http-equiv='refresh'/>

28 Ağustos 2014 Perşembe

Tassos (Taşöz) Gezimiz

Tassos’un Türkler arasında çok popüler olduğunu bildiğimizden, bir de gezimiz tam bayram tatiline denk geldiği için Cuma iş çıkışı 19.30 da yolcu yolunda gerek diyerek Çanakkale’ye doğru yola koyulduk. Lapseki-Gelibolu-Keşan güzergahından sonra saat 12’de İpsala Sınır Kapısındaydık. Arabayla geçtiğimiz için birtakım belgeler gerekiyordu. Uluslararası ehliyet, sigorta gibi. Bu işlemlerle birlikte 1 saat oyalanma sonrasında Yunanistan tarafına geçmiştik. Artık sıra bekleme derdimiz kalmadığına göre mola verecek bir yer bulup arabada birkaç saat uyuyabilirdik. Fakat sınırdan sonra başlayan otoyol üzerinde tek bir tesis bulamadık. Artık gözümüzden uyku akarken yol kenarlarında duracak bir yer aradık ama nafile. Feribota bineceğimiz Keramoti kasabasına gelmek zorunda kaldık. Saat 3’te buradaydık ve arabaya doluşan sivrisineklerin ve dışarıdaki gürültünün izin verdiği ölçüde sabah 6’ya kadar uyuduk. Gözümüzü açtığımızda arabalar ilk feribota binmek için sıraya girmişti. Biz de ilk feribotla karşıya geçmiş olduk. Feribot yarım saat gibi bir sürede adaya geçiyor. Erken yola çıkarak ne kadar doğru karar verdiğimizi birkaç gün sonra anlayacaktık. Sohbet ettiğimiz bir aile 10 saat sınırda beklediklerinden bahsetti. Zaten adadaki turistlerin çok büyük bir çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Sonra Romenler ve Sırplar çoktu.

Ada hakkında;
Tasos adasının çevresi yaklaşık 100 km civarında ve 80 ayrı koya sahip olduğu söyleniyor. Mermer yatağına sahip bir ada. O nedenle alışık olmadığımız birçok yerde mermer kullanımına rastlıyoruz. Örneğin sokaklardaki kaldırımlar. Tasos, İstanbul’un fethinden hemen 2 yıl sonra Osmanlı’ya geçmiş ve 1912 Balkan Savaşlarında Yunanlılar tarafından ele geçirilerek Osmanlı yönetiminden çıktı. Bence iyi ki de çıkmış, bizde kalsa bugünkü hali eminim bambaşka olurdu. Her yanında yangın çıkar, ada yazlık evlerle ve büyük 5 yıldızlı otellerle dolar taşardı. Üstelik plajlar bu şekilde çekirdek kabuğu, cam kırıkları ve sigara izmaritleri olmadan kalamazdı, yakışmazdı böylesi bir Türk sahiline.



GOLDEN BEACH (CHRISI AMMOUDIA)


İlk gün yorgunluk olduğu için hiç düşünmeden otelimizin bulunduğu Golden Beach’e gittik. Denize girince, tamam başka yere gitmeye gerek yok. Ben tatil bitene kadar burada denize girebilirim düşüncesi oluştu bizde. Tabi görmek istediğimiz çok yer olduğu için bunu tercih etmedik. Her gittiğimiz plajda denizden beklentimizi bir çıt daha yükselttik.

Golden Beach kumsalı tamamen ince kum, deniz sıcak ve öğleden sonra oluşan kalabalığa rağmen hiç kirlenmiyor.

Sabah kimsecikler yokken

Golden Beach bloglarda hep hayal kırıklığı olarak tarif edilmiş, oysa bence deniz harikaydı.

ALİKİ BEACH


Alice Restaurant Aliki’de en çok tercih edilen işletme. Burada yeni çalışmaya başlayan Mike isminde bir garson var. Babasından dolayı Türkçe de biliyor. Bir aile işletmesi ve hepsi de suratsız, sürekli kendi aralarında kavga eden tipler. Mike da bu durumdan şikayetçi, ona göre ihtiyacı olmasa orda 5 dakika durmazmış. Adanın belki de en güzel koyundaki bu tesis bende olsa neler yapardım diye bir düşünüyor insan. Aliki’ye mutlaka erken saatte gidilmeli, çünkü çok hızlı kalabalıklaşıyor. Adanın birçok yerinde olduğu gibi burada da şezlonglar orada bir şeyler yemeniz şartıyla ücretsiz. Biz gittiğimizde karnımız toktu ve şezlong ücreti olan 7 euroyu karşılayacak miktarda içecek tüketmemize rağmen parayı önden aldılar. İçecek bu kuralın içinde değilmiş. Öğlen yemeğinden sonra bu tutarı hesaptan düştüler.


