http-equiv='refresh'/>

sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2015 Çarşamba

Üssünün Üssü

Bu aralar en çok sorulan soru “iki çocuk zor değil mi?”. Cevabım şu “iki çocuk kolay değil ama asıl zor olanı minik çocuk”. Tek de olsa bebek bakmak zor.

Hele bebeğiniz gece 9-10 kere uyanıyorsa… Gece 3 kez kalktığı için şikayet eden annelere çemkirmeniz an meselesi. Demin mesela yanımdaki arkadaşım anlattı, bebeği 8’de uyumuş, 1’de acıkıp kalkmış, sonra yine uyuyup sabah 5’te kalkmış. Kulak tıkaçlarımı verin bana!!
Hele ki bebeğiniz öyle kendi kendine oyalanmayan, hatta siz kapıdan çıkmaya teşebbüs ettiğiniz an ağlamaya başlayan ilgi canavarı bir bebekse… 1 tane yetiyor böyle olunca. Bir de üstüne ablanın ilgi ihtiyacı, bakımı, okul takibi vs. olunca elbette zorluk katlanıyor.

Yine de tüm bunlar dayanılmayacak şeyler değil. En kötüsü hastalık. Çünkü hastalıkla birlikte bütün zorluklar üssünün üssü olarak artıyor. Derdini söyleyemiyor, ilaç içmek istemiyor, burnunu açtırmak istemiyor, emzik almak istemiyor, gece uyumuyor. Hastalık geçiyor huysuzluklar huy haline geliyor. Geçen hafta önce Eda, sonra Aden ve en son ben hastalandık. 2 saatlik uykuyla geçirdim tüm haftayı. Gündüz iş, gece nefes alamayan ve sürekli ağlayan bir bebek ve sonuçta tabi ki benim bünye çöktü. İlaç da kullanamıyorum. Ayakta duramadığım için işten izin alıp çıktım, eve gidince dinlenmek ne mümkün. İlaç ve dinlenme olmadan nasıl iyileşilir? Hala hastalığın etkileri sürüyor. Yine de her zaman söylediğim gibi “çocuklar hasta olmasın da ben olayım”.


HB

20 Ekim 2015 Salı

El yıkama alışkanlığı

Herkes bana kızıyor, el yıkamayı abarttığım için. Ellerimin üstü yara oldu artık, haksız sayılmazlar belki. Sabahtan başlarsak; uyanınca, Aden’in altını aldıktan sonra, lensimi takarken, kahvaltıdan önce, gün içinde her lavaboya gidişimde, akşam eve girince, Aden’i emzirmeden önce, Eda’nın tuvaletini yaptırınca, Aden’in altını aldıktan sonra……liste böyle böyle doldurulabilir. Sabun kullanmadan yıka diyebilirsiniz ama benim psikolojik olarak içim rahat etmiyor o şekilde. Temizlenmemiş gibi geliyor. Örneğin yumurtaya dokunduysam o eller illa sabunlanacak.

Yazın Gündoğan’da kasaba gitmiştim. Etleri hazırladı, aynı ellerle poşetledi ve poşeti tuttuğu yer kanlı kanlı elime verdi paketi. Üstelik aynı adam para üstünü çevirdi. Düşünün o dokunduğumuz paralara kimler nasıl dokunuyor. O sebeple özellikle para konusunda fazla hassasım. Eda’nın elinde para gördüğümde hemen el yıkamaya koşuyoruz. Bayramlarda mendil içinde harçlık vermek ne güzel bir gelenekmiş. Şimdi çocukların eline sıkıştırıyorlar. Hatta Aden’in bile eline para verenler oldu. Minicik bebek ne anlayacaksa.

Fazla evhamlı olmak iyi değil biliyorum ama herkes asgari düzeyde hijyene dikkat etse o bile yeter. Bu video çocukların doğru bir el yıkama alışkanlığı kazanması için hazırlanmış ama benim izletmek istediğim çok sayıda yetişkin var çevremde :)


HB

9 Ocak 2015 Cuma

Tek taşımı kendim yaptım

 Kendim, bizzat bünyem yaptı hem de. Tam bir DIY örneği. Geçen sene böbrek ağrılarım kesilmek bilmeyince, işyeri hekimi de idrar tahlilini görüp sen hemen uzman bir doktora görün deyince Nefroloji bölümünden randevu almıştım. Ultrason, röntgen, tahlil derken küçük taşların olduğu ama yer olarak rahatsız edici bir durumda olmadıkları sonucu çıktı. Yani düşecek gibi görünmüyorlardı. Bol bol su içecektim. Bir de antibiyotik tedavisi uygulandı. Ağrılarım geçti.

2 hafta önce rutin kontrolümde bebeğin aşağıda olduğunu söyledi doktor. Bu idrar yolu enfeksiyonu da yapabilirmiş baskı dolayısıyla. Ve evet tahmin ettiği gibi de çıktı. 2 gün içebileceğim bir toz verdi, ve yine bol su içecektim. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu kendini hissettirmiyormuş. Ağrım sızım da yoktu zaten. Ancak 2-3 gün önce sağ böbrekte sızı başladı. Bir de üstüne ofisi temizlerken temizlikçi bayan sandalyemin kumaşını tozlu görüp ıslak bezle bir güzel silince ve ben de farketmeyip üstünde bir süre oturunca sanki ağrım arttı gibi hissettim.

Dün, yani Perşembe günü kar yüzünden çıkmayıp evden çalışma kararı almıştım. Eda da kar tatilinde ve işlerim çok, çalışmam lazım. Annemde kalalım hepimiz de bari annem onu oyalarken çalışırım dedim. Sabah uyandık, böbrek ağrısı devam. Bir de üstüne yanma hissi eklenmiş. Üstelik sadece lavaboya çıktığımda değil. Gün içinde de benim kıymetli minik taşımı vücut tükürdü. Annem o sıra evde değildi. Ben de bu yabancı cismi görünce emin olamadım. Taş falan beklemiyorum. Çünkü taş düşürmek çocuk doğurmak kadar acı veren bir şeymiş. Bu kadar kolay olmamalı. Ama içi de baya parlak falan, sanki Maldivlerden gelen minik kumlar birleşmiş bu taş oluşmuş. Sonra eski böbrek taşı uzmanlarından deneyimli annem geldi ve “sen taş düşürmüşsün ya!” dedi. Böbrek ağrımın geçmemiş olmasını da  şöyle açıkladı; o kadar yerinden oynamış öyle hemen geçmezmiş. Eskiden annem çok çekti bu dertten. Çok şükür artık bitti ama bu nesiller boyu devam eden bir dert işte böyle.

Ofiste de bir arkadaşım var. Böbrek taşından dolayı ağrı çekiyor ne zamandır. Doktor ağrı kesiciler vermiş. Kanaldaymış ve ne zamandır düşmesini bekliyor. Ama nasıl da kafasına taktı, sanki çaresi olmayan bir hastalığa yakalanmış gibi morali bozuk. Kontrole gittiğinde düşmüştür artık diye bir umutla gitti. Yok, yerinde. Ben bu arkadaşla dalga geçerken kendi başıma geldi ama bu sefer de sinir oldu. O onca zamandır uğraşıyordu, nasıl olurdu da ben düşürürdüm. Hayat işte. Bu arada benim taşların geri kalanı bir süre dursa iyi olur. Böyle hamilelik zamanıma denk gelmesi kötü oldu çünkü. Minik kızın baskısı yüzünden mi yerinden kıpırdadı acaba? Yarın doktora gideceğim, belki sorularım cevap bulur.


HB

29 Aralık 2014 Pazartesi

Blogcu Anne'de bir konuk

Geçen hafta Blogcu Anne Elif sitesinde yazıma yer verdi. Konuk yazar olmak istememdeki amaç daha çok kişiye ulaşmaktı. Sağolsun Elif’in takipçilerinin bir kısmı bu konuya bundan sonra dikkat edeceğini yazdı. Bir de öksürme eğitimi başlığı ile yazdığım yazının gereksiz olduğu yorumunda bulunan bir bayan vardı ki kendisine saygı duysam da hak veremiyorum.

