http-equiv='refresh'/>

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2015 Pazartesi

Goodreads Çağrısı

Bazı mecraları çok geç keşfediyorum ben. Goodreads bunlardan biri. Site 2008’den beri var sanırım ama ben yeni üye oldum. Biraz pinterest, biraz imdb benzeri. Imdb’nin edebiyat versiyonu diyebiliriz. Pinterestte klasörler yapıyoruz ya burada da kitaplık rafları oluşturuyoruz. Okuduklarımız, okumak istediklerimiz,..gibi. Ben eski usul excelde sheet’ler oluşturmuştum kitaplar için. Eda’nın kitapları bir sayfada, benimkiler bir sayfada. Kitaplar okundukça da renklendiriyordum. Yine kağıda yazıp üstüne çizik atmaktan iyi ama değil mi. Goodreads’de okumakta olduğun kitabı hangi tarihte bitirdiğini yazıyorsun. Benim o excelde yapmaya çalıştıklarım daha derli toplu duruyor yani.
Bunun yanı sıra kitaplarla ilgili yorumları okuyabiliyorsun. Takip ettiğin kişilerin okumakta olduğu kitabı izleyip yine değerlendirmeleri görebiliyorsun. Yeni bir kitap almadan önce ihtiyaç duyuyorum ben bazen okuyucu yorumlarına.



Sitede bir de hedef koyabiliyorsun kendine. Ben 2015 yılı için 30 kitap hedefi koydum. Eda’nınkileri de sayarsam az olmuş aslında. Yine de bebekten sonra bu işlere pek vakit kalmayacak, iyi oldu 30.
Kitap okumayı seven arkadaşlarıma bir duyuru olsun bu yazı. Siz de üye olun hadi.


HB

18 Aralık 2014 Perşembe

Çocuk Kitabından Beklediklerim

Çocuk kitabı seçerken dikkat ettiğim şeyleri sıralayacağım, ancak çoğu zaman internetten kitap alışverişi yaptığım için bunların kimisini öngöremiyorum. Kitap gelip okunduğunda görüyorum kimisinin beklentimi karşılamadığını. Bunu çok yaşamamak için kitabı almadan önce BDK (Bir Dolap Kitap) yorumlarını okuyorum. Zaten onların önerdiği bir kitapsa hiç sorun çıkmıyor.

Nokta


-Çizimlerin yetenekli ellerden çıkmış olması.

Bazı kitaplarda koca sayfada 1 cümle yazıyor ama öyle çizimler var ki verdiğin paraya acımıyorsun. Çocuk da daha okuma bilmediğine göre gözü hep kitabın resimlerinde. Dolayısıyla çizimlerin itina ile yapılmış olması önemli.

Küçük Kara Balık


-Resimsiz sayfanın olmaması.

4-5 yaş grubu resimleri bol kitapları daha çok seviyor. Küçük Kara Balık okurken sırf bu yüzden biraz zorlanmıştım dikkatini toplu tutmak için. Ben okurken bir yandan çizimleri takip ediyor ve hayal gücü devreye giriyor belki de. Çünkü her kitapta bir karakter seçip “anne bu ben olucam” diyor.

Balık Tutma Dersi



-Çizimlerin anlaşılır olması.

Balık Tutma Dersi şahane bir kitap, verdiği mesaj, diyaloglar çok güzel. Çizimler ve sayfa kalitesi de öyle. Ancak sayfa içinde birden fazla kareye yer verilmiş ve bu nedenle çocuk sıralamayı anlamıyor okurken. “Anne hangi resimdeyiz şu an” diye soruyor bana. O nedenle ben de parmağımla okuduğum kareyi gösteriyorum ve o şekilde izliyor.


-İmla kurallarına uygun, anlaşılır bir Türkçe ile yazılmış olması.

Zaten buna uygun olmayan bir sayfa yakaladığımda o kitapla aramdaki bütün ilişki soğuyor. -de,-da,-ki eklerini doğru kullanmamışsa örneğin sinirim hopluyor. Kitap yazan birinin hele böyle bir hataya asla hakkı yok diye düşünüyorum. Okullarda ikinci bir dil okutulmasından çok daha önemlisinin anadilimizin doğru öğretilmesi olduğunu düşünüyorum. Biz daha bunu yapamıyoruz ki başka bir dil öğretelim.

Külprensi

Eğlenceli kitaplardan...

Bebek Aşağı Bebek Yukarı. Mesaj içerikli kitaplardan...


-Eğlenceli bir hikaye içermesi.

Mesaj içerikli kitaplar güzel oluyor. Bazen bin kere anlatamadığımız şeyleri kitaplar sayesinde öğretiyoruz. Ancak bazı kitapları da hiç öyle kaygılara girmeden sırf gülmek için okumak ilaç gibi geliyor. Anne-kız kitap okurken kikirdemek gibisi yok.


HB

16 Aralık 2014 Salı

Senden Önce Ben

Bu tarz kitaplar okumayalı ne çok olmuş. Yani duygusal, hatta ağlatan cinsten. Yeryüzünde bu kitabın sonunda gözyaşını tutamayan bir tek ben olmamışımdır herhalde. Yani hamilelik hormonu filan değil buna sebep çok eminim. Kitap bana İçimdeki Deniz ve Can dostum filmlerini çağrıştırdı. İkisini de çok sevmiştim. O nedenle kitap da çok akıcı geldi, 2 günde bitirdim. Hatta normalde TV sesi varken kitap okuyamam, dikkatim dağılır. Bahadır TV izlerken onun sorularını duymamazcasına ilgiyle okudum.