Sabah erken saatlerde çektiğim bu pozu günün diğer saatlerinde yakalamam imkansızdı.


Beautiful Aliki'de güneşte kurutulan ahtapotlar


Aliki'ye tepeden bakış

Aliki Beach'in arka tarafında antik çağdan kalıntılar vardı, deniz de çok güzel görünüyor ancak deniz kestaneleri boldu

Yolda giderken çektiğim bir fotoğraf, doğa hep yemyeşil.
 PARADISE BEACH

Paradise Beach’e Aliki dönüşü uğradık. Saat 4’ü geçiyordu o nedenle şezlong aramak yerine havluları kuma serdik ve kendimizi denize attık. Kumu çok ince, Türkiye’nin herhangi bir yeri ile kıyaslayamam çünkü böylesini daha önce görmedim. Deniz yine çok temiz ve sıcak. Sadece çok sığ olduğundan hafif ama sık dalgalar oluyor. Ilıca’nın daha az dalgalı ve hiç rüzgarsız hali diyebiliriz. Bir de etrafı yüksek, çamlık dağlarla çevrili. Denizin rengini tahmin edersiniz.


Deniz çok uzunca bir mesafede sığ, su belinize bile gelmiyor uzun bir süre.


SKALA POTAMIA


Denize girmek için gitmedik ancak akşam otele yerleşip duşlarımızı aldıktan sonra otele yakın olduğu için yürüyüş amacıyla gittik. Çok hareketli, kalabalık bir yer. Güzel waffle ve krep yapan yerler var. Yemek için de deniz kenarında bulunan Afrodit’i denedik, gayet başarılıydı.


MAKRYAMMOS BUNGALOWS


Tesise giriş kişibaşı 3 Euro. Tesis çok güzel ve geniş bir alana kurulu. Biz 11.30 gibi gittiğimizde hiç boş şezlong kalmamıştı ama buna rağmen yeşilliklere yayılma, üzeri tenteli masaları kullanma şansı bulduk. Tesis içinde bulunan restorantın yemekleri de gayet güzeldi. Sadece denizden memnun kalmadık. Rahatsız edici bir dalgası vardı ama o güne mahsus olabilir. Çünkü genelde bloglardan okuduğum kadarıyla bu koy herkesin önerdiği bir yer.

Denizin dalgası biraz rahatsız ediciydi, çok uzun zaman geçirmedik suda.


LIMENAS

Çarşısında biraz dolaştıktan sonra saatin erken olduğunu görüp antik tiyatroya gidelim dedik. Yola bakılırsa biraz tepede olmalıydı. Evinin balkonundan bize bakan bir teyze o yöne gittiğimizi görünce Yunanca bir şeyler söylemeye başladı ama nasıl hararetli konuşuyor. Meğer kadıncağız çocuk arabasıyla oraya gidemezsiniz demeye çalışıyormuş. Çok az çıkınca anladık zaten ve arabayı bir noktada bırakarak tırmanmaya devam ettik. Öyle böyle değil, kan ter içinde kaldık vardığımızda. Ve Bahadır’ın yorumu şu oldu: Antik Çağda yaşayanlar deli olmalı, bu kadar tepede tiyatronun ne işi var! Kısaca gidip yorulmaya değecek bir yer değildi.

Yemek için rezervasyon yaptırdığımız meşhur Simi Restoranta gittik. Kafamız rahat nerede yiyeceğimiz belli çünkü. Kapısında bekleyen görevli listesini kontrol ediyor, bizim ismimiz yok. İsimleri kağıtlara yazıp sonra tek listeye geçiyorlarmış. Çok tebrikler size, ne kadar ününüze yakışır bir yöntem. Tabi bizim kağıt uçtu mu ne oldu bilmiyoruz. Simi’ye karşı tamamen negatif duygularla başka yer bakmaya başladık. Çarşı üzerinde Tavernaki Restoranda yedik yemeğimizi. Nevizade’ye çok benzer bir havası vardı. Masalar sokakta ve kalabalık bir ortam. Yemekler de güzeldi, çalışanlardan Kosta da çok ilgili ve sempatikti.