Ateşi olmadığı halde ve keyfi yerinde olmasına rağmen bugün Eda’yı okula göndermedim. Çünkü tüm gece öksürük krizleri yüzünden uyumadı. Evet o kadar sık öksürüyor ki her seferinde ağzını kapatmayabiliyor. Çocuk nihayetinde, unutuyor. Bazen farkediyor, “ayy çok özür dilerim anne ağzımı kapatmadım” diyor. Ben de zaten bu farkındalığı sağlamaktan bahsediyorum. Her bir eğitimi verebiliyorsak çocuklarımıza nasıl öksürmesi gerektiğini de öğretebiliriz. Tabii bunun için önce kendimizin eğitimli olması gerekiyor değil mi?

Konuyla ilgili yazımı okumak isterseniz buyurun linki.



HB

1 Aralık 2014 Pazartesi

Kış hamileliği mi yaz hamileliği mi?

İkisini de yaşamış, daha doğrusu bir tanesini hala yaşamakta olan biri olarak her iki türün de avantajlarından bahsetmek istiyorum.

Beslenme

Yazın meyve çeşitliliği çok fazla. Kiraz, karpuz, şeftali, üzüm, kara dut…Neyse ki aş ermeyi beceremedim henüz. Gönül rahatlığıyla yazmamı buna borçluyum. Kışın ise elma, muz, mandalina, portakaldan başka pek bir şey yiyemiyorum. Bir de su tüketimi var. Yazın çok daha kolay. Zaten susamamak imkansızken kışın su içmek daha zor oluyor. Diğer yandan kış hamileliğinde protein ağırlıklı beslenme daha basit. Yazın genelde sebzelere ağırlık veriyoruz.

Hastalık

Hamilelikte hasta olmak gerçekten çok yıkıcı. İlaç kullanamıyorsun. Tek çaren dinlenmek. Evde bir tane çocuk varsa o da pek mümkün olmuyor tabi. Kışın etrafımız mikroplarla sarılı. Ofiste bir ara öksürmeyen yoktu ve ciddi tırsıyordum. Evde çocuk mütemadiyen öksürüyor zaten. Kaçınmak çok zor. Doktorum gripten koruyucu özelliği olduğu için kış gebelerine tetanoz aşısını önerdiğini söylemişti. Ben dinlemedim ve yine yaptırmadım. Umarım pişman olmam.

Giyim

Yazın kesinlikle çok kolay. Şu açıdan kolay; çizme ve mont derdin yok. Ben şimdiden çizme için zor eğilmeye başladım. Yağmur çamur demeden ayakkabı ile çıkabilirim çok yakında. Yazın ayak numaram büyüdüğünde bir tane babet almıştım ve tüm hamilelikte yetmişti o bana. Doğumdan sonra çöpe gitmişti, nasıl eskittiysem. Mont da problem. Tek dert göbeğin büyümesi değil ki üstteki düğmeler de zor kapanıyor :) Bunlara rağmen bol kazaklar kurtarıcı. Hala eski kazaklarımı giyebiliyorum. Yaz olsa yeni t-shirtler gerekecekti. Sadece gömleklerle vedalaştım üst giyim olarak.

Sıcaklık

Yaz hamileliği demek herkes sıcağı 1 hissederken senin 5 hissetmen demek. Sıcaktan ayakların davul olması, olabilecek her yerin isilik olması demek. Haa bir de koca göbekle yüzmek var. Çok tatlı bir histir eminim. Ben yaşayamadım hiç. Yalnız ilk ayların yaza denk gelmesi harika, çünkü yüzmek bulantıları azaltıyor resmen. O dönemi rahat atlatmamda etkisi çok büyüktü.

Her iki dönemin de kendine özgü artıları var. İkisini de görmem karşılaştırma yapmam açısından iyi oldu.

HB


17 Kasım 2014 Pazartesi

Zeytin

Zeytin ağacının büyümesi zahmetli ancak bakımı kolay. Annemlerin minik bir arsası var. Yıllar önce içinde zeytin ağaçlarıyla birlikte almışlardı. Yılda 1 kez gidip budarlar o kadar. Bu yıl 15 kg zeytin verdi. Hiç bakım yapmadıkları halde. İlgilendikleri yıllarda 100 kg zeytin topladıkları olmuştu. 4-5 tane zeytin ağacından bahsediyorum. Babam daha çok gönüllü bu işe. Annem sen hazırlayacaksın, hiç karışmam demiş de öyle el attı bu yıl da. Birkaç sene hiç toplamamışlardı bile. 



Neyse biz de “Kendin Hazırla Kendin Ye Ltd.Şti.” ne yardım amaçlı Eda ile zeytin ayıklama işini üstlendik. Yeşil zeytinlerle siyahları ayırdık. Hepsini gözle kontrol ettik ve kurt çıkmış olanları attık. O gün şunu farkettim. Bu kadar acı bir meyvede bile kurt oluyorsa bizim o yediğimiz tertemiz kurtsuz meyveler nasıl bir ilaca maruz kalıyor beynim döndü benim. Ne yediğimiz hiç belli değil.
Hemen marketten aldığım zeytinleri yemeyi bıraktım ve babamın kendi elleriyle yaptığı zeytinleri kahvaltıma ekledim. Organik filan değil ama en azından ilaçsız olduğundan eminim. Birazdan yiyeceğim elmada bol miktarda var ama ne yapabilirim. Hiç değilse elimizde olanlar için dikkat etmem lazım.



Zeytin yerken artık hem bu anlattığım sebeplerden dolayı rahatım hem de aklıma kesilen onbinlerce zeytin ağacı geldiği için huzursuz. Oysa cennette yer alan iki ağaçtan birisiymiş zeytin ağacı. Buna sebep olanlar nasıl uyku uyuyor bir de bunu anlayabilsem…


HB

13 Kasım 2014 Perşembe

Ah bu kulaklar

İşte yine başladık antibiyotik tedavilerine. Çocuğum kaç zamandır boğazının ağrıdığını söylüyordu bize ama öyle sürekli bir ağrı değil. Sık sık soruyordum ve artık ağrımadığını da söylüyordu. Ateş de yok. Ben de zencefil-bal karışımına sonsuz güvenle devam etmekteydim. Hafif geniz akıntısı için doktorun ne diyeceğini de biliyorum artık. Bol bol serum fizyolojik. O kısmı da tamamdı. Yani artık fısfıstan bıkmış bir çocuğa yaptırabildiğim kadar yapıyordum.
Ancak dün akşam annemin telefonu bu işin boyut değiştirdiğini haber verdi. Kulağının çok ağrıdığını söylemişti. Hemen çıktım işten. Hastaneye gittiğimizde doktorlar mesaisini bitirmişti. Nöbetçi çocuk doktoruna muayene oldu. Sağ kulağında sıvı vardı ve ayrıca balgam da birikmişti. Neyse ki ciğerler temizdi. Kulak ağrısı devam etmezse sadece alerji ve soğuk algınlığı için şurup verecektik. Gece sürerse sabah hemen antibiyotiğe başlayacaktık. Ne gecesi! Daha eve giderken arabada ağlamaya başladı. Kulağım çok ağrıyor diye 1,5 saat hiç durmadan ağladı. Ağrı kesici de verdik, ona rağmen. Doktoru tekrar aradım ve antibiyotik vermemi söyledi. Gece öyle zor uykuya daldı ki…Ağlar halde yatağına yatıramadık, yanımdaydı.

Gece boyu hiç kıpırdayamadım neredeyse. Uyanır da yine ağrısını farkeder, ağlar diye..Bebeğim o benim, içim gitti ağrıdan ağlarken. Sabah öksürükle uyandı. Belki daha uyur diye ben yine onun tarafa doğru dönmedim. Sonra yanaştı, geldi ve sarıldı bana. Uyandırmaya da kıyamadı. Nasıl oldu anlamış değilim.

