http-equiv='refresh'/>

spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2014 Salı

Balerin

Bu “biz”li konuşma kaç yaşında bitiyor acaba? Nerden çıktı.. Bale kursuna yazıldık diyecektim de.. Yani Eda yazıldı işte. O da öyle ani oldu ki. Aslında bale her kız çocuğu annesinin aklının köşesindedir ama ben bu sene için pek düşünmüyordum. Haftasonlarını doldurmayalım şimdilik istiyordum. Ama babası hani şu geçen sizinle paylaştığım Sia şarkıcısının klibinde dans eden kız çocuğunu görünce çok etkilenmiş, aklına hemen Eda gelmiş falan. Bana dedi kızımızı baleye gönderelim. Ben de iyi olur diye karşılık verdim ve hemen bir araştırma içinde buldum kendimi. Bursa’da profesyonel anlamda ders veren 3-4 okul var zaten. Bir çoğunun ders saatleri uymadı. Haftaiçi dersleri vardı. Annelerin bir çoğu çalışmıyor mu ne!



Derken Diyaroğlu Bale Kursuna denk geldim. Dersler Cumartesi ve Pazar birer saat. Cumartesi deneme dersine gittik. Amacım Eda severse ve gerçekten gitmeye gönüllü ise kursa yazdırmak. İlk ders sonrası tepkisine göre karar verecektik yani. Kıyafetlere bayıldı tabi ki ve belki sırf bunun etkisiyle çok sevdiğini söyledi. Pazar günü ders öncesi ders kıyafetlerini aldık.

Çocuklara üzülüyoruz ya yazık bunlar daha minicik, her yere yetişmeye çalışıyorlar yok okul yok kurs diye. Biz çocuklarımıza kıyamıyoruz ama ülkemizde iyi sporcular ve sanatçılar çıkmamasının bir nedeni de bu aslında. Disiplin bu işte önemli. O nedenle Ruslar bu işte çok başarılı. Sonuçta bir yerlere gelmiş sanatçı ve sporculara bu işe başlama yaşını sorduklarında alınan cevap hep aynı, 4-6 yaş aralığında. Üstelik kursa gidip yorulmasa ne yapacak alternatifini düşünmek lazım. Kış günü AVM ya da Starparka gidip zaman geçirecekse, evde tv izleyecekse burada yorulsun daha iyi.
Umarım ki bale sevgisi ve kursa katılımı istikrarlı bir şekilde devam eder, annesi gibi 1 ayda bırakmak zorunda kalmaz.


HB

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Spor Hariç Her Alanda Yarışırız

2012 Londra Olimpiyatlarının gerçekleştiği şu günlerde yine neden biz sporcu yetiştiremiyoruz tartışmaları kendini gösterdi. Böyle organizasyonlar daha az olsun ki biz de “neyimiz eksik bizim” komplekslerine daha az girelim. Futbol Şampiyonaları yine bir derece, arada bir de olsa oralara uğruyoruz ama bu tip karma sporlar içeren şeylere gelemiyoruz. Dediğim sorgulamaları yaparken ben de biraz olsun  “neden oralarda yokuz”un cevabını bulmaya çalışayım dedim.

En büyük sebep disiplin eksikliği. Spor eşittir disiplin. Her çocuk bu disipline gelebilir mi? Mümkün değil. Kuzenimin annesi onu ilkokuldayken basketbol kursuna yazdırmış. Bir gün izlemeye gittiğinde hocalarının çok sert davrandığını, sürekli bağırıp çağırdığını görmüş. Hemen almış kurstan, nasıl onun çocuğuna böyle bağırabilirlermiş! Hiçbirimiz çocuğumuza kıyamayız ama spora gönderiyorsan bu şekilde disipline olması gerektiğini kabul edeceksin. Sporda belli başlı kurallar var, bunlara uymayan bir kişinin ekibi kötü etkileme ihtimali var. Başarı için bu kurallar ve disiplinli çalışma şart. Hobi olsun diye değil, profesyonel olarak bir sporla uğraşsın istiyorsan çocuğunu hocasına teslim edip gerisine karışmayacaksın. Biz anneler bunu çoğunlukla yapamıyoruz. Çocuk da sıkıya gelemeyince kursu çok geçmeden bırakıyor ve spor hayatı başlamadan bitiveriyor.