Limenas merkezde de denize girilebilecek plajlar mevcut

Meşhur Simi Restaurant
 GIOLA

Sakın gitmeyin diye kocaman harflerle yazasım var. Çok çok bozuk bir yol, üstelik arabayı park ettikten sonra 25 dakika yürüyüş, berbat pis bir doğal havuz oluşumuyla karşılaşma ve o kadar yolu bu sefer yokuş olarak tırmanış. Sıcakta öldük bittik. Bunları Eda’yı kucaklayarak yapan daha çok bitti. Gidiş yolunda bizi uyaran kişiler oldu. Denizden hiç su gelmiyor, havuzdaki su hiç değişmediği için de çok pis, biz girmedik bile. Sadece fotoğraf çekmek için gidecekseniz gidin dediler. Ah kafamız. Hele hele hamile olduğumu bilseydik havuz muhteşem bile deseler yarı yoldan dönerdik heralde.


Yolun başı... birazdan pişman olacak masum köylüler




PSILI AMMOS


Burada gittiğimiz tesis çok başarılıydı. Deniz de tertemizdi ancak güneyde olmasına rağmen adada girdiğimiz en soğuk denizdi. Yine yüzdükçe alışılıyor ancak kıyıda durmak imkansız çünkü sudaki kumlar da buzlu kum gibi. Dolayısıyla çocukla kıyıda vakit geçirmek için çok uygun değildi ama onun haricinde çok beğendik.





POTOS

Akşam yürüyüş ve çarşısında alışveriş için gidilebilir. Yemek yediğimiz tavernanın ismini hatırlamıyorum ama adadaki en güzel balığı burada yedik. Fiyatlar tabi ki yine çok uygun.


Yemek yediğimiz taverna

SALIARA (MARBLE BEACH)

Burası haritalarda yok nedense o nedenle birisine sormadan bulması çok zor. Makryammos’a giderken sola değil sağ tarafa sapmanız halinde Marble Beach yoluna girmiş oluyorsunuz. Yol çok bozuk. Zaten yolda çok az Türk görüyoruz, arabalarımız kıymetli bizim dimi. Yol kötü de olsa en azından plaja kadar gidiyor ve indiğinizde yürümek zorunda kalmıyorsunuz. Mermer taşlardan oluşan bu plaj mutlaka görülmeli. Denizin rengine bayıldım. Tek sorun burada bir tesis vs.yok. Uzun süre kalınması zor o nedenle. Hadi sıcağın altında durmayı geçtim tuvalet bile yok.





LA SKALA BEACH


Glyfada ile Glikadi arasında bir tesis. Çok güzel ve konforlu görünüyordu, deniz de harika. Ancak biz gittiğimizde sadece orta kısımlarda boş şezlong kalmıştı, o nedenle çıktık ve Glikadi’de otelimiz garsonu tarafından şiddetle tavsiye edilen koya gitmeye karar verdik. La Skala’ya erken saatlerde gidilmeli mutlaka.


GLIFONERI


Minicik bir koy burası. Ufak bir otel ve ona ait şezlonglar var. Şemsiye yok ancak kocaman ağaç gölgeleri yerlerini tutuyor. Deniz çok temiz, sıcak ve dalgasız. Kenarlarda bulunan kayalıklarda deniz hıyarları vardı çokça ki bu da denizin temizliğini gösteriyor. Öğlen yemek yenilebilecek bir yeri de var, Taverna Glifoneri isminde. 