Hastalık insanın bütün tadını tuzunu kaçırıyor. Bu çocuk da ne sık hasta oluyor diye düşünenler var, hatta söyleyenler. Valla babasının yüzünden. Baba tarafında herkes alerjik bünyeli. Çekmiş çocuk da..Allah daha büyük dert vermesin. İyileşecek inşallah. Ama bu kulak ağrısı da ne pis bir şey. O kadar ağlatmasından da belli zaten de. Sabah uyandığımda sağ kulağım güçlü güçlü çınlıyordu. Hep o kulak temizleme çubukları yüzünden. Bağımlısıyım, bırakamıyorum ve sonum iyi değil. Sinyaller geliyor. Kulakta sorun varsa tüm denge şaşıyor. Önce kızıma, sonra da herkese sağlıklı kulaklar, hastalıksız vücutlar dilerim.



HB

28 Ekim 2014 Salı

Hamilelikte Çatlak

Hamilelikte çatlak korkulu rüya olmakla birlikte vücut yapısı müsaitse önlemenin pek de mümkün olmadığını söyleyenler var. Yani o kullandığımız yağlar, kremler aslında kendimizi rahatlatmaktan öteye gitmiyor diyenler. Olacağı varsa oluyor düşüncesine katılmakla birlikte ben yine de vücudu nemlendirip en azından gerginliği almanın faydalı olacağını düşünüyorum. Göbekteki kaşıntıyı alsa yeter. Bazı bloglardan okudum, doğal yağlar ile kendileri karışım yapanlar var. Yağa karşı ben biraz ön yargılıyım. Tüylenme yapıyor söylentilerine de inanmıyor değilim ama asıl neden farklı. Eda’ya hamileyken haziran sıcağında badem yağı sürüp üzerine de pamuklu olmayan, sentetik bir body giymiştim. Sonra da kaçınılmaz bir şekilde isilik oldu karnımda. Kabus gibiydi. O zamanlar blog filan da yaygın değil, sadece arkadaş tavsiyesi ile Mustela çatlak kremi alıp kullanmıştım. Memnun da kaldım esasında ama ben kendimi size şöyle anlatayım. Kullandığım şampuandan bile 2-3 tüp sonra sıkılır yenisini denerim. Bu sebeple eskisi ile devam etmek yerine yeni bir marka araştırmaya karar verdim. Artık blog yazıları da çok yardımcı. Deneyimlere ve yorumlara bakarak karar vermesi çok daha kolay.

Lierac Phytolastil

En çok önerilen marka buydu ama fiyatı 90 TL civarında ve tek tüp kesinlikle yetmeyeceğinden eledim. Kullananlar çok memnun kaldığından bahsetmiş. Jel olması büyük avantaj. Vıcık vıcık ya da yoğun bir kremden çok daha kullanışlı olabilir bu açıdan.

Palmer’s Tummy Butter

İçeriğinde saf kakao yağı (ki kakao kokusuna bayılırım), E vitamini, lavanta yağı var. Fiyatı da diğerlerine göre oldukça uygun. Sevil Parfümerinin sitesinde 25 TL olduğu yazıyor.

Bella B Tummy Honey

Bal, Shea Yağı, Mango Yağı, Kakao Yağı ve Jojoba Yağı içeriyor. Bu markanın da güvenilir olduğunu düşünüyorum. Fiyat yine 90 TL civarında.




Burts Bees Mama Bee Belly Butter

Benim sipariş ettiğim krem.. dubleanne Gülin bloğunda bu ürünü tavsiye etmiş. Sonra araştırırken baktım ki Burcu da aynı markayı kullanmış. Fiyatı da diğerlerine göre makul olunca bunda karar kıldım. Aslında 70-75 TL arası fiyatı baktığım internet sitelerinde. Ancak tesadüfen fırsatkasası diye bir sayfa buldum. Burada KDV hariç 45 TL idi. İndirimleri görünce aynı markadan Eda’ya şampuan da aldım. 100 TL üzeri kargo ücretsizdi, tamamlamak için ufak tefek şeyler daha aldım. Nedense kargo ücretine karşı alerjim var. Kargo ücretsiz olsa internet alışverişim 7-8 katına çıkardı muhtemelen.





Burt's Bees Mama Bee Belly Butter 185g içeriği:

“Karite ağacının meyvesinden elde edilen bu doğal yağ kırışıklıkların azaltılması için nemlendiriciler değerli, besleyici ektir ve cildin elastikiyetini artırmaya ve çevresel yaşlanmaya karşı korur.
İçeirği (su, eau), ayçiçeği  (ayçiçeği) tohumu yağı, gliserin,  (Hindistan cevizi) yağı, setil alkol, Yemişinden elde (tatlı badem) yağı, sukroz stearat,  (shea) yağı, gliseril  soya ( soya fasulyesi), yağ, süt asidi, magnezyum alüminyum silikat,  (jojoba) yağı, sodyum stearoil laktilat, sükroz polistearat, Theobroma cacao (kakao) tohumu yağı, tokoferol, ksantan sakızı içerir.”

Hamilelikte çatlak kadar önemli bir diğer konu da saç dökülmeleri. 
Bunun için de sizlere güzel bir kaynak öneriyorum. Okumanız faydalı olacaktır.

http://www.alimanne.com/hamilelikte-sac-dokulmesi.html



20 Ekim 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla Hamilelik Günlüğü-3 ve “Beslenme Uzmanından Çıkmış Hamile” gibi



Ye ekşiyi yap Ayşe’yi, ye tatlıyı yap Hakkı’yı. Benim şu an ekşi de tatlı da yemem yasak, ben ne yapıcam peki! Cuma günü beslenme uzmanına gittim. Bana yeme diyeceklerinden değil de ye diyeceklerinden korkarak gittim aslında. Mesela mutlaka süt içmelisin, ıspanak yemelisin, yumurtanın beyazı şart gibi gibi. Ye dedikleri evet hayli çok. Ama yeme dedikleri daha zorlayıcı. Altında yatan sebep de hamilelikte bebeğin kilo alışına yönelik beslenmek, benim kendim için kilo almamı engellemek. Rakamlarla ifade edersek benim kilomla (52) hamile kalan birinin toplamda 6-8 kg alması gerekiyormuş, hadi bilemediniz 10 kg. Aylara göre dağılımı da; ilk 3 ay hiç kilo alınmamalı sonraki aylarda da 1 kilo, son aylarda belki 1,5 kilo alındığında toplamda 8 kilo oluyor. Pekiii size bir matematik sorusu. Ben ilk 4 ayımda 3 kilo aldım bile. Benim kalan aylarda kaç kilo almam gerekir? Evet toplamda 6 kilo alınmalı cümlesini duyduğumda ağzımda bir şeyler olsa o öksürüklü sahne yaşanırdı ama sonradan anladım ki ben 52 kilo ile başlamış olabilirim ama toplamda 6 kilo zaten benim için imkansız. Ebru Şallı mıyım canım ben.

Gelelim beslenme programıma. Benim günlük harcadığım kalori bebek için yemem gerekenleri yediğimde doluyor. Yani bu demek ki ben günlük yumurtamı, peynirimi, yoğurtumu, cevizimi, etimi vs yediğimde geriye hiçbir hakkım kalmıyor. Diyetisyen aklımdan geçeni okumuş gibi (ama ben her gün taaa yemekhaneye yürüyorum ki yürüyüş de kaç kalori yakıyor sonuçta) 5 km tempolu yürüyüşün, benim metabolizmam için, sadece 175 kal yaktığını söyledi. Yani masa başı iş yapan ben aslında hiç de kalori harcamıyorum. Kısaca durum böyleyken tatlı ve hamurişi yemem yasak. Tatlının sütlüsü bile kurtarmıyor, örneğin 1 kase sütlaçta 370 kalori varmış. Benim yediğim profiterol, pasta, vb tatlıları soramadım bile. Hamurdan vazgeçmesi ise benim için en zor olanı. Bir de pilav, makarna konusu var ki sormayın. Günlük 6 dilim ekmek yemeliyim. (1 dilim ekmek=25 gram) 1 dilim ekmeğe karşılık gelen pilav sadece 3 kaşık. Program hamile bir bayan için biraz katı kısaca. Hamile olmam bile bunu bozmama izin vermemeliymiş. Abur cubura, pastalara, kızartmaya, pizzaya son mu yani??