Tabi şimdiki çocukların her şeyden çok çabuk sıkılması da etken. Yüzmeye gönderirsin, ben bir voleybolu da deneyeyim der. Ona gönderirsin tenis iyi tenis, onu öğreneyim ben der. Sonunda da hiçbirini öğrenemez. Öğrenir de o dalın sporcusu olamaz. Kız çocukları klasik 4-5 yaşına gelince bir heves baleye gönderilir. Kaç tane bale yaparak adını duyurmuş sporcumuz var? Maksat annenin isteği yerine gelsin, hevesi geçsin.

Bale deyince aklıma bir şey daha geldi: Yönlendirme eksikliği. Şimdi anne-babalar daha bilinçli. Değilse bile sorumluluğu okula devredip bir sürü sporla erken tanışmasını sağlayıp çocuğun yeteneğini önden keşfetme şansını yakalıyor. Bizim nesil daha şanssız. İlkokuldayken okula bir grup insan gelmişti. Kim bunlar diye merak edip sonra bale seçmelerine geldiklerini öğrenmiştik. Ben de seçilenlerden biriydim. Nasıl anlıyorlar? Bacak yapısına falan bakmışlardı diye hatırlıyorum. Sonra ben kursa başladım. Güzel güzel kıyafetler verdiler, babet sevgim de oradan geliyor heralde. Çalışmalarımız sırasında büyük sınıflara bakar kalırdım. Nasıl keyifle giderdim derslere. Büyük bir gösteri yaptık. Annemler, birkaç yakın tanıdık izlemeye geldi hepsi. Büyük bir heyecan ve gurur benim için. Ardından kızamık geçirip derslere gitmeyince baleden kopuş ve bir daha üzerine düşmeme.. Keşke zorla gönderselerdi annemler diyorum şimdi. Çok geç. Çocuk kafamla önemsemeyişim, ailemin de “çok iyisin,bırakma, bir süre daha devam edip öyle karar ver” demeyişi sonucu sporla bağım kopmuş oldu. Evet çocuk sevmiyorsa, dersler ona eziyet geliyorsa fazla zorlamanın anlamı yok. Ama aksi durumda ailenin üzerine düşmesi, gerekirse zorlaması, kısaca yönlendirmeleri çok önemli.


Son olarak sporcu yetiştiren ülkelerin en önemli özelliği devletinin spora önem ve doğrudan destek veriyor oluşu. Bizde bu olmadığı için sporcular sponsor arayışına girmek zorunda kalıyor. Oysa devletin bu mesele için müdahaleci davranması, başarılı sporcuların keşfedilip yetiştirilmesi için çaba göstermesi gerek. Bu yaptığı yatırım ile belki de o sporcular ülkesine madalya getirecek, ülkesinin adını tüm dünyaya duyuracak çünkü.


Ata’mızın sporla ilgili söylediği birkaç özdeyişe bakalım:

“Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde , itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır.”

“Açık ve kat' i söyleyeyim ki , sporda muvaffak olmak için her türlü muavenetten ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalpten muhabbet ve onu vatani vazife telâkki eylemek lâzımdır.”

“Dünya spor hayatı ve spor dünyası çok mühimdir. Bu kadar mühim olan spor hayatı, bizim için daha mühimdir. Çünkü ırk meselesidir, ırkın ıslahı ve kişayişi meselesidir ve hatta biraz da medeniyet meselesidir.”

Bu arada volaybol ve basketbol takımımız, yüzme,atletizm gibi bireysel sporlarda yarışan başarılı sporcularımız var elbette. Onların başarısını yadsımıyorum, ancak örneğin Çin’in Olimpiyatlara çıkardığı sporcu sayısıyla kıyaslasanıza..Çok çok minik kalıyor yanlarında. Her dalda öyle ama ben ilgilendiğim konuları düşünürsem; mesela Artistik Buz Pateni Avrupa Şampiyonası’nda bir Türk ismi okunuyor. Müthiş olmaz mıydı? Tuğba Karademir Dünya Şampiyonasına katılmıştı mesela ama ilk elemeleri geçemedi. Yine de gurur kaynağı. Onun da geçmişine bakarsak ilerleyebilmek için Kanada’ya yerleştiğini ve eğitimlerini burada aldığını görüyoruz. Türkiye’de bir yere kadar gidebiliyor, bir yerden sonra tıkanıyorsunuz çünkü.

Güzel olurdu sporcularımızın böyle başarılarını seyretmek ama işte engeller, engeller...

HB


Not:Alıntılar YeniMakale sitesindendir.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

At Çiftliğinde Bir Minik Eda


Haftasonu Eda’yı babasının voleybol maçına götürdük. Aman Tanrım, zaptetmek o kadar zor oldu ki. Sahadan ayrılmak istemiyor, yüzüne top gelecek uyarılarına aldırmıyor ve 1 dakika yerinde durmuyordu. Yine de değişiklik oldu onun için.