HOTEL ENAVLION

Enavlion Otel konum olarak çok güzeldi, denize 3-4 dakika yürüme mesafesinde ve kendine ait plajı var. Odalar çok konforlu ve tertemizdi. Her gün çarşaflar ve havlular değiştirildi, banyo temizlendi. Odada yaşadığımız tek sıkıntı ek yatak getiremiyor olmalarıydı. Sadece bebekler için ilave yatakları varmış. Öyle olunca üçümüz sıkışık bir şekilde yatmak zorunda kaldık. Hele tüm gece deli yatan bir kızla bu çok zor oldu. Otelimizi oda kahvaltı ayarlamıştık. Ancak restoranı o bölgede tercih edilen bir işletme olduğu için ilk akşam hemen denemede bulunduk. Yemekler çok lezzetliydi, ayrıca menü tüm Tasos’ta gördüğüm yerler arasında en zenginiydi. Garsonlar çok samimi ve güleryüzlüydü, özellikle de Eda’ya karşı. Eda için söylediğimiz yemekleri önden getirecek kadar, portakal suyu vs. söylediğimizde içine buz atmıyoruz değil mi diye soracak kadar düşünceliydiler. Çok basit şeyler ama çocuğa dahi içecekleri buzlu getiren garsonlara alıştığımdan garip geldi. Kısaca oteli kesinlikle önerebilirim. Ancak Tasos ucuz bir yer, genel olarak tatil ekonomik olmalı denilirse çok daha ucuz oteller vardı. Güzel bir araştırmayla ucuz ve rahat bir tesis bulmak kolay. Enavlion Otelin 1 gecelik fiyatı 115 Euroydu, üçümüz için toplam tabiki. Örneğin yine aynı mevkide Fedra Oteli önerebilirim. Biz yola erken çıkıp tatili önden 1 gece uzattığımız için bu otelde kaldık ilk gecemizde. Enavlion’da yer olmadığı için buraya yönlendirdiler. Denize sıfır bir oteldi. Odalarının biraz ufak olması dışında bir problemi yoktu bence. Sadece kahvaltı ya da yemek olayı nasıl bilmiyorum. Çünkü yine kahvaltımızı diğer otelde yaptığımız için deneme imkanımız olmadı.

Otel odamızın girişi, aynı zamanda balkonu




Yemeklerle ilgili;
Bloglarda o kadar olumlu şeyler okudum ki yemekler hakkında beklentiyi mi yüksek tuttum bilmiyorum, biraz hayal kırıklığı yaşadım. Deniz ürünleri güzel, menülerinde çorba, makarna, köfte gibi şeyler var. Ancak meze konusunda bize göre zayıf buldum. Cacıki var tamam da bir kızartma söylediğimizde onun yanında bile cacıki geliyor. Nerde bizim sarımsaklı yoğurtlu mezelerimiz. Taverna denilen yerlerde menüler hep birbirine benzer.

Yine de aç kalmak imkansız. Ayrıca porsiyonları acaip büyük. Mesela Tavernaki’de sipariş verirken Kosta bize yeter bu kadar daha fazla bir şey söylemeyin diye uyarıda bulundu. Ayrıca fiyatlar da çok uygun. 


Çok uzun bir yazı oldu ama parçalara ayırıp konuyu uzatmak istemedim. Tatil bu yıl için bitti, her gün tatil yazısı yazmak da çok hoş olmuyor o nedenle.
Tasos mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Gezilecek daha çok yeri var. Örneğin dağ köyleri, kiliseleri, müzeleri ama biz deniz turizmi için gittik ve buraları gezi planımıza dahil etmedik. Fotoğraflarda bolca su görmeniz bu sebepten.


Aaaa bu arada Eda büyüdü diye rahat tatil yaptığımı sananlar yanılıyor. Çocukla Yurtdışı tatilinin zor yanları çoktu. En zoru tuvalet konusuydu mesela. Malum taharet musluğu olmayınca ve bizimki hafif bağırsakları bozunca öyle zorlandım ki anlatamam. Tuvaletler her yerde temizdi neyse ki ama sürekli pet şişeyle gezmek de zor oluyor. Ayrıca Eda büyüdü ama ısrarla denize yalnız girmiyor. Tüm gün de denizde durmak isteyince Bahadırla dönüşümlü olarak ona eşlik etmemiz gerekiyor. 2 kişi olduğumuz için de hemen sıra dönüveriyor. Rahatlığı eski yıllara göre artmış olsa da çocuklu tatil hala zor.


HB

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Heyecan Dorukta

Size bir haber vereyim dediğimde artık herkes haberi söylememe gerek kalmadan anlıyor. Siz de anladınız mı? Biz ikinci kez bebek heyecanı içindeyiz. Aslında Yunanistan’da deniz kenarında koşturduğum, hoplayıp zıpladığım, Eda’yı bolca kucakladığım, sıcağın alnında denize girdiğim günlerde hamileymişim. Birkaç hafta sonra Bodrum’da öğrendik. Epey de geç oldu ilkinin aksine. Şu anda 9.haftadayım. Öyle her hafta hamilelik günlüğü yapmam herhalde ama yazılarımda kısa bir özet geçebilirim sanırım. Çünkü insan unutuyor. Şimdi diyorum keşke ilk hamileliğimi hafta hafta yazsaymışım. Dönüp okur faydalanırdım.