Aş ermek hakkımız söke söke alırız!!


Tam da diyetimin başladığı gün yani Cuma akşamı Eda annemde kalmak isteyince Bahadır’ın da bara gidesi tuttu. Aylar hatta yıllar sonra nerden çıktıysa. Ee bara gitmişsin ortaya gelen çerezler, patlamış mısırlar yenilecek mecburen, işin adabı bu. Hem de o saatte. Diyette olduğuma inanmıyor musunuz? O gün o duyduklarım olmasa bütün hepsini ben yerdim, en azından miktarı azalttım. O da başarı değil mi, hadi biraz yüreklendirin ama. Sonra ertesi gün yeni açılan Beğendik Avm’den aldığımız tatlılar berbat çıktı diye ağzıma tatlı da sürmedim. Tek problem akşam Ayçaların getirdiği eklerden 1 tane yememdi. Tamam işte yine miktarı az. Dün yaptığım mercimekli köfte de kötü bir şey sayılmaz di mi? Sonuçta mercimekte protein var. Öyle gece yarıları dürüm aş ermiyorum, ya da kaşık kaşık nutella yemiyorum. Günde yediğim küçük parça bir çikolata bile yasaksa artık ne yapayım birkaç kilo fazla almak pahasına yerim canım çekerse.

Çok uzattım biliyorum ama son olarak 16.haftayı ayrı yazmak istedim. Haftaya cinsiyetin belli olacağını tahmin ediyoruz ve o nedenle bu fotoğrafı diğerlerinden ayırıyorum.

16. hafta

Cinsiyeti öğrenmeye çok az kaldı. Aslında doktorumun bir tahmini oldu ama kesinleşmeden paylaşmak istemiyorum. Hep söylüyorum ilk çocuk kız olunca ikincinin cinsiyeti için çok heyecanlanmıyorsun. Daha doğrusu evet çok merak ediyorum ama erkek olsa değişiklik olacak, kız olsa Edam için çok daha güzel. Dolayısıyla şu olsun diyemiyorum. Zaten en önemlisi sağlıklı olması. Yoksa hiç ama hiç önemli değil cinsiyeti.


HB

8 Temmuz 2014 Salı

Meze Aşkı

Fotoğrafta gördüğünüz bizim akşam yemeği soframız (çatal bıçak gibi şeyler de oluyor normalde tabi). İlave olarak çorba var sadece. Kızımı da kendim gibi mezeci yaptığım için bu sofraya itiraz eden olmuyor. Gerçekten, her gün mezeyle hayatımı devam ettirebilirim. Zaten son 1 ayımıza baktığımda her haftasonu illa ki bir yerlere gitmişiz hususi meze yemek için. Mudanya’da Fuzuli, Saki Restoran, Assos ve Cunda. Ve bu kadar meze yiye yiye bir şeyler öğrenmiş olmalıyım artık düşüncesiyle en son Bilen Restoran.



Aslında bu konuda yeni sayılmam. Mesela deniz börülcesinde epeyce uzmanlaştım. Bahadır’a göre aşmışım kendimi. Bir de Bahadır diyor ki kadınlar sevdiği yemeği hem güzel hem çok yaparmış. Ve bu mantıkla keşke ıspanağı ve kuzu etini sevseymişim. Neyse, bu hafta menüye birkaç yeni meze ekledim. Bir tanesi bayılarak yediğim ama hiç denemediğim kabak çiçeği dolması. Diğeri de Cunda’da tanıştığım brokoli salatası (Fotoğraftaki yelpaza tabağının içinde duran arkadaş).  Adı tam böyle olmasa gerek ama ne diyim ki ben şimdi. Tarifini yazayım, ismine siz karar verin.

Malzemeler: Ölçüsüz olarak brokoli, sarımsak, limon, yoğurt, ceviz.
Hazırlanışı: Brokolileri yarım saat kadar haşlayıp sonrasında bıçakla minik minik doğruyoruz. Birkaç damla limon sıkıp yoğurt, sarımsak ve çekilmiş ceviz karışımına ekleyip karıştırıyoruz. Çok az da tuz ekleyince afiyetle yiyebiliriz. Hem sağlıklı hem çooook nefis.
Aslında her sebzenin yoğurt, sarımsak ve zeytinyağı ile böyle güzel bir mezeye dönüşmesi mümkün.

Kabak çiçeği resimde yok, çünkü fotoğraflanamadan yendi. Aslında bir sebebi de çok az yapabilmiş olmam. Pazara gittiğimde (saat 11 civarı) çiçekler çoktan kapanmıştı bile. Pazarcı kapalıyken yapılamayacağı daha doğrusu içini doldurmaya çalışırken yırtılacakları için deneme amaçlı sadece 3 çiçek attı torbaya. Evet biraz yırtıldılar ama tatları bu durumdan hiç etkilenmedi. Kabak çiçeği alınacaksa pazara 8-9 gibi gidilmeli öğrenmiş oldum.

Kabak çiçeklerinin karın doyurmayacağı anlaşılınca çareyi kuru dolmada aradım. Onları da Antakya’dan sipariş etmiştim, bütün kış o kadar çok pişirdim ki. Biberi biraz acı olsa da bayılarak yedik. Acısını anlatmak için şöyle bir tasvir yapayım. Biberleri balkondan mutfağa aldığım an boğazım yanmaya başlıyor ve uzunca bir süre boğazımda gıcık öksürüyorum. Patlıcanları ayrı pişiriyorum ki acıları geçmesin ve Eda rahat yiyebilsin.



Not: Fotoğraf cep telefonuyla çekildiği için kalitesiz ne yazık ki.

12 Haziran 2014 Perşembe

Yalan Nedir Bilmeyen Gözler

Ben gözümdeki papillomdan nasıl kurtulduğumu anlatmamışım. Tam 1 ay oldu, küçük bir operasyonla sol gözümün kenarındaki minik kisti (niye detaylı anlatıyorsam, zaten altta fotoğraf var) aldırdım. Aslında herhangi bir ağrı vermiyordu, ya da çok sorulduğu gibi görüşümü engellemiyordu. Ama çoook çok eskiden beri gözümde olan bu et parçası büyümeye başlamıştı bir süredir.
Yani doktora gitmenin zamanı gelmişti. Doktordan randevu alırken düşüncem ilaçla yok edeceği yönündeydi ama öyle olmadı tabi. Meğer öyle her et parçası ilaçtan anlamıyormuş. Operasyon şart dedi yani. Ben yine minik bir operasyon nasıl olsa diye gayet rahat gittim hastaneye. Ama ameliyathanede bir sürü kişi başımda toplanınca hafif bir gerildim. Gözüme iğne yapılması, yanık kokuları ve işlem sonrası ve birkaç saat süren yanma hissi dışında gayet kolay oldu. Bu kadarı da normal aslına bakılırsa.




Prof.Dr.Remzi Avcı muayene ve ameliyatı Retina Göz’de yaptım. Doktorumdan çok memnunum, işinin uzmanı. Zaten o da farkında olmalı ki kontrole gittiğimde yaptığı işi öve öve bitiremedi. Hakkı ama en ufak bir iz kalmadı çok şükür. Son halini de eklesem olurmuş aslında ama diğer gözle aynı oldular desem yeterli olur :)
Hastane de gayet temiz ve düzenliydi. Hastane personeli de ilgili. Tek sorunu çok ama çok bekletiyor olmaları. Muayene öncesi en az yarım saat bekleme garantili bir hastane yani.

Bunu da böyle atlattık. 2 hafta boyunca makyajsız gezme dışında ameliyat sonrası hiçbir problem yaşanmıyor. Gözünüzde böyle şeyler varsa aldırın gitsin.

HB

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Karamsar Yanım Büyüyor

Mayıs geldi bizim antibiyotiklerin sonu gelmedi. Yeni bir şişeye başladık. Seyir genelde şöyle: 2 hafta iyi, 2 hafta hasta. Öksürük, burun akıntısı bir şey değil de yüksek ateş beni çok korkutuyor. Kaçıncı umut bilmiyorum ama umarım bu yılın son hastalığı olur.