En ağırından spoiler içerir, uyarmadı demeyin

---------
En etkileyici bulduğum filmleri düşünüyorum da bir çoğunun sonu kötü bitmiş. Ama yani etkileyici olacağım diye de okuyucuya yapılmaz ki bu! Will ve Lou mutlu olmalıydılar sonunda. O genç adam iyileşmese bile Lou sayesinde bu hayatını sevmeye başlamalıydı. Olmadı. Lou’nun Paris’te okuması için yazdığı mektupta ben çok etkilendim. Oysa Türk filmi gibi güzel bitse yine de etkilenirdim yani, sevmiştim hikayeyi.
---------


İnternetteki kitapçılardan alışveriş yapmaya başladığımdan beri kitaplara karşı çok nankör oldum ben. Eda’ya kitap sipariş ettikçe kendim için de mutlaka alıyorum ve o an okumakta olduğum kitap pek sarmamışsa (örneğin Aldatmak, Kinyas ve Kayra) hemen onu bırakıp yeni arkadaşımın sayfalarına koşuyorum. Bu ruh hali epeydir var bende ki önceden hiç böyle değildim. Başlanmış kitap bitirilmeliydi önce, kural buydu. Yine eskiye dönmeliyim, yoksa kitaplık bir sürü yarım bırakılmış kitapla dolacak. Böyle kitaplar için hediye çekilişi filan mı yapsam :p Yok canım amacım elimden çıkarmak değil, benim beğenmediğimi bir başkası sever belki olamaz mı? Hepsi de tavsiyeyle alınmış kitaplar. Öyle rastgele kitap almıyoruz heralde.

HB

8 Aralık 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla Hamilelik Günlüğü-6



21. hafta

Minik kız artık sesleri duyabiliyormuş. Kızlarımın ikisine aynı anda kitap okuyorum yani. Eda karnımdayken İtalyanca kursuna gidiyordum ve herkes dalga geçiyordu “bu kız önce İtalyanca konuşur söyliyim” diye. Komik ama Eda gerçekten de İtalyanca birkaç kelime öğrendi bile ve çok çabuk öğrendi. Alakalı değildir muhtemelen, bütün 4 yaş çocukları dile yatkın zaten ama 8 ay boyunca İtalyanca kursuna gitti işte benimle birlikte. Küçük kızım sesleri duymaya başladığına göre ona müzik filan dinletmeli değil mi? Ama ben kulaklıktan dinliyorum ofisteyken, öyle olmaz mı :p

Detaylı ultrason kontrolümüzü de başarıyla tamamladık çok şükür. Kadıköy Acıbadem’de Perinatolog olarak çalışan Prof.Dr.Melih Atahan Güven üç haftada bir Çarşamba günleri burada olacakmış. Bu nedenle doktorumla da görüşerek randevumu kendisinden aldım. Minik kızımızın sağlığı yerinde, binlerce kez şükrediyorum. Muayene esnasındaki duruşu çok komikti, ayakları tam başına kadar yukarı çekmiş öyle yatıyor. O kadar çikolata gofret yedim ama uykudan uyandıramadık. Oysa gitmeden önce kıpır kıpırdı. Tam bitmek üzereyken elini kaldırıp parmakları açarak el salladı. Eda’ya ablasına el salladı olarak anlattık elbette, CD’den izlerken çok hoşuna gitti onun da.

PS: Fotoğrafta ne kadar kötü çıkmışım öyle. Tek pozda kalmış, alternatifi olmadığı için seçim hakkım yoktu.




22. hafta

Adımsayar uygulamasını yükledim telefonuma. Günlük 4500 adım filan atıyorum. Normalde 10.000 adım atılması gerekiyormuş her gün. Bu adımlar da tempolu yürüyüşe ait değil. Gün içinde yemekhaneye, otoparka yürüyüşler. Ekstra yürümediğimden 4000 adım attıysam o gün olağan bir gün yaşadım demektir. Geçen Cuma İstanbul’da toplantıya gittim. Öğle arası Zorlu’ya gidip biraz dolaşma, sonra da yemek yeme niyetindeydim. Git-gel yarım saat yürüyüş demek bu. Sonrasında da feribota dönerken Yenikapı metrosundan gemiye yürüdük. Toplamda 9000 adım atmışım. Adımsayar da şaşırdı, rekor kırdığımı gözüme sokmak için bir sürü bildirim gönderdi. Bu rekorun bana hediyesi koskoca bir yorgunluktu tabi. Aynı akşamın gecesi okuldan çok yakın arkadaşlarım Ankara’dan gelecekti. Onları beklerken koltukta sızmamak için direndim. Yorucu kapattım haftayı. O yüzden bu haftanın fotoğrafı pijamalı ev halim olsun, evrene mesaj…




23. hafta

Kıyafet benim için dert olmaya başladı. Kendime kıyafet bulamıyor değilim. Hatta eski kazaklarımın tamamını giyiyorum. Beli lastikli eteklerimi de. Ama sorun şu ki giydiğim hiçbir şey yakışmıyor. Görüntü başarısız. Evet kendimden baya eminim, doğum sonrası veririm diye ümitliyim bu kiloları ama daha da nereden baksanız 5 ay var bunun için. Etrafımda ince ince bayanlar var. Pek özeniyorum onlara bazen. Herkes aynı anda hamile olsa ne şahane olurdu.

Haftasonu arkadaşımızı evlendirdik. Onun nikahında bir arkadaşımızın annesi bebeğin cinsiyetini sordu. Kız olduğunu duyunca da “ne güzel, iki kız çok iyi anlaşırlar” dedi. Böyle pozitif yorumlara bayılıyorum. Olsun, hadi yaa yine mi kız gibi tepkilerden sonra hele…(Fotoğrafı buraya gitmeden önce çektik.)


HB

20 Kasım 2014 Perşembe

Nilüfer Çocuk Kütüphanesi

İnternet sayesinde artık her şey elimizin altında. Bir şey araştırmamız gerektiğinde eskiden ilk adresimiz kütüphaneler olurdu. Kalmadı artık öyle bir alışkanlık. Oysa kütüphanelerin havası hiçbir yerde yok. Raf raf kitapların arasında sessiz sakin bir şekilde kitap okumak gibisi var mı. Bu ortam bana okul yıllarındaki ders çalışma seanslarını hatırlatsa da artık öyle dertlerim kalmadığına göre o kısımları silebilirim hafızamdan.