Henüz kendi doktoruma gitmedim ama Bodrum’da muayene olduğum doktor folik asite ilave olarak omega ve vitamin de almamı istedi. Minik hapları bile zor yutan ben yine binbir stres içinde hap yutma merasimi yaşıyorum her gün. Oysa bazı doktorlar gerekli görmüyor vitaminleri. Hele folikle nasıl düşman olduğumu anlatamam. Hap kutusunun kapağını açtığım an midem bulanmaya başlıyor.

İlk ayların tatile denk gelmesi iyi oldu. Her gün yüzdüğüm için bulantılarım azaldı. Evet, midem bulanarak girdiğim denizde yüzerken bulantımın geçtiğini farkettim. Aslında bulantılar ilk hamilelikle kıyasladığımda çok az. Mide boşalınca artıyor ve ağızda o malum kötü tat var genelde. Çok şükür şimdiye kadar bir kusma vakası olmadı. Umarım böyle devam eder. Haa bir de koku hassasiyeti başladı. Ellerimi yıkadığım sabun, çok sevdiğim şampuanım ve parfümüm hepsi anlaşmış da artık beni rahatsız etmeye karar vermiş gibi.

İlkine göre 1 kg fazla kilo ile başladım bu hamileliğe. Yani canım arkadaşım Eren’in fotoğraflarda görüp şüphelendiği göbek tamamen olmasa da %70 hamilelikten bağımsızdı. Tabi ilkinde göbeğim çok geç çıkmıştı çünkü doğru dürüst bir şey yiyemiyordum. Şimdi ise maşallahım var. Umarım boğazıma hakim olabilirim. İlk 3 ay bebek anne kanından beslendiği için beslenme çok etkili olmuyor. Ama gel de bunu Bahadır’a anlat. Süt iç diye tepemde hep. Ben kararlıyım. Bu sefer sütmüş, yumurta beyazıymış yani normalde ağzıma koymadığım şeyleri zorla yeme niyetinde değilim. Yani en azından muadili olan şeyleri. Örneğin süt yerine ayran ve yoğurt.

İlkinde de böyle miydi hatırlamıyorum, işte keşke yazsaymışım..Çok sık tuvalete gidiyorum. Özellikle de geceleri. Hiç kalkmazdım, şu ara 2 ya da 3 kez tuvalete kalkıyorum. Zaten Eda birkaç kez uyandırıyor bir de bu üstüne tuz biber oldu. Uykular şimdiden yine rafta.

Uyku demişken, hamilelik yaşayanlar bilir. İlk 3 ay öyle bir uyku hali çöker ki insanın üstüne, gözünü kapadığı yerde uyuyabilir. Televizyon karşısında uyuyakalmışlığım çok böyle. Ama saat 10 bile olmamışken. Tabi şimdi böyle bir şansım yok. Eda’nın uyku saatini umarım okul açılınca biraz öne çekebilirim.


Hep böyle karşılaştırmalı mı geçiyor ilk hamilelikler?


Deneyimli iki çocuk anneleri…Yakanıza yapışabilirim bir süre. Eda’ya henüz söylemedik. Karnım belli olduğunda söylemeyi planlıyoruz. Bakalım bizi neler bekliyor…
Lafın kısası heyecanlıyız ve çok mutluyuz. Allah isteyen herkese bu duyguyu yaşatsın ve tüm hamilelere sağlıklı bir doğum nasip etsin.


HB

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Let the holiday begin

Cuma kısmetse koca bir yıl beklenen tatilime kavuşacağım. Cuma son iş günüm ama hemen mesai bitiminde yola çıkıyoruz. Cumartesiyi bekleyememe sebebimiz haftasonu ve tam bayram üstü sınır kapılarında oluşacak kuyruklar. Yurtdışına ilk kez arabayla gideceğimiz için ehliyet, araç sigortası gibi işlemler de bizi bekliyor*. Cuma yola çıkıp yavaş yavaş gidelim diye düşündük. Bahadır için yorucu olacak biraz.
Daha önce bahsetmiştim, tatili çok önceden planladık. Ben bu arada yine birkaç araştırma yaptım, notlar aldım. O kadar çok kişi var ki gidip bloglarında anlatan, benim çok işime yaradı. Adanın çoğunu Türk turistler oluşturuyormuş zaten. Yakın mesafede, ucuz bir tatil alternatifi. Çok güzel koylara sahip bir ada, üstelik de yeşil bir doğası var. Ben daha gitmeden sevdim diyebilirim.