Bloğa vakit ayıramadığımın farkındayım. Boş vakitlerin tamamı hatta boş olmayan zamanlardan çalarak Lucello Design için harcanıyor. Araştırma-geliştirme çalışmaları, denemeler, hayata geçirme, fotoğraflama, duyurma derken epeyce zaman ve emek sarfediyoruz. Ama maşallah güzel gidiyor. Keyif alıyoruz, güzel şeyler duydukça mutlu oluyoruz. Severek yaptığımız için iş olarak dahi görmüyoruz. Böyle de devam eder umarım.

Eda geçenlerde “kitap kurdu ne demek” diye sordu. Açıkladık ve hemen üzerine “anne sen keçe kurdusun o zaman” dedi. Örneğini sevsinler senin.

Bir yanım da mutluluktan tamamen uzaklaşmış, karamsar halde. Bu ülkede baştan aşağı mutlu olmak öyle zor ki zaten. Her gün üzülecek bir şey yaratıyorlar. Oysa devlet halkının mutluluğu, huzuru için yok mu? Yüzlerce eve ateş düştü. Biz burada bu kadar kahrolur geceleri uyuyamazken o evler nasıl toparlanacak? Para hırsı insanların içinden ne zaman çıkacak? Birilerinin basamakları tırmanması için daha kaç insan hayatından olacak, daha kaç aile gözü yaşlı kalacak?

Soruların sonu yok ki, her gün de 1 tanesine bile cevap alamadan çoğalıyorlar. Karamsar yanım git gide büyüyor.


HB  

22 Nisan 2014 Salı

Bronşit kışı , kış kış bronşit

2013-2014 kış sezonu ve devamında gelen bahar bizim eve hastalıklarıyla damga vurdu. Bahadır ve benimkiler epey vurucu olsa da Eda’nın rekor yılı bizim hastalıkları gölgede bıraktı. 3 yıl boyunca kullandığı ilaçların çok daha fazlasını 4 ay içinde kullandı maalesef. Ocak ayına kadar her şey güzeldi halbuki. Okulun ilk yılı için boşuna korkmuşuz, hiç de hasta olmadı derken bir başladı bugün oldu hala boğuşuyoruz. 3 kez üst üste bronşit, bunun sebebini bir türlü anlamayan ve akciğer filmi çektiren doktorlar, tabi yanı sıra kan tahlilleri ve artık hastanelerden bıkan, doktor dediğim anda suratı buruşan masum kızım. Bu bronşitler öyle korkuttu ki artık bizi antibiyotikle tedavi olduktan 1-2 hafta sonra tekrar öksürük başladığında anında soluğu doktorda alıyoruz. Gittiğimizde basit bir geniz akıntısı iken yine bronşite dönüşebiliyor. Üstelik bu süre zarfında 2 ay kadar da okula göndermedik, istirahat edip güzel beslenmesine rağmen önüne geçemiyoruz. Hala da anlamadık nedenini.

Bu süreçte özel hastanelerden de o kadar soğuduk ki. Pazar günü karın ağrısı yüzünden kıvranınca yine doktora götürmek zorunda kaldık. Apandisit olabilir mi diye endişelendik çünkü. Doktor yine kan tahlili, artı idrar tahlili istedi. Zaten yavru sancıdan ve erkenden ağrıyla uyanmaktan yorgun düşmüş. Hastanede uyuyakaldı. Derken uyurken beklemenin anlamı yok diye eve götürdük. Uyanınca idrarını alıp hastaneye ilettik. Doktor idrar yolu enfeksiyonu deyip bunların üzerine bir de ultrason görmek istedi. Zorlukla Eda’yı ikna edip hastaneye götürdük. Ultrason çekildi ve tamamen boşu boşuna. Çok şükür bir şey çıkmadı diye sevinirken neden bunu istediğini de sorguladık bir yandan. 450 TL tuttuğundan olabilir mi? Mümkün. Parası zaten önemsiz geliyor o anda ama maruz kaldığı radyasyon canını sıkıyor insanın.

Aşı dışında doktora gitmiyoruz ne güzel derken bu sene çocuk doktorlarının yüzünü eskittik. Ve ben hala tamamıyla güvenebildiğim, tedavisinin içine maddiyat katmadığını düşündüğüm bir doktor bulamadığımı farkettim. Zaten Pazar günü itibarıyla Eda’nın özel sağlık sigortasının ayakta tedavi limiti dolmuş bulunuyor. Umarım bu yıl için hastalık sebebiyle gitmek zorunda kalmayız artık. 4 ayda limitini dolduran bu yavrucuk artık hasta olmaz umarım. Vücudu ilaçlardan arınsın ve sağlıklı günler yaşasın tek dileğim bu. Ve bunlara rağmen dua ediyorum. Allah dermanı olmayan dert, tedavisi olmayan hastalık vermesin.


HB

13 Ocak 2014 Pazartesi

Göz Muayenesi ve Deli Sorular

İlk göz muayenesi denememizin başarısızlıkla sonuçlanması ve muayene olamadan hastaneyi terk etmemiz sonrasında ikinci denememizi Cumartesi günü gerçekleştirdik. Bu sefer Eda’nın talebi üzerine üstelik. Perşembe sabahı uyandı ve “anne benim gözlerim güzel görmüyor, beni göz doktoruna götürür müsün” dedi. Tabi bende hemen bir panik, randevu aldım. Normalde böyle bir şey söylemez aslında kesin sınıftaki gözlük takan arkadaşından özendi ve kendisi de gözlük takmak istiyor diye düşündüm. Ama bir taraftan da ya bozuksa gerçekten diye endişe sardı.
Neyse Cumartesi günü muayene olduk. Karşıda şekiller gösterdiler, biri hariç hepsini söyledi. Ben lenslerimle zor seçtim bir kısmını. Çok şükür bir şey çıkmadı. Daha doğrusu bir gözünde 1,25 miyop varmış ama bu yaş çocuklarda 2’ye kadar normal gördüklerini ve herhangi bir tedaviye gerek olmadığını söyledi. Yıllık muayene şartıyla…
3 yaştan sonra göz doktoruna göstermekte fayda var. Bozukluk varsa bile gözlükle tedavi edilebilir yaşlar.

O gün hava da güzeldi, merkeze gitmişken biraz gezelim dedik. O kadar çok olmuş ki çarşıya gitmeyeli. Tramvayı bile ilk kez gördüm, ne kadar eskidi artık. İpçileri gezdik, o kadar o kadar çok yürüdük ki yemek yemeye oturduğumuzda anladım ne kadar yorulduğumu.

Haftasonu güzeldi, çok şükür ki hasta değildik. En önemlisi ve haftasonunu en güzel yapan şey buydu zaten.
Güzeldi ama kafamda yine deli sorular oluşmadı değil tabi..

Kime çekmiş bu kadar tembel?
Her sabah yatakta yatarken giydiriyorum hatunu. Benim belimi düşünen yok tabi. 5 dakika daha fazla yatsın diye beni ne hallere sokuyor.

Kime çekmiş bu kadar nazlı?
Yatakta dönerken bacağını yatağın kenarına çarptı diye bu kadar yaygara yapar mı insan? Hani kendi düşen ağlamazdı!

Kime çekmiş bu kadar inat?
Her sabah uyanınca ilk iş süt istiyor. Sabah hadi uyuyorken sütünü hazırlayayım dedim ve sütü alıp yanına gittim. Bir ağlama bir inat! Neymiş efendim o süt getirmemi istemeliymiş, benim sonra getirmem gerekirmiş. Mutfağa sütle birlikte geri dönüp bandı geri sardım. Çoluk çocuğun oyuncağı oluyoruz.