Haftasonu Çocuk Kütüphanesine gittik. Yeni yapılan bir yer burası ve her köşesine özenilmiş belli ki. Misi Köyü’nün evlerinden biri kullanılmış kütüphane için. İçeri girdiğinizde “ah bu ev benim olacaktı” diye düşünseniz de kütüphane olarak restore edilmesi insanın içini rahatlatıyor. Eda okumayı öğrendiğinde buraya sık sık gelmesini diliyorum. Ama okumayı bilmesine de gerek yok. Hatta 4,5 yaşında olmasına bile..










Dekorasyon zevki bir yana içerik bakımından da çok yeterli buldum. Okul öncesi bölümde Eda için bir sürü kitap beğendim. Hatta artık piyasada bulunmayan ve çok uzun süredir istediğim “Elmer” kitapları da vardı. Buna rağmen kütüphaneden kitap alamadan çıktık.
Üyelik için 1 adet fotoğraf ve nüfus cüzdanı fotokopisi gerekiyormuş. Hazırlıksız gidip eli boş çıkmamak için bunları bulundurmak lazım. Her seferinde 2 kitap ödünç alınabiliyormuş. Kitapları orada da okumanız mümkün. Okul öncesi kitapların bulunduğu odayı giriş kata yapmışlar. Böylece üst katta çalışanlara ses gitmiyor.

Çalışma saatleri:  Hafta içi : 09.00 - 19.00 
                        Hafta sonu : 10.00 - 19.00 


HB

18 Kasım 2014 Salı

Hiç Hata Yapmayan Kız

Betül “hiç hata yapmayan kız” olarak tanınıyor. Hatta bazıları gerçek adını bile bilmiyor. Hata yapmamasıyla meşhur. Sabah okula giderken evin kapısını açtığı anda kalabalıklar onu bekliyor, öyle popüler yani. Hayatında hiç hataya yer olmayan bu kız, bir gün evde yumurta taşırken ayağı takılıyor ve yumurta yere düşüp kırılacakken yani Betül ilk hatasını yapacakken onu havada yakalıyor. Ancak bu olay onun dönüm noktası oluyor. Artık hep hata yapmaktan korkarak yaşamaya başlıyor. Hayatta zevk alabileceği birçok şeyi hata endişesiyle yapmaktan kaçınıyor. Devamını kitaptan okursunuz, burada keseyim.

Bu kız bana öğrenciliğimi hatırlattı. Sınıfta öğretmen bir şey sorduğunda sessiz kalan bizleri…Yanlış cevap veririm korkusuyla çekingen davranan öğrencileri. Ya da sorduğum soru komik mi karşılanır tedirginliğinde soru işaretleriyle geçtiğimiz konuları. Hata korkusu kocaman bir engel aslında. Örneğin Betül, arkadaşları patene çağırdığında ya düşersem diye gitmiyor. Bu korku onu paten zevkinden mahrum bırakıyor. Çocuklarımıza hatanın kötü bir şey olmadığını öğretmeliyiz ki isteklerini bastırmadan özgürce yapabilsinler.



Kitaba dönecek olursam; özünde bu mesajı içeren güzel bir kitap. Üstelik 3 TL’ye aldım. Çocuk kitaplarının 10-15 TL’den az olmadığını düşünürsek çok uygun geldi.
Aldığım sitenin linkini de verecektim iyice hazırakonmanız için ama maalesef tükenmiş. Yine de üşenmedim, tüm sitelere baktım. İşte burada stokta görünüyor.


HB

14 Kasım 2014 Cuma

Kitap Kurtlarına Duyuru

Lohusa terliği diye bir şey çıkmış. Ne biçim bir şey o öyle! Üzeri taşlı pullu. Gösterişe meraklı milletlerde böyle tuhaf sektörlerin türemesini normal karşılamak lazım. Alt tarafı hastanede giyilen bir terlik değil mi o? Bir de lohusa pijaması var. O benim ilk hamileliğimde de vardı canım. O kadar yaşlı değilim. Yalnız o pijamayı hastane dışında evde de giyen, misafirlerini yatak odasında karşılayan ve özellikle de bunun için yatak örtüleri alanlar var. O grubu da ben pek anlayamıyorum. Neyse cinsiyet kız olunca bebek için alışverişten bir hayli yırttım. Lohusa alışverişim de olmayacak, baksanıza her şeyi gereksiz buluyorum. Lohusa tacı alırım belki en fazla. Böyle olunca ben de kendimi kitaplara verdim.

Ünlü kitap mağazalarında indirimler var şu anda. D&R, Idefix, Kitapyurdu ve Babil’de %25-%37 arası indirimler var. Fiyatlar da birbirine yakın. Sadece az sayıda kitap alacaksanız kargoyu da hesap etmek gerekiyor.
D&R’da 50 TL üzeri kargo ücretsiz.
Idefix’te 20 TL üzeri ücretsiz.
Kitapyurdu’nda 10 TL üzeri 1 TL, 20 TL üzeri ücretsiz, yani ücretsiz denebilir.
Babil’de 1 Ocak’a kadar tüm kargolar ücretsiz.

Ben Bir Dolap Kitap’ta yayımlanan yeni yazıları, Eda’nın yaşına uygun kitaplar ise liste haline getiriyorum. Hepsini aynı anda alamasam da parça parça temin ediyorum. Mesela bugün 4 tane kitap sipariş ettim Babil’den. Kargo da ücretsiz ne olsa, ara ara almak daha mantıklı. Yeni kitaplar eline geçtiği anda Eda’nın sevincini görmeyi çok seviyorum.

Kendim için de almak istediğim kitaplar var ama bu ay bütçeyi biraz zorladım. Hazırda okuduğum bir kitap da var; ismi Aldatmak. Daha çok başlarındayım ama pek açmadı. Edeplenir umarım biraz daha ilerleyen sayfalarda.