Buna rağmen hiç tatil modunda değilim. Nedense üzerimde bir yorgunluk, halsizlik var ve hiç hevesli hissetmiyorum. Moda girebilmek ve son ana bırakmamak için valiz hazırlamaya başladım ama hiç etkisi olmadı.

Valiz konusunda bu yıl özgürüm. Arabayla seyahat etmenin en güzel yanı eşya konusunda kendini sınırlandırmak zorunda olmaman. Arabanın bagaj büyüklüğü tek sınırın. Geçen yaz İspanya’ya giderken hem bebek arabası hem büyük bir valiz taşıması zor olacağından çok az eşya götürmüştüm. Üzerime giydiklerim yetmiyordu az daha. Hele çocukla olunca onun eşyalarından çıkartamayacağın için mecburen kendininkileri azaltıyorsun.

Yunanistan tatilimiz 1 ağustos Cuma günü sona erecek. Oradan direkt Gündoğan’a geçmeyi planladık, iznimizin son gününe kadar da oradayız kısmetse. Bu yıl çok yürümeli, gezmeli bir tatil tercih etmedik. Dolayısıyla beklentim bol dinlenmeli, huzurlu, sağlıklı bir tatil.

Eda’yı sahilde oyalamak için birkaç önlem aldım. Örneğin oyuncak fincanlarını filan götüreceğim. Sahilde bize yemek yapmayı çok seviyor deniz suyu ve kum ile. Umarım Yunanistan’da internet sıkıntısı olmaz ve fotoğraf paylaşma şansım olur.


PS: Eda ile benim vize derdimiz yok ama Bahadır ne yazık ki vize başvurusunda bulunmak zorundaydı ve vizesinin yetişmeme ihtimali var. Yetişmezse ne olacak? Hiçbir planımız yok. Heyecan mı seviyoruz fazla mı rahatız neyiz bilmiyorum. (Böyle konuştuğuma bakmayın gayet yusuf yusuf haldeyiz)

*Dedem bunu duyunca “Yunana para mı kazandırıyorsunuz” diye azarladı bizi. Eskiden ilişkiler bozuktu tabi, onlar için daha da zor unutması.


HB

22 Temmuz 2014 Salı

Oto koltuğu seçimi ve kullanımı

Oto koltuğunun kullanım gerekliliği konusunda çok netim. Arabada kucakta veya ayakta seyahat eden çocukları gördükçe kan beynime sıçrıyor. Ancak bu genel kural altında uyulması gereken bir çok detay nokta var. Örneğin bir tanesi hakkında daha önce yazmıştım. Bunun yanı sıra oto koltuğu doğru kullanımı da önemli ki biz uzun süredir bunu yapamıyorduk. Anlatmak istediğim şu; Eda oto koltuğunun iki yandan geçirilen emniyet kemerini kesinlikle takmak istemiyordu ve kemeri sadece belinden bağlatmamıza müsaade ediyordu. Onu ikna edip bağlasak bile 5 dakika sonra kollarından çıkarmış oluyordu. Yani bir başka deyişle Eda kemerini doğru bağlamadan seyahat ediyordu.
Bu konuda kendimde de suç buluyordum aslında. Çünkü Eda’nın koltuğunu 9-36 kg almıştık ve bunun yerine 9-18 kg almış olsaydık şimdi arabanın emniyet kemerini kullanabileceği modellere geçme şansımız olacaktı. 600 TL’den bahsederken şu an kullandığımızı bir kenara atıp yenisini almaya da kalkışamazdık.

Ama sonra düşündük de “nelere para verilmiyor, çocuğumuzun güvenliği söz konusu ve bu koltuğu güvenli kullanmasını sağlayamıyorsak yenisi almak zorundayız” da karar kıldık. Dün biraz nette araştırma yaptım ve yine kullandığımız markanın 15-36 kg modelini beğendim. Akşam iş çıkışı hemen mağazaya gittik, Eda oturdu denedi, beğendi. Tam alacaktık ki Bahadır şu an kullandığımız modeli incelerken kemerin üzerindeki kumaşın sökülebildiğini keşfetti. Eda kemeri terlettiği gerekçesiyle kollarından geçirmek istemiyordu. Üzerindeki kadife kumaşı çıkarıp salt kemer olarak kullandığımızda problem çıkarmadı ve ona verdiğimiz birkaç günlük deneme süresine güzel bir başlangıç yaptı. Eğer bu şekilde kullanırsa yeni koltuğa gerek kalmayacak.