Kime çekmiş bu kadar ketum?
Çarşamba günü okulda gösterisi var. Her gün prova yapıyorlarmış. Bize rolleri hakkında bilgi vermemelerini söylemiş öğretmenleri. Tek bir laf alamadık ağzından. Daha doğrusu alamadılar. Kimsenin olmadığı bir anda kimseye söylemeyeceğime söz vererek öğrendim birazcık. İnadı bana çekmiş kabuk ediyorum :)

HB


31 Aralık 2013 Salı

Bir hastalığın ardından

-Çok şükür öyle ciddi bir şey değil ama nalet virüs çok hırpaladı, çok yordu bünyemi. Bir daha boğaz yanması ve baş ağrısıyla uyanırsam ciddiye alacağım. Devamı pek hoş olmuyor, bunu unutmayacağım.
-3 gece 2 gün boyunca yutkunmanın ne kadar önemli bir faaliyet olduğunu anladım. Bu süre boyunca en uzun süre yutkunmadan duran insan rekoru için adaylığımı gösterecektim. Bir ara diş hekimlerinde tükürükleri çeken aletten mi alsam diye düşündüm, o boyuta geldim boğazımdan kulaklarıma yayılan ağrıyla kıvranırken.
-Boğaz öyle tahriş olmuş ki portakal, limon gibi şeyler boğazıma değdiği anda boğazımdan alevler çıkacak sandım. Bu hale gelmeden bol bol meyve yemeli.
-Hasta halim yetmezmiş gibi bir de ailenin her ferdi hiç kendine dikkat etmiyorsun diye azarladı beni. Ben ki atletsiz dışarı çıkmam, atkımı takmadan çay molasına bile inmem, nasıl oluyor da dikkat etmediğim söyleniyor. Virüs bu virüs, kalın giyinmenle güzel beslenmenle pek ilgilenmiyor. Haa ağzını kapatmadan öksürenlere kızsalar onun yerine anlarım.
-Maske takmak aşırı iğrenç, rahatsız bir şey. Edama bulaşmasın diye evde taktım 1 gün ama sıkıntılar geldi . Yine de keşke bu maske ülkemizde yaygın bir şey olsaydı. Hasta hasta evinden çıkanların takması zorunlu olsaydı keşke.
-Bahadır’a verdiğimiz ağlayan yüzü hemen siliyorum ve yerine kocaman bir gülen yüz veriyorum. Ben hastayken çok ilgilendi Eda ile sağolsun, geceleri uyuttu bile hatta.
-Tam iyileşemedim, hala öksürükle boğuşuyorum ama antibiyotiği yarıda kesmek zorunda kaldım. Mideme iyi gelmedi çünkü. Bir yerden iyileşelim derken diğer şeyleri bozuyoruz.

Kısaca bir hastalığın ardından tam da yılın son gününde, yeni yıl ve önümüzdeki yıllar için en başta sağlık diliyorum. Gelen yeni yıl mesajlarından en sevdiğimi paylaşıyor ve herkese 1’ini kaybetmediği
sağlıklı yıllar diliyorum.

1 ve 0' lar..!

Şöyle der Vehbi Koç:
"Evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene, İşin varsa bir sıfır daha koymalısın,İş seninse üç sıfır daha koymalısın,İşin iyi gidiyorsa üç sıfır daha,
Araban varsa bir sıfır,
Yazlı
ğın varsa bir sıfır daha,
Daha sıralanabilir sıfırlar hanesi...
Ancak, Sa
ğğın varsa bir koyarsın başına,
o zaman bütün sıfırlar anlamlı bir de
ğere ulaşır.
Yoksa sonuç sıfırdır, hiç u
ğraşmayasın boş yere..."
Hepiniz için "1" inizi kaybetmediğiniz sağlıklı bir 2014 dilerim… Çünkü "0" ların, sizin ve sevdiğiniz insanların ona ihtiyacı var..

13 Aralık 2013 Cuma

Rutinini Sevsinler

Bazı annelere göre çocuğun sık banyo yapanı makbul. Hatta “ben çocuğumu her gün banyo yaptırırım, sonrasında güzel bir masaj yaparım, ardından öyle uykuya geçer” rutini savunucuları da var. Geçen arkadaşımla, Gülinle konuşuyorduk. Kendisi 6 aylık ikiz annesi. Tabii bu her gün banyo yaptırıp rahatlatma ve sonrasında güzel bir uyku onun için imkansız. Zahmeti bir yana böyle bir düzene yetişebilmesine imkan yok aynı anda iki bebekle.

Bende 1 tane de durum çok farklı sanki. Hiçbir zaman öyle bir rutin kurma girişimim olmadı. Yazın zaten her gün banyo var tamam da kışın bu sık banyo işi bana uygulanması zor geliyor. Ev sıcak, problem o değil ama tam uyku öncesi banyo Eda için çok riskli bence. Tüm gece üzerini örtmeden uyuduğunu düşündüğümde….

Bazı yetişkinler de bu banyo işine takıntılı. Mesela benim sevgili kocam. İmkanı yok banyo yapmadan evden çıksın. Onu durdurabilecek tek şey var mı, düşününce bulamıyorum. Sular kesikse? İçme suyunu ısıtır en kötü saçını yıkar. Geç uyandıysa ve hemen çıkması gerekiyorsa? Varsın geç kalmış olsun, kahvaltı etmez ama o saç yıkanır. Alışkanlık… Acaba çocukluğuna dönüp, bebekken yaşadığı banyo rutini mi onu esir almış diyeceğim ama mümkün değil. Annem 3 tane çocukla mümkün değil böyle bir şey yapmamıştır. Sabahın köründe azimle bunu yapması takdir-e şayan ama bir o kadar da gereksiz. Hem kış günü evden çıkmadan duş almak insanı hasta eder. Erkeklerin hadi yine saçı kısa da kadınlar nasıl idare ediyor bilemedim. Zaten kadınlarda daha azdır bu alışkanlık. Öyle saçımıza yıka-çık yapamadığımız için… Ohh iyi ki bayanım vallahi.

HB


16 Eylül 2013 Pazartesi

Okul başlar da hastalıklar başlamaz mı!

Cumartesi sabahı gözümüzü açtık, Eda alev alev ateşli. Tüm vücudu yanıyor. Ateşten korkan panik anne ben hemen ateş düşürücü şurup verdim. Şansa da haftasonu doktor amcası Gökhan bizdeydi. Boğazına baktı hemen ve tam tahmin ettiğim gibi kızarmıştı. Bu sefer hemen ıhlamura sarıldım. Bol bol çay yaptım. Ateşi de hemen düşmüştü neyse ki ama üzerindeki halsizlik hemen fark ediliyordu. Öğlen uykusunu bırakmış olmasına rağmen daha saat 11 olunca uyuyakaldı dinlendiği yerde. Yarım saat kestirdikten sonra şiddetli bir kusmayla uyandı. Üstü başı, saçları, çarşaflar her yer battı. Kokuya karşı da pek hassastır, hızlı bir şekilde temizleyip hemen hastaneye koştuk. Doktor beklediğim cümleleri söyledi tabi. Okula başladığı yıl sık hasta olması normalmiş vs vs. Hafif bir antibiyotik eşliğinde gönderdi bizi. Direkt anneme götürdük, çünkü öğlen okulda öğretmenleriyle randevumuz vardı. Birebir görüşmemiz. Eda hakkında öyle güzel şeyler söylediler ki yazmasam da gurur duydum kızımla diyeyim siz anlayın. Çok iyi gözlemlemişler Eda’yı. Tüm gün birlikte olunca kilit noktaların bir çoğunu yakalamışlar. Eda okulda o kadar iyi vakit geçirmesine rağmen sabah nasıl bu kadar yaygara yapabiliyor anlamış değilim. Her sabah “ananeme gidicem” diye uyanıyor. Evde bırakıp işe gitseydim eminim daha kolay olurdu ama her gün bir yere giderken bir anda farklı bir yere gitmeye başlaması onun için çok zor oldu. Neyse, sabır.