Lohusa terliğiyle başladık, kitapla bitirdik. Diyeceğim o ki bu indirim fırsatını kaçırmayın. Kitap alışverişine hadi herkes!


HB

12 Kasım 2014 Çarşamba

Kitap Mutluluk Getirir

Eda dün öğretmeni için gül çizmek istediğini söyledi. Benim hiçbir müdahalem olmadan kendince bir gül resmi çizdi ve çantasına koydu. Bu beni yeteri kadar duygulandırmışken bir de kitaplarını okurken fotoğraf çekmemi ve Elif öğretmenine göndermemi istedi. O da görsünmüş neler okuduğunu. Öyle çekeceğim sayfayı da kafama göre seçtirmedi, kendisi seçti burasını çek diye. Tabi her şeyi fotoğraf çeken bir annesinin varlığı da bu fikrin gelişmesinde etkili olmuştur. Ama inanın çok hoşuma gitti. Geçen sene bu zamanlar böyle böyle olacak deselerdi hiç inanmazdım. İlk aylar ağlayarak okula bırakışımız değil nedeni de ne bileyim sonradan da çok istekli gitmiyordu okula. Her sabah anneannesine gitme yolunu deniyordu bir kere. Okulda keyifliydi ama bize yansıtmıyordu bunu hiç. Şimdi ise maşallah bu tip hareketlerle bunu gösteriyor bize. Bir kere arkadaşlarına alıştı. Hatta bazen haftasonları karşılaşıyoruz okul arkadaşlarıyla ve zevkten dört köşe oluyor. Artık onun da bir çevresi olduğu için seviniyor belki de. Sonra okuldaki öğretmenler…Ben hepsini çok seviyorum ve kızımın da onlara olan sevgisini gördükçe mutlu oluyorum. Umarım bu tablo hiç bozulmaz.





Yazıyı yazdıktan sonra öğretmeninden mesaj geldi. Eda’yı bu fotoğraflardan dolayı tüm arkadaşlarının yanında alkışlatmış ve fotoğrafları sınıfa asılmış. Hayatta böyle mutluluklar olsun işte daha ne ister insan. Belki arkadaşları da etkilenir ve annelerine kitap okutur. Tüm çocuklar okusun, çok sevsin okumayı.  


HB

31 Ekim 2014 Cuma

Çocuklar için kitap önerileri

Geçen hafta Eda için kitap araştırması yaptım. Evdeki kitapların biraz dışına çıkmamız gerekti. Cuma günleri okul kütüphanesinden 2 yeni kitap getiriyor. Haftasonu okuyoruz ve Pazartesi geri götürüyor. Bu uygulamaya bayılıyorum. Bu sayede yeni kitaplar okuma şansı buluyoruz. Hatta beğendiklerimi instagramda paylaşıyorum bazen ki annelere de fikir olsun. Neyse yeni kitaplar alacaktım diyordum. Bunun için çok yer gezmeme gerek yoktu, gününçorbası Yeliz (ki bloğunu bayılarak okuyorum) oğlu Arca’ya okuduğu kitapları sık sık yazıyor. Hemen eski yazıları taradım ve elimde kocaman bir liste oldu. Bir dolap kitap da aynı şekilde bana çok yardımcı oldu. Gel gör ki listedeki birçok kitabı (Gergedanlar Krep Yemez ve Elmer serisi gibi) hiçbir yerde bulamadım. Tükenmiştir yazıyor o kadar. Moral bozmayıp listemin kalanını aradım ve sonunda bir sürü kitap buldum kızım için.
28 ekimde kitaplarımız geldi. Eda’nın sevincini görmeniz lazımdı. Hemen okuttu tek tek kitapları. Ertesi gün, Cumhuriyet Bayramı’nda da tatili fırsat bilerek hepsini tekrar okuduk. Sesimin ve boğazımın ne hale geldiğini tahmin edersiniz. Şimdi hepsini en baştan, yalnız bu sefer her akşama 1 tane seçerek okuyoruz. Ezberlemiş olur yakında. Arkadaşım anlattı geçenlerde; kızına uyku öncesi kitap okurken bazı bölümleri atlıyormuş çok uykusu geldiğinden. Ama çocuklar kanar mı anında uyarıyormuş “baba atlamadan okusana” diye.
Ben de bazen Eda’nın anlamını bilmediği kelimeleri eş anlamlılarıyla değiştiriyordum. Sonra vazgeçtim, hem dikkat etmesi zor oluyor hem de böylece yeni kelimeler öğreniyor. Mesela “Kitap Canavarı” nı psikoloğa götürüyorlar şehirdeki tüm kitapları yediğinden çocuklar artık kitap okuyamaz hale geldiği için. “Psikolog ne anne?” sorusuyla masal bir kesiliyor, ona psikoloğun ne olduğu anlatılıyor ve devam ediliyor. Böyle önerilen kitaplarda sorun yok da bazı kitapların bazı yerlerini değiştirmek, sansürlemek şart oluyor.



Kısa kısa…

Pezzettino (İtalyanca parçacık anlamına geliyor)

Verdiği mesaj çok anlamlı. Birilerinin parçası olduğunu düşünen Pezzettino’nun kendisini bulması ve aslında kimsenin parçası olmadığını anlaması üzerine hikaye.

Mamut Yıkama Rehberi

Eğlenceli ve bol kahkahalı bir kitap. Eda ilkinde değil ama ikincide esprileri anladı ve çok keyifle dinledi. Kitaptaki çizimler de muhteşem. Ben çok ama çok sevdim.

Nokta

En çok bu kitabı merak ediyordum esasında ve Eda’ya kitaplar gelmeden o kadar çok bahsetmişim ki kitap kapağını görünce “aaa Nokta” diye bağırdı. Resim çizemeyen Vashti’nin boş kağıdını gören öğretmeni onu öyle bir yüreklendirir ki resim çizme Vashti’nin hayatında tamamen başka bir hale bürünür.