Şu an kullandığımız koltuk (birkaç ay önce üzerindeki bölümü çıkarıp 2. kademede kullanmaya başladık)

almayı istediğimiz koltuk


Fakat benim içime sinmeyen bir konu daha var ki o da isofix mevzusu. Koltuğumuzu kemerle arabaya sabitliyoruz. Eski arabamızda isofix bağlantısı olmadığı için koltuk alırken öncelikli tercihimiz olmamış. İnsan biraz ileri görüşlü düşünür… Emniyet kemeri ile bağlandığında yeterince güvenli oluyor mu? Cümlenin sonundaki soru işaretleri kafamda da dolaşıyor. Gerçi ürünle ilgili çarpışma testlerini izledim. Sonuçta gerekli kuruluşlardan sertifikaları da almış durumda. Yine de madem araba değişti, koltuğun da ona uygun olması için değişmesi gerekiyor gibi geliyor bana. Henüz tersi için kendi kendimi ikna edemedim. Hala kafam rahat değil kısaca.

Güvenli, kazasız, güzel yolcuklarımız olsun hepimizin.


HB

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Laylaylom

Şimdi bu linkte bulunan şarkıyı hiç dinlediniz mi diye sormak istiyorum size.




Geçenlerde arkadaşlar böyle bir şarkıdan bahsettiler, sözleri biraz değişik ya malum. Nakaratı şöyle mesela:

Laylaylom galiba sana göre sevmeler 
Hopaşinanay galiba sana göre sevilmeler 
Uğramaz mı semtine ayıplar utanmalar 
Duysalar elalem sana ne söyler 

Bu şarkıyı dinlettiklerinde zaten bildiğimi farkettim. Tehlikenin farkında mıydım! Nasıl dinledim ben nerde dinlemiş olabilirdim? Sorunun cevabını birkaç gün sonra iş servisine binince buldum. Servis şoförü arka arkaya bu tarz şarkılar açınca tamam işte farkında olmadan kaydediyorum bu şarkıları ben dedim.

Artık servise binmem gerekecekse bilgisayarıma takılı olan kulaklığı hemen çantama atıyorum. Unuttuysam vay halime, yarım saatte ne şarkılar keşfedilir, ne sözler ezberlenir! 

HB

10 Temmuz 2014 Perşembe

Bu ülkede sosyologlar işsiz kalmaz

Haftaiçi çarşıya çıkmam gerektiğinde her seferinde şaşkın dönerdim. Haftaiçi nasıl bu kadar kalabalık olabiliyor, bu kadar insan işsiz mi diye şaşırırdım. Artık çarşıya gitmeye gerek yok. Sosyal medya bu soruyu yeterince sormamızı sağlıyor. Hatta ben her gün birkaç kez sorar oldum.

Bu neyin kafası? İnsanların nasıl bu kadar gereksiz işle uğraşacak vakti var? İşi gücü yok mu ve de amaçları ne?

Örneğin birisi ebrugündeş123 diye bir hesap açmış. Birisinin paylaştığı fotoğrafın altına da yorum bırakmış ebrugündeş kişisi: tubabüyüküstün789’un gerçek hesabıdır, takibe alınız diye.
Amacınız ne sizin? Ebru Gündeşmiş gibi davranmak sana ne kazandırıyor? Nasıl bir boş vakittir bu böyle.


Bakar mısınız aşağıdaki manzaraya! Yazık günah yaa.



Sırf biri seni takip ettiğinde onu takibe almak için mi açtın bu hesabı? Senin kafa güzel mi?

Instagram konusu açılmışken anlayamadığım 2 tip kullanıcı daha var burada:

İlki sadece ama sadece kendisine gelen hediyeleri paylaşanlar, hediye gönderenlerin reklamını yapanlar. Takipçi sayısı çok diye markalar bu insanlara hediye gönderiyor ve bu yöntemle kendi takipçilerini de arttırıyor sanırım. Çok ilginç. İnsan bu gelen hediyelerle hayatını idame ettirebilir. O derece çok hediye alanlar var.