Yaygaranın en büyüğünü haftasonu hasta nazıyla birlikte yaptı. İstekler, istekler. Ağrılar.. Karnım ağrıyor, dişim ağrıyor,….Sonra babası hava almaya çıkarınca nasıl oluyorsa bütün ağrılar bitiyor ve babayı parka sürüklüyor doğruca. Evde hasta olan çocuk parkta gayet sağlıklı. Tabi eve dönünce eski haline dönüyor hemen.
Bu arada kendime de ufak bir özeleştirim var. Ben ne zaman ne konuda “oh be” diye düşünmeye başlasam çok değil birkaç saat sonra düşündüğümün tam tersi oluyor ve “off ya” olarak değişiyor. Mesela ilacını kendi içmek isteyince “eskiden ne zordu, içmek istemezdi zorla içirirdim” diye düşündüm ve sonraki ilaç seansında kesinlikle ilaç içmeyi reddetti. Yine aklıma getirdiklerimi yaşadık.
Sonra yemek konusu..iyi bu ara diye düşündüğüm an sonraki öğünde arıza çıkarır. Mavi gözlü de kötü niyetli de değilim ama nazarım değiyor işte kendimize. Artık bunu bilerek davransam ya da düşünsem iyi olacak. Hadi iyisin kızım, yine suçu kendim üstlendim bak, sen kuzu gibisin maşallah.

Doktor Pazartesi ateşi olmazsa okula gönderebileceğimi söylemişti. Çok şükür ki olmadı. Okulda her gün biri sınıf başkanı oluyormuş. Cuma Eda başkan olmuş. O gün gelmeyen arkadaşını biliyordu yoklamayı o aldığı için. Allahtan bugün geri kalmadı okulundan. Bu sene hastalık çok olacak diyorlar, umarım öyle olmaz ama, devamsızlık olacaktır bol bol. Yine de tam alışma dönemindeyken böyle haftasonuna denk gelmesi iyi oldu. Dinlenip ilaçlarını alınca toparladı epeyce.

Bugün okullu olmayan kalmadı artık. Sabah trafikten belliydi okulların açıldığı. Annelerin gözü aydın, özellikle de ev hanımlarının. Çocuklara da bol başarılı, sağlıklı günler. Ne kadar şanslı olduklarının şu an farkında değiller ama bir gün okulları bitip çalışma hayatları başladığında anlayacaklar.

HB

2 Mayıs 2013 Perşembe

Saç ve Göz

Eda tam 1 aylıktı hatırlıyorum; sıcaktan bunalıp kuaföre atmıştım kendimi. Kesin hemen bu saçları direktifini ben değil lohusa hallerim vermişti o zamanlar. 3 seneye yakın oldu, o tarihten sonra doğru dürüst saç kestirmedim. Öyle öyle bu zamana geldim ama küçük bir Rapunzel olma yolunda da ilerliyordum. Fönlü ya da maşalı güzel duran bu saçlar kendi haline bırakıldığında süpürgeden farksız durmaya başlamıştı. Etrafımdaki insanların “yoo hayııır, sakın kestirme, böyle çok güzel” yorumlarına rağmen kısa kestirmeyi kafaya koydum. Dün kuaföre girdiğimde kasadaki bayan dahi kısa kestirmeyeceksiniz değil mi diye sordu. Ben de kestireceğim deyince fikrimi değiştirmeye falan çalıştı. Yani anlayacağınız büyük baskıya rağmen direndim ve uzun saçlı hallerime veda ettim. Güzel olmuş mu ne düşünürsünüz bilmem ama büyük rahatlık ve hafiflik verdi bana.



1 mayıs tatilinde Eda için birkaç ilk yaşanacaktı. Mesela ilk kez fotoğrafçıda vesikalık çektirecektik ve ilk göz muayenesini yaptıracaktık. İkinciyi başaramadığımız için ilki de olmadı. Göz için hastaneye gittiğimizde Eda tam doktor odasının dışında bulunan, bozuk para atınca renkli sakız veren makineyi gördü. Onun için baya bir mızmızlık etti. Yanımızda bozuk da olmadığı için alamadık. Neyse sonra ölçüm yapan cihaza aldılar, kucağımda iken durdu Allahtan orda. Bu cihaza göre sağ gözde 2 derece kadar astigmat gözüküyordu. Özel hastane olmasına rağmen doktorun odasına girene kadar bir 20 dakika bekledik. Eda sıkıldı haliyle. Odaya girene kadar sakız ile başlayan huysuzluklarını sürdürdü. Artık doktorun yanına girdiğimizde zıvanadan çıkmıştı. Asla baktırmadı gözlerine. Bir ağlama krizi ki anlatamam. Doktor hanımın yaklaşımı da pek etkili olmadığından susturamadan odadan çıkmak zorunda kaldık. Karşısındaki bebekmiş gibi ıslık çalarak avutmaya çalışan bir doktor düşünün. Sonra bizi bekleme odasına aldılar sakinleşelim diye. Biraz ağlaması kesilince göz damlası getirdiler. Bahadır damlattı ama bu kez de gözüm çok yandı diye ağlamaya başladı. Yine susturduk bir şekilde, 25-20 dk. sonra ikinci bir damla getirdiler. Artık onun acı vereceğini düşündüğünden katiyen damlatmamıza izin vermedi. Zaten onun da bekleme süresinin 45 dakika olduğunu duyunca benim şalter iyice attı ve hemen hastaneden ayrılmaya karar verdik. O anda o kadar delirmişim ki Bahadır da sonradan bana söylendi. Kız “10 gün içinde gelirseniz ücret ödemezsiniz tekrar” dediğinde ben “biz birkaç yıl daha gelemeyiz ne 10 gününden bahsediyorsunuz” diye terslemişim. Tüm konuştuğum kişilere renkli sakızları da söyledim bu arada. Söyleseymişiz yardımcı olurlarmış! Mesele sakız alamamış olmak değil ki..Bir hastanede tam doktor odalarının önünde böyle şeylerin ne işi var. Kısaca hastaneyi hiç ama hiç beğenmedim, buradan ismini vermiyorum, foursquare’de takip edenler görmüştür neresi olduğunu. Bir de anladım ki Eda henüz küçük bu muayene için. Ve asıl önemlisi damla sonrası tam sonucu öğrenememiş olsak da Eda’nın gözü bozuk gibi. Başka bir yere götürsem diyorum ama aynı bekleme süreçleri ile sona gelebilir miyiz şüpheliyim.
Eda ağlamaktan kızarmış gözler ile fotoğraf çekilmesin diye onu da erteledik. Böyle geçti işte 1 tatil günü.

HB

10 Nisan 2013 Çarşamba

Kötü bakışlı annelerin azaldığı bir dünya için

Bu sağlıksız yiyecek ikramları ve satışları benim çok canımı sıkıyor. Dahası bu konuya bakışımla ilgili aldığım eleştirilerle zor başa çıkıyorum.
Size komik ya da saçma gibi görünecek ama benim bu konuyla ilgili birkaç önerim var:

1.Markette gezerken renkli renkli resimleri, tam da çocukların sevdiği çizgi film karakterleriyle ambalajlanmış ürünleri görmek istemiyorum ben. Kendini yerlere de atsa her istediğini almıyorum; fakat bir noktada da mecbur kalabiliyor insan. Sırf üstündeki Sünger Bob’a kanıp meyveli süt aldırabiliyor mesela. Bazen de aldırdığı abuk sabuk şeyleri eve gelince unuttuğu anda sakladığımı ya da çöpe attığımı biliyorum. Yazık günahtır.

Önerim; abur cubur satılmasın demiyorum. Yediren yine yedirsin ama bu ürünlerin satıldığı ayrı bir bölüm olsun. Nasıl ki bazı marketlerde kahvaltılıklar ayrıdır, hatta ayrı bir odadadır. Onun gibi bir şey olabilir. Çocuk orayı öğrenmediği sürece sorun olmaz.

2.Misafirlikte verilen ikramlar benim bütün huzurumu kaçırabiliyor bazen. Neden bir ev sahibesi de yüzde yüz  sağlıklı ikramlar sunmaz. Yok, aslında ben masrafsız misafirimdir. Dışarıdan alınmış sağlıksız ikramlar yerine sadece bir çayı tercih ederim. En azından keyfim kaçmamış olur. Mesela geçen akşam gittiğimiz bir akrabamız sağolsun çiğköfte getirdi ortaya. Eda da herkesin yediğini görünce (sadece ben yemiyordum) yemek istedi tabi. Ben de hiç almıyor değilim, ama temizliğinden emin olduğum yerden alıp ondan yediriyorum. O da sınırlı, zaten çok yiyici bir çocuk değil. Gel gör ki yanında yiyen bir çocuk olunca tüm çocuklar açlıktan çıkmış hale dönüşüyor. Bizimki de ölçüyü biraz kaçırmaya başlayınca müdahale ettim. Sonuçta herkesten tepki aldım. Yiyen çocuğa neden karışıyormuşum.