Eve Dönelim Küçük Ayı

Büyük Ayı ve Küçük Ayı’nın ormanda yaptığı yürüyüş anlatılıyor. Aynı diyalogların tekrar etmesi okuyanı biraz bayabiliyor ama Eda kitabın sonunda kitabı çok beğendiğini söyledi.

Kitap Canavarı

Kitap canavarı çocukların kitaplarını yemeyi çok sever ve şehirde hiç kitap bırakmaz. Çocuklar da korkudan yeni kitap alıp okuyamazlar. Bunun üzerine Kitap Canavarı’nı psikoloğa götürmeye karar verirler. Psikolog onunla konuşur ve kitapların yenmek için değil okunmak için olduğunu anlatır. Bu sefer de herkes sırayla kitap okumak zorunda kalır Canavara. Çünkü okumadıkları anda eskisinden de çok delirir ve şehre zarar verir. Güya kısa yazacaktım değil mi.. Sonunu yazmıyorum öyleyse, çok güzel bitiyor ama mutlaka okuyun.

Küçük Kara Balık

İtiraf ediyorum ki ben de ilk kez okudum bu kitabı. Küçük Kara Balık bir gün annesine içinde yaşadığı nehrin ötesinde neler olduğunu öğrenmek için gitmesi gerektiğini söylüyor. Bu yolculuk boyunca Küçük Kara Balığın başına gelenler anlatılıyor. Benim aldığım Bilgi Yayınevi’ne ait baskı 56 sayfadan oluşuyor. Uzun ve az resimli olduğundan dikkatini dağıtmadan sonunu getirmem çok kolay olmadı. Ancak yaşı biraz daha büyüdüğünde çok daha severek okuyacaktır.

Gogo ve Günışığı

Dostluğun önemini ve zor zamanlarda dostların yardımlaşmasını anlatıyor.

Sizin var mı kitap önerileriniz?

HB

Tofaş Türk Otomobil Fabrikası A.Ş.  General Accounting (:224 261 03 50 (int:6066) 


17 Ekim 2014 Cuma

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

Bir süredir elime kitap alamamaktan muzdarip durumdaydım. Hamileliğin getirdiği erken uyuma alışkanlığı bir yana yanlış kitap seçimleriydi belki de buna sebep. Bu halimi kıracak tek bir şey olabilirdi; bir Ahmet Ümit kitabı. Elimden bırakamama garantili. Şansıma kitaplıkla okunmamış bir kitabı vardı, son romanı. Yanılmamışım, bir çırpıda okundu bitti.

Roman alışık olduğumuz üzere bir cinayetle başlıyor ve suçlunun bulunması ile sona eriyor. Ancak diğer Ahmet Ümit kitaplarından farklı olarak öldürülen zat için pek üzülme duygusu belirmedi içimde. Tam tersi katil için daha çok içim buruldu. İpucu olarak algılamayın, kitabın ilerleyen sayfalarında şüpheliler hakkında görüşleriniz değişebilir.

Başkomiser Nevzat’ı her zaman Ahmet Ümit’in kendisi olarak canlandırırım gözümde. Zaten twitter hesabında kullandığı isim de bu kendisinin. Ancak romanın içinde bir de kendisine atıfta bulunduğu polisiye yazarı çıkınca bu sefer ne yapacağımı şaşırdım. Özellikle ikisinin karşılaştığı sahnelerde iki aynı insan konuşuyor gibi canlandı hep. Zeynep ve Ali’yi hala çok merak ediyorum. Acaba Başkomiserimin zihninde nasıl görünüyorlar…



“Biliyor musunuz Avrupa’da en çok alışveriş merkezi inşa edilen şehir burası. Peki çocuklarımızın nefes alabileceği kaç parkımız kaldı? Kaç yeni müze açıldı? Kaç yeni kültür merkezi? Bu, sadece bina yapımı değil Nevzat Bey, bir yaşam biçimi dayatması.”


Roman içinde çok bolca Gezi Direnişinden söz ediliyor. Polis Sami’nin geçtiği her sayfada Gezi’deki polisler gözümün önüne geldi. Fofo yengenin 6-7 Eylül olaylarından bahsettiği bölüm de çok etkileyiciydi. Karakterler arasında en çok Çilem ve Kader benim hafızama kazındı. Ve tabi tiner koklayan sokak çocukları Keto, Pirana ve Memo.

Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni sevdim. Yine de favori Ahmet Ümit kitabım değişmedi, hala Patasana. Yeni kitabını merakla beklediğim yazarlardan olma özelliğini ise hala sürdürüyor.


HB

1 Aralık 2013 Pazar

Çıplak ve Yalnız ve Çekiliş

Türk yazarlar kitaplığımı doldurmaya devam ediyor. Çok iyi kitaplar çıkıyor kalemlerinden. “Çıplak ve Yalnız” da bunlardan biri. Hamdi Koç’un okuduğum ilk kitabı. Anlatım dili, karakterleri çok başarılı. Gece geç saatte elime kitap alabildiğim için kısa bölümlerle ayrılmış kitapları seviyorum. Bu bölüm bitsin, yarın devam ederim diyebiliyorum böylece. Fakat bu kitapta dediğim çok mümkün olmadı. Hikaye insanı öyle bir merakta bırakıyor ki, ertesi geceyi bekleyemiyorsun.

“Aşkta bir şey istememek gerek. Talepsiz olmak gerek. Aşk günlük hayata ait bir tecrübe değil çünkü. Günlük hayata ait olmaya başladığı zaman aşk olmaktan çıkıp alelade bir hal alıyor.” (sayfa.425)
Konusu hakkında her zamanki gibi çok durmak istemiyorum. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları boyunca ailesinden kopuk bir şekilde yaşayan, ezilen, mutsuzluğa mahkum edilmiş Mesut’un amcasının ölümü üzerine memleketi Ünye’ye gidişiyle değişen hayatını anlatıyor. Cinayet, aşk, aile, aldatma, katliam,.. bol bol unsurdan oluşuyor kitap. Psikolojik-gerilim filmi tadında. Sizde var mı bilmiyorum ama ben kitap okurken kişileri ve anlatılan olayları gözümde canlandırırım ve bu kitabı okurken mezarlar, cesetler, katiller, bol bol sayfalarda yer aldığından korka korka yatağıma gittiğim ve rüyamda bu anlattığım şeyleri gördüğüm çok oldu.