İkinci tür biraz daha anlayabildiğim ama komik bulduğum hesaplar. Profilinde “sadece kızlar lütfen, erkekler engellenecek” gibi açıklamalar yazan kullanıcılar. Eee o zaman “private user” niye yapmıyorsunuz hesabınızı madem ki diye bir soru çıkıyor ortaya tabi. Erkekler de takip edecekken sırf bu açıklamayı görüp cayıyor mu onu da merak ediyorum. Millet kendini Ebru Güneş sanıyor, onun adıyla hesap açıyor. Biri seni takip etmek isterse çok kolay kadın olabilir instagramda canım diyesim var bu tiplere de.

Toplum bilimciler için koskoca malzeme var burada yahu. 

HB
  

8 Temmuz 2014 Salı

Meze Aşkı

Fotoğrafta gördüğünüz bizim akşam yemeği soframız (çatal bıçak gibi şeyler de oluyor normalde tabi). İlave olarak çorba var sadece. Kızımı da kendim gibi mezeci yaptığım için bu sofraya itiraz eden olmuyor. Gerçekten, her gün mezeyle hayatımı devam ettirebilirim. Zaten son 1 ayımıza baktığımda her haftasonu illa ki bir yerlere gitmişiz hususi meze yemek için. Mudanya’da Fuzuli, Saki Restoran, Assos ve Cunda. Ve bu kadar meze yiye yiye bir şeyler öğrenmiş olmalıyım artık düşüncesiyle en son Bilen Restoran.



Aslında bu konuda yeni sayılmam. Mesela deniz börülcesinde epeyce uzmanlaştım. Bahadır’a göre aşmışım kendimi. Bir de Bahadır diyor ki kadınlar sevdiği yemeği hem güzel hem çok yaparmış. Ve bu mantıkla keşke ıspanağı ve kuzu etini sevseymişim. Neyse, bu hafta menüye birkaç yeni meze ekledim. Bir tanesi bayılarak yediğim ama hiç denemediğim kabak çiçeği dolması. Diğeri de Cunda’da tanıştığım brokoli salatası (Fotoğraftaki yelpaza tabağının içinde duran arkadaş).  Adı tam böyle olmasa gerek ama ne diyim ki ben şimdi. Tarifini yazayım, ismine siz karar verin.

Malzemeler: Ölçüsüz olarak brokoli, sarımsak, limon, yoğurt, ceviz.
Hazırlanışı: Brokolileri yarım saat kadar haşlayıp sonrasında bıçakla minik minik doğruyoruz. Birkaç damla limon sıkıp yoğurt, sarımsak ve çekilmiş ceviz karışımına ekleyip karıştırıyoruz. Çok az da tuz ekleyince afiyetle yiyebiliriz. Hem sağlıklı hem çooook nefis.
Aslında her sebzenin yoğurt, sarımsak ve zeytinyağı ile böyle güzel bir mezeye dönüşmesi mümkün.

Kabak çiçeği resimde yok, çünkü fotoğraflanamadan yendi. Aslında bir sebebi de çok az yapabilmiş olmam. Pazara gittiğimde (saat 11 civarı) çiçekler çoktan kapanmıştı bile. Pazarcı kapalıyken yapılamayacağı daha doğrusu içini doldurmaya çalışırken yırtılacakları için deneme amaçlı sadece 3 çiçek attı torbaya. Evet biraz yırtıldılar ama tatları bu durumdan hiç etkilenmedi. Kabak çiçeği alınacaksa pazara 8-9 gibi gidilmeli öğrenmiş oldum.

Kabak çiçeklerinin karın doyurmayacağı anlaşılınca çareyi kuru dolmada aradım. Onları da Antakya’dan sipariş etmiştim, bütün kış o kadar çok pişirdim ki. Biberi biraz acı olsa da bayılarak yedik. Acısını anlatmak için şöyle bir tasvir yapayım. Biberleri balkondan mutfağa aldığım an boğazım yanmaya başlıyor ve uzunca bir süre boğazımda gıcık öksürüyorum. Patlıcanları ayrı pişiriyorum ki acıları geçmesin ve Eda rahat yiyebilsin.



Not: Fotoğraf cep telefonuyla çekildiği için kalitesiz ne yazık ki.

Popüler Yayınlar

Recent News