Ertesi gün de hızımızı alamayıp ata binmeye gittik. Ben yine seyirciydim ama bu kez baba da bana katıldı. Eda için gösteri zamanıydı bu sefer! Alışveriş merkezlerinde pıtır pıtır gezen atlar var ya, çocuklar üzerinde zıpladıkça ilerleyen. Onlar Eda’nın görünce üzerinden inmek istemediği oyuncaklar. Bu sefer gerçeğine götürelim dedik. Baştan korkar belki diye atı sevdirdiler, tepkilerini ölçmek için. Bizimki biraz çekinse de sevdi getirdikleri atı. Sonra üzerine bindirdiler, yine bir terslik yok. Ardından da gezdirmeye başladılar. Düşme ihtimali olmadığı konusunda garanti aldık. Zaten 2 kişi vardı daima yanında ve çok yavaşça yürütüyorlardı. Eda çıt çıkarmadan gezdi 15 dakika boyunca. Çocuklar için güzel bir aktivite ve profesyonel olarak yapılabilecek zevkli bir spora benziyor.










Biz kahvaltı sonrasına gittik ama çiftliğin içinde bir cafe bulunuyor. Kahvaltı için gelenler masaları doldurmuştu. Bir de benim gibi babetle gidip ayakkabıyı at pislikleriyle batıran bir başka saftirik daha görmedim. Sonraki seferlerde bu konuda dikkatli olacağım :) Neyse ki bebekle gitmenin avantajı var, ıslak mendil hep yanımızda.



HB


5 Mayıs 2011 Perşembe

Spor meselesi

Yapılacaklar listesinin bir maddesini daha gündemime almış bulunuyorum. Dün akşam itibarı ile spor yapmaya başladım! İş çıkışı spor salonuna gittim. Tabii ki yemek yemeden..Yürüyüş ve bisikletle başladık. İlk gün olduğu için o bile beni yormaya yetti. 150 kalori yakacağım diye terler içinde kaldım. Meğer o yediğimiz çikolataların kalorisi 2 dakikada alınırken 1 saatte anca yakılıyormuş. Spor çok ama çok iyi geldi. Öyle ki akşam yemeğine bayılan ben spor çıkışı bile bir şey yemek istemedim. Açlığımı unutturdu resmen. Spor hocası bu yaşa kadar spor yapmamış olmama kızdı aslında ve haksız da değil. O kadar boş zaman varken neden değerlendirmemişim anlamak mümkün değil. Aslında zaman şu anda benim için büyük problem. Daha önce de yazdığım gibi evimize çok yakın bir spor salonu ile anlaşmıştım zamandan tasarruf etmek için; ama annem artık Eda’ya kendi evinde bakmaya başladığından bu avantaj şimdi dezavantaja dönüşmüş durumda. Kızıma ayırdığım zamandan çalıp bu işe kalkıştığım için ne kadar kötü hissettiğimi de yazmıştım. Tam da bunun üstüne dün annemle şöyle bir konuşma yaşadık telefonda:
-Anne Eda gündüz çok iyi uyumamış. Biz gelip alana kadar uykusu gelir. Sen muhallebisini yedirirsin. Hatta çok uykusu gelirse uyutabilirsin de.. (Muhallebiyi tam yatmadan önce yiyiyor,yani saat 9 gibi ve gündüz iyi uyumadıysa 9 buçukta yatırıyorum. Diğer türlü de saat 10 da.)
-Siz kaçta geleceksiniz ki?
-Bilmiyorum ki,9-9 buçuk gibi geliriz. (İlk gün olduğundan ne kadar süreceğini kestiremedim.)
-Aaa ama çok geç, ne zaman görecek bu çocuk sizi. Hiç sizinle zaman geçiremiyor.

Bunun üzerine benim alınmam ve kendimi savunmaya çalışmam...”Normalde 2 saat spor yapılması gerekirken ben sadece 1 saat yapıcam,o kadardan ne olur!Neden böyle söylüyorsun ki şimdi sanki!” Annem de kötü niyetli değil tabii ki, çok da haklı hatta belki ama işte ben zaten kendimle bu konuda tartışırken bir de annemden aynı şeyleri duymak iyi gelmedi. Biraz fazla tepki verdim sanırım.
Çalışan bir anne olarak kendim için zaman ayırmam yanlış mı acaba? Biraz daha büyüdükten sonra mı yapmalı? Eve yürüyüş bandı mı almalı? Bir sürü soru kafamda cevabını bekleyen...

HB

Popüler Yayınlar

Recent News