Arka kapaktan;

“Hayatın adil davrandığı bir kadın veya erkeğe henüz rastlamadım. İstediğini almak kalbin kaderi değil.

"Küçük ve yalnız" olduğunu sanan bir kahramanın "büyük ve kanlı" bir geçmişe yaptığı yolculuk…

Amcam ölünce ilk bana haber verdiler. İnanmadım. Olmaz öyle şey, dedim. Oldu valla, dediler, amcan öldü. Ya tabii ki ölmüştür, ayrı konu, ama ilk bana haber verdiğinize inanmıyorum, dedim. İnan, dediler, ilk sana haber verdik. Sustum ve benimle konuşan nefesin arkasındaki boşluğu dinledim. Yalan olsa bir hışırtısı, bir kıpırtısı, bir şeysi mutlaka duyulurdu. Doğru söylüyorlardı. Cidden amcam ölmüştü ve ilk bana haber veriyorlardı. Çok duygulandım. Hayatımda ilk kez bir konuda ilk akla gelen isim oluyordum. Peki, dedim, teşekkür ederim. Gururum okşandı. Bunu hiç unutmayacağım. Ayrıca hepimizin başı sağ olsun. Ölenle ölünmez. Allah geride kalanlara sabır filan. Ben müsaadenizle gidip biraz ağlayayım.
İyi geceler.
Telefonu kapattım.

Çıplak ve Yalnız son sayfasına dek elinizden bırakamayacağınız sarsıcı bir roman.”

Etkileyici ve söyledikleri gibi sarsıcı bir romandı.
Mesut Akarsu aslında gençliğinde yaşadıklarını kitap haline getiriyor bu romanla birlikte. 60 lı yıllarda geçiyor anlatılan olaylar. Biraz eski Türkçe kelimeler var o nedenle de, ama öyle anlamayacağımız türde değil. Dili gayet yalın. Şöyle bir örnek vereyim. Eda’nın veli toplantısı vardı Cumartesi, katılıp katılmayacağımıza dair bir form doldurmamızı istemişler. Ben de not yazmak zorundaydım o gün toplantım olduğu için ve neredeyse şöyle yazıyordum: biraz geç iştirak edebileceğim. Her gün okuya okuya biraz etkilenmişim, normal.

Çıplak ve Yalnız’ı okumayan varsa buraya yorum bıraksın ve şanslı kişiye benim armağanım olsun. Kitaplıkta yeni bir Hamdi Koç romanı yerini bulacaktır nasıl olsa :)
Yorumlar için son tarih 15 aralık Pazar!

HB

2 Eylül 2013 Pazartesi

Bab-ı Esrar


Ahmet Ümit kitaplarını bayılarak ve merakla okumama rağmen Bab-ı Esrar nedense aylarca elimde sürünen bir kitap oldu. Arada bir sürü kitap bitirdim ama bir türlü Bab-ı Esrar’ın içine girip sonunu getiremedim. Kısmet bugüneymiş. Ahmet Ümit’in yazdığı kitaba bu muameleyi yapmanın büyük saygısızlık olduğunu düşünerek artık araya kitap almayıp buna konsantre oldum ve yarıdan sonrasını bir çırpıda okudum.

Annesi İngiliz, babası Konyalı bir derviş olan Karen Kimya, Londra’da yaşayan bir sigorta eksperidir. Konya’da çıkan otel yangınını incelemek üzere sigorta şirketi adına Konya’ya gelir ve burada gizemli olaylarla karşılaşır. Babasının yıllar önce ilahi aşk ve hakikati aramak uğruna ailesini terk etmesi nedeniyle Karen’ın babasına beslediği hisler Konya’da yaşadıklarından sonra anlam değiştirir.

Şems-i Tebrizi ile Mevlana arasındaki ilahi aşktan, Mevlana’nın kendini Şems ile bulduğundan bahsediliyor.  İlahi aşk ve hakikat uğruna kötülük yapmanın aslında “kötü”yü kötü olmaktan çıkardığı anlatılıyor. Bu felsefeyi anlamak için tek bir kitabın satırları elbette yetersiz. Celaleddin Rumi’nin kitapları hatmedilmeli belki de. Şems Farsça “güneş” anlamına geliyormuş. Şems’in Mevlana’nın gölgesinde kaldığı düşünülebilir ama bence Şems,  Mevlana’nın güneşi olarak,  kendi gölgesini ve aslında kendisini görmesini sağlıyor.

Konu olarak benzerlik taşıyan Elif Şafak’ın “Aşk”’ını da okumuştum yıllar önce. Dikkatimi çeken ikisinde de anlatılan Kimya’nın yani Mevlana’nın evlatlık kızının farklı oluşu. Aşk’ta Kimya Şems’e aşıkken Bab-ı Esrar’da başkasına aşık olduğu halde babası tarafından Şems ile evlendiriliyor. Hangisi gerçeği anlatıyor emin olamadım.

