http-equiv='refresh'/>

7 Haziran 2011 Salı

Birkaç film önerisi


·         Amores Perros (Paramparça Aşklar Köpekler)

En sevdiğim yönetmenlerden Alejandro Gonzalez Iñárritu’nun en beğendiğim filmi. Yapım yılı 2000. Kurgusu üç ayrı hikayenin birleşmesinden oluşuyor. Yönetmenin tarzı birden fazla,ki genelde 3 tane, hikayeyi kesiştirmesi. Filmin konusu
Meksika şehrinde bir trafik kazası üç kişinin yaşamını yitirmesine sebep olur. Genç delikanlı Octavio, kardeşinin karısı Susana ile kaçmaya karar verir. Köpeği Cofi'yi kaçışlarına yardımcı olacak paranın elde edilmesine aracı olarak kullanırlar. Uysal bir sokak köpeği Cofi'den bir köpek dövüşlerinin değişmez şampiyonu olan bir canavar ortaya çıkarır. Kardeşinin karısı ile yaşdığı dokunaklı aşk üçgeni, yasak aşkın geri dönüşsüz bir yol haline gelmesiyle daha da karmaşıklaşır.
Bu arada, 42 yaşındaki Daniel güzel model Valeria ile birlikte yaşamak için ailesini terk eder. Yeni hayatlarını kutladıkları gün Valeria trajik bir kazada sakat kalır. Peki her şeye sahip olduğunu düşündüğü anda tüm hayatı birden bire değişen Daniel ne yapacaktır? Bu kaza ve sakatlık,aşklarını yıpratmaya başlar, artık aşklarının gerçek sınanmasıdır yaşanan.
Yıllarca hapis yatmış kiralık katil olarak çalışan eski komünist gerilla El Chivo kaza yerine geldiğinde Octavio'nun ölmek üzere olan köpeği Cofi'yi bulur, onu alır ve iyileştirir. Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.Cofi eski mutlu,sakin günlerine kavuşmuştur ancak artık gizli dünyasına sakladığı vahşilik ve şiddet,El Chivo'yu çok üzecek bir acı süprize sebep olur. El Chivo, Cofi ile ne kadar benzeştiğini görür, kafasına silah dayadığı Cofi'nin "ben bana öğretileni yaptım" bakışı ile kendi iç çatışmasını yaşar ve köpeği vuramaz. Ancak olayların akışı, seyirciyi bile hadi artık dedirtecek bir noktaya getirir.Sonrası, kendisini saklamış ve uysal bir hayat sürmüş eski komünist bir gerillanın diğer yüzünün sahneye çıkmasıdır ki bu kötüler için sonun başlangıcıdır.”

·         21 Grams (21 Gram)

Aynı yönetmenden gidersek bu filmi mutlaka seyretmenizi öneririm. 2003 yapımı. Oyuncular arasında Sean Penn ve Benicio Del Toro var. İlk sahnelerde hiçbir şey anlamayabilir izleyenler. Film ilerledikçe ilk görüntüler anlam kazanıyor. Konusu;
“Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman aralığında geçen filmin konusu üç farklı insanın başına gelenleri konu almaktadır:
Paul Rivers (Sean Penn) sigara bağımlısı olan, karısı zamanında kendisininden bebek beklemiş fakat ardından kürtaj yaptırmış şimdi ise tekrar ondan bebek isteyen bir matematik profesörüdür. Ancak şimdi ölümle yaşam arasında kalmış ve kalp nakli için beklemektedir ta ki ona uygun bir kalp bulunursa.

Cristina Peck (Naomi Watts) kocası ve iki çocuğu olan uyuşturucuyu bırakmış şimdi hayatına yol vermeye çalışan bir annedir. Çocukları da kocası da kendisini çok sevmektedir.
Jack Jordan (Benicio Del Toro) zamanında başı beladan kurtulmayan, uyuşturucu ve alkol kullanmış bir adamdır. Onunda iki çocuğu ve kendisini çok seven karısı vardır. Zaman zaman garip davranışlar sergilese de artık her şeyi düzeltmeye karar vermiş ve dindar bir insan olmuştur.
Bir gün Paul artık hayatta kalmaya dayanamazken, Jack Jordan işten atılır ve kendi doğum günüdür. Arabayı sürerken bir anda iki çocuk ve babaları önüne çıkar ve kendisi arabayı durduramaz, onlara çarpar. Ne yapacağını şaşıran Jack Jordan, ordan son sürat kaçar ama sonra büyük bir vicdan azabı duyar ve polislere teslim olur. Hayatında tam her şey doğruya gidecekken bu olay başına gelir. Çarptığı baba ve çocuklar ise Christina'nın kocası ve çocukları idi. Üçü de hayatını kaybeder ve kocasının kalbi Paul'a takılır. Paul artık ilişkisine son noktayı koymuş, kendisine kalbini veren adamı araştırmaktadır. Hapishaneden avukat sayesinde çıkan Jack eve geldiğinde küçük oğlu tarafından pek hoş karşılanmaz, Christina tekrar uyuşturucuya başlar ve tanıştığı Paul Rivers ile çıkmaya başlar. Paul ile Jack'in karşılaşmaları olacak gün ise artık karmakarışık işler daha da karışacaktır.”

