra kalınacak otel/pansiyonlar da çok ekonomik. Üçümüz için yaklaşık 1200 TL ödeyeceğimiz oteller buldum. Ve bir kez daha 5 yıldızlı her şey dahil otellere o paraları ödeyip tüm gün otele tıkılanların zihniyetine hayret ettim.
Bakalım planlar böyle ama henüz rezervasyon yaptırmadık. Hayırlısıyla gidip yüzeriz belki bu cennet koylarda :)

HB




*Fotoğraf internetten alıntıdır.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Yunanistan’da Yeme-İçme

Yeme-içme konusunda Yunanlıları takdir ettim. Türk mutfağının üstüne tanımam, o ayrı ama onlar da hiç fena değil. Özellikle fiyat-kalite karşılaştırması yaparsak gayet başarılılar. Selanik’te geçirdiğimiz günün akşamında otele de çok yakın olan bir yerdeydik. Hani Nevizade’ye benziyor demiştim, orası. Onlar o bölgeye Bit Pazarı adını vermişler. Yanyana birkaç restorant, dışarıda kurulu masalar ve canlı Yunan müziği eşliğinde yemek. Aslında Selanik’te nerede yemek yesek diye hiç düşünmemize gerek kalmadı. İyi ki Selanikli bir arkadaşım var. Onun sayesinde bu seyahat çok kolay geçti. Ama ne yazık ki kendisi orada olmadığından bize taa Londra’dan destek vererek yardımcı oldu. Michael’in önerisiyle Ouzou Melathron’da yemek yemeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. Yemekler harikaydı, özellikle de lakardi. Aslında ana yemek değil de meze yemeyi tercih ettik. Everything little little into the middle dedik kısaca. Hepsinden de çok memnun kaldık. Mekandaki garsonlar da çok samimi ve güleryüzlüydü. Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerinde en çok sevdiğim şey restorant ya da cafelerdeki garsonların seni sıkboğaz etmemeleri. Bizde nasıldır? Garson gelir, on kere bir arzunuz var mı diye sorar. Her siparişi aynı anda hızlı hızlı getirir. Bir an önce ye de kalk hadi havası yaratır. Tabii bizde insanların zamanı çok kısıtlı, her şeye acelemiz var.





İçki olarak erkekler Yunanluların meşhur rakısı ouzo içtiler. Ben beyaz şaraptan pek farklı olmayan “retsina” içtim, çam reçinesi içerdiği için tadında ağaç kokusu vardı hafif. Gerçekten. Tüm bu yeme-içmenin ardından da kişi başı 15 euro ödedik. Selanik’e gidiyorsan ye yiyebildiğin kadar.

Bu arada öncesinde oturduğumuz cafeden bahsetmeyi unuttum. Herkes denize karşı oturmuş, cafelerde yer bulmak o kadar zor ki. Bir grup masadan kalktığı anda hemen yerlerine geçiyoruz. Yunanistan’da frappe meşhur diye duymuştum. Fakat daha önce mola verdiğimiz yerlerdne birinde denediğimde tadını hiç beğenmedim. Bu benim soğuk kahve sevmememden kaynaklanıyor olabilir. Frape yerine milkshake içiyorum o yüzden. Tadı gayet güzel.



Sondan başa gittim madem bir de otelin kahvaltısından bahsedeyim. Peynir, reçel, yağ, bal, kek, zeytin, salam (ki bu bizim işimize yaramıyor), domates, salatalık, yumurta, hatta yumurtalı ekmek bile var. Eeee daha ne olsun.



Yunanistan pasta, tatlı gibi şeyler için tam bir cennet. Pastane camlarına yapışmanız çok mümkün.




Yemek maceramız ertesi gün Kavala’da devam ediyor. Önce Mahmed Ali Paşa’nın evine yakın bir cafe var (İbrik Cafe) Biraz tepede kaldığı için manzarası çok güzel. Bu manzarada Türk kahvesi çok güzel giderdi diyoruz. Neyse ki Yunan kahvesi de lezzet olarak bizimkini aratmıyor. Hatta neredeyse daha güzel diyeceğim.



Yola çıkmadan önce karnımızı doyurmak üzere sahilde bulunan restorantlardan birine oturuyoruz. Dolma, midye, yahni ve resimde gördüğünüz tüm yemekleri silip süpürüyoruz. Bu kadar yemek için ödediğimiz para yine bir öncekine benzer şekilde az, kişi başı 12 euro.

O kadar Yunanistan’a gittin iki kelime öğrenmedin mi Yunanca diye soranlar varsa işte size cevabım:

Efharisto: teşekkürler
Kalimera: günaydın
Kalinihta: iyi geceler
Poli: şehir (Konstantinopoli Kostantin’in şehri örneğin. Bu arada Kavala’ya girdiğimizde Konstantinopoli 640 km diye bir tabela gördük. İstanbul Yunanlılar için hala Konstantinopoli bildiğiniz gibi)
Endaksi: tamam
Nero: su

Bunları biliyorsam gerisi kolay zaten.
(Yemekle ilişkisi ne demeyin, dil bilmenin en önemli amacı karnını doyurabilmektir)


HB

Popüler Yayınlar

Recent News