Karen aslında otel yangınının kasti olabileceği ihtimaliyle şirketinin ödeyeceği tazminatı kurtarma peşindeyken bu şehirde başına gelenler geçmişiyle yüzleşmesini de beraberinde getiriyor. Günümüzden Karen Kimya, Mennan, Komiser Zeynep, Ziya, Serhad..700 yıl öncesinden Şems-i Tebrizi, Celaleddin Rumi, Kimya, Bahaeddin Veled.. ve bu karakterlerin hikayesini okumak istiyorsanız bu kitabı elinize almalısınız. Kitapla ilgili çok detay vermeyi sevmiyorum. Bir kere blogta kitap yorumu okurken arkadaşın direkt sonunu yazdığını görmüştüm. Tadı tuzu kalmıyor öyle olunca. Sadece şunu söylemeliyim ki siz benim uzun sürede okuduğuma bakmayın. Adam akıllı okumaya başlayınca kitapta anlatılan o vurucu öyküler yüzünden kaç gece garip garip rüyalar gördüm.
Artık okuduğum 4. Ahmet Ümit kitabıydı, gözü kapalı alınır her bir yazdığı kitap. Hepsi aynı tadı vermese de beğenmediğim olmadı içlerinden.

Kitaptan bir bölüm:

“İnsana duyulan aşk ölümlüdür, tıpkı beden gibi. Ölümsüz bir aşk için, ölümsüz bir varlığı sevmek gerekir. Hiçbir zaman senin olmayacak, hiçbir zaman anlayamayacağın, hiçbir zaman doyamayacağın, hiçbir zaman kavuşamayacağın, hiçbir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı.”

Kitabı okuduysanız veya okumayı düşünmüyorsanız kitaptan alıntı olan bu kısmı Şems ile Mevlana’nın arasındaki ilişkiyi kavramak için bu paragrafı okumalısınız.

“Neyin kamışını bir göl kenarından kesmişler. Kamışın gövdesinde yedi delik açıp onu ses verecek bir hale getirmişler. Neyzen ne kadar usta olursa olsun, her üflediğinde, her değişik makamda ney kendi özlemini getirir dile. O kesildiği göl kenarını özlemektedir. Çünkü o, göl kenarı denilen bir bütünün parçasıdır. Gerçek huzuru, gerçek mutluluğu, gerçek sevinci ancak o bütüne ulaştığında bulacaktır. Öte yandan ney de kesildiği göl kenarının niteliklerini kendi gövdesinde ve ruhunda taşır. Tıpkı Cenabı Hakk’ın çamurdan yaratıp, gövdesinde yedi delik açtıktan sonra can nefesini üflediği Hazreti Adem gibi. Allah, Hazreti Adem’in burnuna yaşam nefesini verirken, kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır. Yani yeri göğü yaratan, dört iklim, yedi kıtanın, dokuz katlı göğün hakimi olan Allah aynı zamanda içimizdedir. Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler, yemeye, uykuya, şehvete duyduğumuz açlık, kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki, çoğu insan kendi içindeki bu cevherin farkına bile varmaz. İşte bu parçayı fark ederek aramaya başlayan kişiye aşık deriz. Aramanın kendisine de aşk. Yani aslolan aramaktır. Lakin arayış tek başına olmaz; bize bir öğretmen, bir mürşit, başka bir deyişle bir maşuk gerekir. Çünkü kimse o kıldan ince kılıçtan keskin o sevda köprüsünden tek başına geçemez. Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz. Aşık da maşuk da, seven de sevilen de sadece o kişi olur. Tıpkı Cenabı Hak gibi.”


HB


9 Temmuz 2013 Salı

Hatun İlk Tatilini Yaptı Bile

Geçen hafta çocuksuzduk, karı-koca başbaşaydık 5 gün boyunca. Çok tepki aldık, eleştirildik. Ama kulak asmadık hiçbirine. Kızım 10 gün güzel bir tatil yapmış oldu. Her gün denize ve havuza girdi. Anneannesi ve babaannesi de yanındaydı. Daha ne olsun. Mutluydu, en önemlisi. Pazar günü Gündoğan’da bıraktığım kızımı ve annemi almak için geçtiğimiz Cuma, iş çıkışı yola çıktık. Gece 1’de vardığımızda dayanamayıp direkt yanına koştum. Uyuyordu. Sarıldım, kokladım bolca. Anne yanında yokken “naz”ı hayatından çıkaran kızım, yine benim olmadığımı zannederek gece hiç uyanmadı. Sabah gözlerini açıp karşısında bizi görünce “anne” diye kalktı hemen. O anda hissettiklerimi anlatmam mümkün değil. 5 günde o kadar büyümüş geldi ki. O gün ve ertesinde yapışık halde gezdik neredeyse (bknz.alt fotoğraf). Bizi görünce büyükanneleri sattı anında. Ve elbette “naz” moduna geri döndü.
1 haftada neler olmuş neler
Banyoda kafasına su değdiğinde “yüzümü kurula” diye bağıran Eda kendi başına duş alır olmuş. Başını bile sabunlatmıyor artık bize, kendisi yapacakmış. Zor zar ikinci fasıl olarak yıkamaya çalışıyoruz kendi duşundan sonra.
Denizden çıkmayan, ancak sadece kıyıda yüzmek isteyen Eda artık kollukları takıp bir de babaannesinde bulduğu makarnayla birlikte biraz derinlere gider olmuş. Hatta biz ordayken daha da ilerletip kolluksuz girdiği bir anda yüzerim zannedip suyun içine daldı. Bir anda nasıl cesaret geldiyse :)
Kolları ve özellikle elleri sokakta, parkta oynarken simsiyah olan Eda’nın (bknz.alt fotoğraf) artık bir de mayo izi oluşmuş.



Aa bu arada bizim için çok önemli bir gelişme; Eda biberonu hayatından çıkardı nihayet. Böylelikle gece uyandığında süt istemeyle başlayan süt ısıtma - ilave isteme eziyeti de ortadan kalkmış oldu. Bunun tatille alakası yok aslında. Onun birkaç hafta öncesinde karar verdim. Artık gece süt için ağlaması, başka yerlere gittiğimizde gece bana süt ve cezve ve biberon aratması fena halde can sıkıcı hale gelmişti. Kararı almak kolay oldu ama sonuca ulaşmak hiç öyle değildi. İstanbul’a gittiğimiz bir hafta biberonu yanımıza almadığımı söyledim. Kağan abinde de yok biberon, o sütü bardakla içiyor artık dedim. Defalarca kez istedi tabi. Her seferinde biberonun yanımızda olmadığını, isterse bardaktan ya da pipetle içebileceğini söyledim. Ağladı, ağladı, sonra pipete razı oldu. Bursa’ya dönünce biberon bağımlılığı devam. Bu kez de biberonun içine sinek girdiğini, o yüzden çöpe attığımı söyledim. Birkaç günün sonunda artık süt istediğinde biberon ısrarını bıraktı. Çok mutluyum bu konuda. Tek sorun biberonun devredışı kalmasıyla süt tüketimi de azaldı. Günlük 500 cc yi geçerken artık 250-300 de kalıyor. Aynı keyfi vermiyor demek ki.