·         Mar Adentro (İçimdeki Deniz)

Alejandro Amenábar’ın yönetmenliğini yaptığı bir film. 2004 yapım yılı. Oyuncular arasında Javier Bardem’in oluşu filmi ayrı bir güzel yapıyor. Çünkü müthiş bir performans sergilemiş. Ötenazi hikayesi ile insanı oldukça etkiliyor. Konusu;
“Ramon Sampedro'nun yaşamı, 30 yıldır bir yatakta geçmektedir. Gençliğinde geçirdiği bir kazadan sonra hayatla tek ilişkisi deniz manzaralı penceresidir.

Hayatına iki kadın girer: avukat Julia ve köylü kızı Rosa. Bu iki kadından biri, boynundan aşağısı felçli adama hayatın anlamını tattırır ve onun kurtuluşunu sağlar.”


·         Todo Sobre Mi Madre (Annem Hakkında Her şey)

Bu sefer de büyük yönetmen Perdo Almodovar’ın filmini önereceğim. Anne olmadan önce izlemiştim. Sanırım bir kez daha seyretmeliyim. Almodovar fimlerinin olmazsa olmazı eşcinsel-travesti karakteri bu filmde de yerini almış. 1999 yapım yılı. Konusu;
“Oğlu Esteban'ın üzerinden araba geçmiştir ve Manuela'nın ağlamaktan göz pınarları kurumuştur. Karanlıklar ardında geçmiş ve gelecek içiçe geçer. Aynı gece hastanede Manuela beklerken oğlunun günlüğüne göz atar...

Trajik olayın ardından rastlantılar benzer dünyaları olan insanları biraraya getirir ve herkesin birbirini zenginleştirdiği bir paylaşım başlar. İspanyol sinemasının dahi yönetmeni Pedro Almodovar'ın son derece etkileyici bir filmi. Kadınlara ve annelere ithaf edilmiş, son derece hüzünlü ve keyifli bir başyapıt.”


·         Hable Con Ella (Konuş Onunla)

Yine Almodovar’ın yazdığı ve yönettiği bir film.. 2002 yılına ait. Platonik aşk, hüzün, her şey var filmde. Çok etkileyici bulmuştum. Konusu;
“Altın rengi, üzeri somon güllerle dolu perde Pina Bausch’un Café Müller adlı izletisini sergilemek üzere açılır. İzleyenler arasında birbirini tanımayan iki genç adam vardır. Bir hemşire olan Benigno ve kırklı yaşlarında bir yazar olan Marco. Sahnede ahşap iskemleler ve masalar arasında, Henry Purcell’in The Fairy Queen adlı eseriyle, kollarını açmış danseden iki kadın vardır. Performansın duygusallığı karşısında Marco ağlamaya başlar. Benigno yanında oturan adamın ağladığını farkeder ve kendisinin de bu gösteriden çok etkilendiğini söylemek ister ama cesaret edemez.

Aylar sonra iki adam “El Bosque” adlı Benigno’nun çalıştığı özel bir klinikte tekrar karşılaşırlar. Lydia, Marco’nun profesyonel boğa güreşçisi olan kızarkadaşı yaralanmış ve komadadır. Benigno ise klinikte çalışmakta ve komada bir başka genç kadına, bir bale öğrencisi olan Alicia’ya bakmaktadır.

Marco, Alicia’nın odasının önünden geçerken Benigno onunla konuşmaya başlar. Bu herşeyin altüst olduğu yakın bir dostluğun başlangıcı olur. Kliniğin dört duvarı arasında ne kadar süreceği belli olmayan bu zaman dilimi; 4 insanın hayatını, geçmişini, bugününü ve geleceğini bilinmeyen bir kadere doğru taşır.”