Önerim; nasıl sigara içen ebeveynler çocuğundan saklı saklı içiyorsa misafirler de çıksın balkonda yesin böyle şeyleri. Çok mu zor!

3.Geçenlerde Blogcu Anne Elif bahsetmişti twitterda; doktorların çocuğa şeker verme muhabbeti. Benzerini yapan o kadar çok yer var ki. Mesela bir pastaneye oturduk, hemen garson geldi, Eda’ya “bekle bak sana ne getiriyorum” deyip döndü arkasını. Eyvah dedim, geliyor işte lolipop! Eskiden ufaktı ve şeker getiren garsonlara vermemelerini rica ederdim daha uzaktan görünce. Artık bunu yapmam mümkün değil tabi, her şeyin farkında. Dondurma külahı getirdi! Çeşitlilik esas, her zaman şeker olmaz elbette.

Önerim; insanlar biraz duyarlı olsun, biraz da yaratıcı. Hem çocukların ilgisini çeken hem de yararlı bir şeyler vardır mutlaka. Hadi bulamadınız, sadece balona da razıyız biz.

4.Çocuk parklarına yiyecek getirip diğer çocuklara ikram edenlere de kızıyorum. Buradaki yiyecekten kasıt ne anladınız. İyi niyetli olduklarını biliyorum ama yapmayın gerek yok. Çocuğunu parka oyun oynasın diye getirmişsin, orada da yemek yemeyiversin. Oyunla karışık ağzına tıkayım mantığında değilsen tabi.

Önerim; çocuk parkına yiyecek sokmak yasaklansın.

Günümüz ve ülkemiz koşullarında çok zor şeyler istediğimi biliyorum. Fakat aslında bu konuda toplum bilinçlense olmayacak şeyler değil hiçbiri. Önemli olan bu bilincin biraz olsun vurgulanabilmesi. Çok abartıyorum kimilerine göre. Ama gelişim çağında olan hiçbir çocuğun abur cuburla büyümesini istemiyorum. Biz çocukken böyle değildik. Evet, bu kadar kısıtlanmazdık, annelerimiz ufacık bir kaygı bile taşımazdı bu konularda. Çünkü bizim zamanımızda bu kadar gözümüze de sokulmazdı. Çocukluk zamanından bir tek kırmızı paketli çikolatalı gofreti hatırlıyorum. Bir de tombiler vardı. Cips falan da vardı tamam ama 2 yaşımdayken bunların hiçbirini yemiyordum yine de. Bu yaşta bir çocuğa kola içiriliyor artık, gözlerimle görüyorum. “Ne yapayım istiyor, ne yapayım seviyor” geçerli bahaneler değil bana göre. Tadı güzel, tabi ki sevecek, içinde bağımlılık yapan maddeler var tabii ki isteyecek. Sen tanıştırma onu tadı ile, sevmesin; sen sürekli verme ki istemesin. Önce annesi-babası olarak sen bilinçlen ki çocuğun ileride beslenmeden doğan sorunlar yaşamasın.

**Bu yazıyı yazdıktan sonra (geçen hafta yazmıştım, anca açıp düzenleyebildim), geçtiğimiz Cumartesi Eda’yı göndereceğimiz okula karar vermek için birkaç yere gittik. Çok beğendiğim bir okulun öğretmeni çıkarken Eda’ya ödül olarak çikolata verdi. Sonra girdiğimiz okulun müdiresi ise çaktırmadan önce bana “şeker veriyor musunuz” diye sordu, hayır deyince de sticker hediye etti. Yani diyeceğim o ki bu tür ikramlar ya da benzeri şeyler hayatımızın çok içinde. Önemsiyorum o nedenle.


HB

18 Mart 2013 Pazartesi

Tombiş Yanak

Zamanında ben “20’lik diş çekimi de ne ki? Abartıldığı kadar değil” gibi bir şeyler mi zırvalamıştım burada? Yazıklar olsun, insanları nasıl da yanlış yönlendirmişim!
Gömülü 20’lik diş çekimleri ikiye ayrılıyormuş meğer: Etrafında kemik olanlar ve olmayanlar. Çok şükür ikisini de yaşama imkanım oldu. 4 yirmilik dişimden dördü de farklı yapıda neredeyse. Bu yaşıma kadar hiç gıkını çıkarmayan sevgili yirmilikler 1 yıl içinde iki kez ameliyatlı diş çekimini tattırdı bana. Geçen sene sol taraftaki için gittiğim gerçekten de çok kolay çekilmiş ve ağrısı da sadece 1 gün sürmüştü. Bu seferkinin pislik çıkaracağı başından belliydi zaten. Çünkü diğerinde 1 kez batırılan anestezi iğnesi 4-5 yere vuruldu. Tamam alan büyük, işlem de daha uzun sürecek. Gayet hazırlıklıyım. Diş kemik içinde gömülü olduğundan kemik kaldırılacak. Onu da biliyorum. Eti senin, kemiği de senin diyerek teslim ettik ağzımızı doktora. Odada çalan müzik güzel, rahatlatıcı da kemiği kazırken çıkan ses ve beynimin sarsıntısını engellemiyor. Ufak bir sarsıntıdan bir şey olmaz, her yer de uyuştu zaten. İstediğinizi yapın. Çekime sıra geldi, asıl asıl diş bir türlü gelmiyor. Sanki minik bir diş peşinde değiller de çenemi bütünüyle sökmek istiyorlar. 10 dakikalık uğraş kısa mı uzun mu bilmiyorum ama bana yeterince uzun geldi. Belalı diş artık benimle değildi. Dikiş işlemi de diğerine göre fazla sürdü. Her şey bitip ilaçlarımı almaya gittiğimde ağrılar başlamıştı bile. 2 saat bir şey yiyip içmem de yasak. Ağrı kesici alana kadar yaşadığım ağrıları anlatamam. Ara ara buz tuttum ama doktorun dediği gibi şişmeme ihtimali sıfırdı. Birkaç saat içinde minik bir Coulthard’a dönüşmüştüm bile. Ağrı kesicime kavuştuktan sonra biraz rahatladım neyse ki. Anneciğimin getirdiği pastadan bile minik minik yedim. Bu iyi olduğumu mu yoksa her koşulda pasta yiyebildiğimi mi gösteriyor emin değilim.

David Coulthard'la aramdaki en büyük benzerliği bulunuz!



Gece sevgili kocamdan Eda’ya bakma sözü aldım ve sadece sol tarafa doğru yatabildiğimden attım kendimi yatağın en dibine. Sabaha kadar da diğer tarafa dönmeden uyudum. Uykumu ara ara dişimin ağrısı ve Eda’nın sesi böldü ama yataktan kalkmadan uykuya devam ettim mis mis. Dün şişlik biraz daha inmişti, hafif morluk oluşmuş. Bir de ağzımın sağ tarafı, hatta boğazım ağrıyor. Nedeni uzman doktor Bahadır’ın dediğine göre oradaki yaralar için lenf bezlerinin daha çok çalışıp boğaz ağrısına neden olmasıymış. Kocam diyorsa doğrudur :) Bir de ağzımın içinde gezen ipler çok ama çok rahatsız edici. Cumartesi günü dikişler alınacak. O zamana kadar iplerim ve ben biraradayız. Bugün “ağızda lokma ile dolaşıyor” görüntüm biraz daha azaldı. Daha doğrusu lokmam küçüldü. Şişlik doktorun dediği gibi 4 gün sürecekse sadece 1 gün daha dayanmam gerekecek. 
Atlattım gibi..Bugün güneş de kendini gösterdi zaten. Güzel bir hafta olsun.

HB

Popüler Yayınlar

Recent News