Kızım olmadan her şey boş, sıkıcı. Sırada Barcelona tatili var ve çok yorucu olacağından emin olsam da iyi ki Eda ile gidiyoruz diyorum. Allah kavuşmalı ayrılıklar dışında hiç bizden ayırmasın sevdiklerimizi.

HB

PS: Bu aralar sık sık iş için İstanbul’a gittiğimden feribotta sürekli kitap okuma fırsatım oluyor. Ayşe Kulin’in Gizli Anların Yolcusu ve Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi’nden sonra şimdi de yine Gizli Anların Yolcusu’nun devamı sayılabilecek Bora’nın Kitabı’nı okuyorum.  Bir yandan da aylar önce başladığım ama bir türlü ilerleyemediğim Bab-ı Esrar var. Ahmet Ümit kitaplarını elimden düşürmeyen ben nedense bu kitabını ara ara okuyabiliyorum ancak. Çok yorucu İstanbul seyahatlerini sırf kitap okuyabildiğim için biraz olsun seviyorum.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Ruhi Mücerret- Murat Menteş

Ruhi Mücerret ismini o kadar çok duydum ki Murat Menteş’in ilk elime alacağım kitabını değiştirmiş oldu bu popülerlik. Aklımda başka kitapları varken “çok satanlar” rafından bu kitabı alırken buldum kendimi.


Kitap kapağı ilginç değil mi?



“Mezar taşıma  ....... yazdırabilirim.”
Kahramanımız Ruhi Mücerret 100 yaşında bir İstiklal Savaşı gazisi. Hayır, gerçekte böyle biri yok. Zaten kitabın başında yazar anlatılanların hiçbirinin gerçek olmadığını belirtip hiçbir zaman gerçekleşmemesini umduğunu yazıyor. İlk bölümde Ruhi Mücerret’in ağzından kısa kısa hayat hikayesini, ölümle arasındaki savaşı dinliyoruz. Kendisinden küçükler bir bir hayattan ayrılırken her cenazede bulunuşu, torunlarının “senin gitmen gerekirdi artık” bakışlarının haklılığı, bir sürü savaş kazanmışken ölmeyi bir türlü becerememesi o kadar güzel anlatılmış ki bolca tebessüm ediyorsunuz okurken. Ruhi Mücerret her ay şehirlerin kurtuluş günlerine ait törenlere katılıyor. Hatta bazı aylar çok yoğun, birden fazla şehrin kurtuluşu aynı aya denk geliyorsa bildiğiniz ordan oraya koşturuyor. Hayatı törenler ve cenazelerden ibaret iken en yakın dostunun “garip” vasiyeti ile hayatı değişiyor. Kendisinden büyük tek tanıdığı olan bu dostunun da ölümüyle hayatta “abi” diyebileceği kimse kalmamış oluyor. Eski dostunu kaybederken bir anda hayatına giren yeni bir dost ile sürüyor hikaye. Civan Kazanova.


“... olmasa ben icat ederdim.”
İlk bölümde bazı olayları anlamlandıramıyorsunuz. İkinci bölüm Civan Kazanova’nın ağzından devam ediyor. Civan’ın kısa bir hayat hikayesi, başından geçen ilginç olaylar, Ruhi Mücerret’in hayatına dahil olmasındaki sır anlatılıyor. Kitaba dair önemli bir husus markaların ve reklamların hayatımızı işgal etmesi, vıcık vıcık her yanımızı sarması. Bununla ilgili daha fazla detay vermek istemiyorum, kitabı okuyanlar olabilir. Tek söyleyeceğim, marka isimleri bazı yerlerde fazla fazla geçtiğinden biraz rahatsız edici buldum ama konuyu vurgulamak için gerekliydi muhtemelen.

İkinci bölümü okurken sık sık ilk kısma dönmek istiyorsunuz. Ruhi Mücerret’in yaşadıkları Civan Kazanova’nın anlattıklarından sonra anlam buluyor. Murat Menteş tarzını da çözüyorsunuz biraz bu kitapla birlikte. Mesela kullanılan isimler çok farklı. Civan Kazanova,Avni Vav, Masum Cici, Fujer Fuji, Serpil Silahlıperi,.. ve tabii ki Ruhi Mücerret.


Kitapta Alper Canıgüz severler için de minik bir sürpriz var.
Güzel kitaptı, bir kitabı bu kadar çabuk bitiriyorsam mutlaka öneriyorum demektir zaten. Tek bir hayal kırıklığı..Sonu oldu. Çok oldu bittiye getirilmiş gibi geldi. Sanki birkaç yaprak daha sürseydi daha mı iyi olacaktı? Ya da ben bittiği için mi üzüldüm? Neyse ki daha okunacak 2 Murat Menteş kitabı var.


Kitaptan alıntılar:

“Yine de, geleceği değiştirmeye çalışmam. Onun şimdiki halini seviyorum.”

“Bendeniz, Ruhi Mücerret. Yaşayan son İstiklal Harbi gazisiyim. Tarihin dikiz aynasındaki tek canlı siluet. Tam 100 yaşındayım.”

“Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler.”

“Felek, tesadüflerle sağ gösterir ve gerçeklerle sol vurur. Mutluluk, bu ikisi arasında geçen sürede yaşanır.”


HB

Popüler Yayınlar

Recent News