·         Into the wild (Özgürlük Yolu)

Hep İspanyol-Meksika filmlerinden gitmişim. Bu seferki önerim daha farklı. Sean Penn’in yönetmenliğinde gerçek bir hikayeden alıntı yapılarak çekilmiş. O yüzden de beni çok etkilemişti. Özellikle sonunda gerçek fotoğraflara yer verilince ağlamıştım sanırım. Biraz uzun bir film ama bence sıkmıyor insanı. Yaşadığı hayatı sorgulamaya, her şeyi bırakıp bir çantayla amaçsızca dünyayı gezmeye itiyor insanı. 2007 yapımı. Kısaca konusu;
“Christopher McCandless üniversiteden mezun olduktan hemen sonra , aile ve sorumluluk gibi ağırlıkları geride bırakıyor. Bütün parasını yakıyor ve Alaska’da doğa ile birebir yaşamak için yola koyuluyor.

McCandless, uzun yolculuğu boyunca bin bir tür macera ve bin bir tür insan ile karşılaşıyor. Grand Canyon’da river rafting yapıyor, doğayı kendine ev ediniyor, orta yaşlı bir hippi çift ve özellikle yaşlı yanlız bir adamla unutulmaz birer ilişki kuruyor.

McCandless, iki yıllık yolculuğu boyunca bir kez bile ebeveynleri ve en önemlisi her şeyden çok sevdiğine inandığımız kız kardeşi ile haberleşmiyor.”


·         Ondskan (Şeytana Karşı)

Yapım yılı 2003, İsveç filmi. Şeytana Karşı ismi korku filmini çağrıştırsa da filmin konusu dram. Aile içi şiddeti, yurt hayatını anlatıyor. Konusu;
“Delikanlılık çağının bildik karmaşasını yaşayan Erik Ponti için hayat pek çetin geçmektedir. Okulda öğretmenleri ve arkadaşlarıyla sorun yaşamaktadır. Ölesiye kavga etmek yaşantısıın rutin bir parçasıdır, daha da kötüsü eve geldiğinde kendisine fiziksel şiddet uygulamaktan hoşlanan üvey babasının gerekçesiz dayaklarına maruz kalmaktadır. Okulda karıştığı kavgaların birisinde çizgiyi aşan Erik okuldan atılır. Eğitim hayatı tehlikeye giren Eric'in annesi her türlü fedakarlığı yaparak Eric'i liseyi bitirebileceği pahalı bir yatılı okula yollar. Erik için evden ayrılmak başlangıçta kurtuluş gibi görünse de olaylar beklendiği gibi gelişmez. Erik çok geçmeden yeni okulunun, öğrenciler arasında acımasız bir kast sistemine sahip ve bu sistemin altındakiler için hayatın cehennemden farksız olduğu, öğretmenlerin bile öğrencilerin baskısının altında ezildiği bir hapishane olduğunu farkeder. Erik 'ari ırk', 'ayrıcalıklı öğrenci', 'öğrenci mahkemeleri' ve sorunların bire karşı iki kişi ile kavga ederek çözüldüğü 'ring' gibi kavramların bulunduğu yeni okulunda kendini ezdirmeden hayatta kalmaya çalışmaktadır. Ancak içine girdiği bu katı sistem, öğrencilerin dirençlerini kırmak için pek çok yol geliştirmiştir. Erik'in en küçük hatası, oda arkadaşının ölesiye dövülmesine ya da aralarında romantik bir ilişki geçen mutfak görevlisi genç kızın işten kovulmasına neden olmaktadır.”

      

    Bu filmlerin tümünü gerek konuları, gerek oyuncu performansları, görüntüleri, etkileyici hikayeleri, gerekse kullanılan müzikler açısından apayrı tatlara sahip olduğu için önerebilirim. Hollywood filmleri içinde de çok beğendiğim, izlerken keyif aldığım filmler var ama nedense İspanyol filmleri daha çok çekiyor beni. Şu ara vakit olmuyor hiçbir şey seyretmeye, sinemaya gitmeye. İlk fırsatta bunları yeniden izlemeyi istiyorum. Tüm bu yönetmenlerin yeni filmlerini de merakla bekliyorum.
HB

PS:Konular wikipedia ve beyazperdeden alıntıdır.

2 yorum:

calibocegi dedi ki...

İçimdeki Deniz
Annem Hakkında Herşey
Konuş Onunla

bu üçü benim için de çok özel filmler. Bazen bir film izlersin sende tarifsiz bir duygu bırakır ve ondan sonra bu duyguyu tarif etmek için o filmi kullanmaya başlarsın.

Güzel bir paylaşım olmuş.

Adsız dedi ki...

Sağol canım. Almodovar çok önemli bir yönetmen bence. Film yapsa da izlesek dedirtenlerden..
İçimdeki Deniz zaten müthişti. 3 defa izledim sanırım. Adam öyle bir oynamış ki gerçekten engelli mi diye düşünüyorum bir an da olsa her izlediğimde.

Hatice

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Recent News