http-equiv='refresh'/>

22 Nisan 2014 Salı

Bronşit kışı , kış kış bronşit

2013-2014 kış sezonu ve devamında gelen bahar bizim eve hastalıklarıyla damga vurdu. Bahadır ve benimkiler epey vurucu olsa da Eda’nın rekor yılı bizim hastalıkları gölgede bıraktı. 3 yıl boyunca kullandığı ilaçların çok daha fazlasını 4 ay içinde kullandı maalesef. Ocak ayına kadar her şey güzeldi halbuki. Okulun ilk yılı için boşuna korkmuşuz, hiç de hasta olmadı derken bir başladı bugün oldu hala boğuşuyoruz. 3 kez üst üste bronşit, bunun sebebini bir türlü anlamayan ve akciğer filmi çektiren doktorlar, tabi yanı sıra kan tahlilleri ve artık hastanelerden bıkan, doktor dediğim anda suratı buruşan masum kızım. Bu bronşitler öyle korkuttu ki artık bizi antibiyotikle tedavi olduktan 1-2 hafta sonra tekrar öksürük başladığında anında soluğu doktorda alıyoruz. Gittiğimizde basit bir geniz akıntısı iken yine bronşite dönüşebiliyor. Üstelik bu süre zarfında 2 ay kadar da okula göndermedik, istirahat edip güzel beslenmesine rağmen önüne geçemiyoruz. Hala da anlamadık nedenini.

Bu süreçte özel hastanelerden de o kadar soğuduk ki. Pazar günü karın ağrısı yüzünden kıvranınca yine doktora götürmek zorunda kaldık. Apandisit olabilir mi diye endişelendik çünkü. Doktor yine kan tahlili, artı idrar tahlili istedi. Zaten yavru sancıdan ve erkenden ağrıyla uyanmaktan yorgun düşmüş. Hastanede uyuyakaldı. Derken uyurken beklemenin anlamı yok diye eve götürdük. Uyanınca idrarını alıp hastaneye ilettik. Doktor idrar yolu enfeksiyonu deyip bunların üzerine bir de ultrason görmek istedi. Zorlukla Eda’yı ikna edip hastaneye götürdük. Ultrason çekildi ve tamamen boşu boşuna. Çok şükür bir şey çıkmadı diye sevinirken neden bunu istediğini de sorguladık bir yandan. 450 TL tuttuğundan olabilir mi? Mümkün. Parası zaten önemsiz geliyor o anda ama maruz kaldığı radyasyon canını sıkıyor insanın.

Aşı dışında doktora gitmiyoruz ne güzel derken bu sene çocuk doktorlarının yüzünü eskittik. Ve ben hala tamamıyla güvenebildiğim, tedavisinin içine maddiyat katmadığını düşündüğüm bir doktor bulamadığımı farkettim. Zaten Pazar günü itibarıyla Eda’nın özel sağlık sigortasının ayakta tedavi limiti dolmuş bulunuyor. Umarım bu yıl için hastalık sebebiyle gitmek zorunda kalmayız artık. 4 ayda limitini dolduran bu yavrucuk artık hasta olmaz umarım. Vücudu ilaçlardan arınsın ve sağlıklı günler yaşasın tek dileğim bu. Ve bunlara rağmen dua ediyorum. Allah dermanı olmayan dert, tedavisi olmayan hastalık vermesin.


HB

8 Nisan 2014 Salı

Süslü babet

Babet sezonu açıldığına göre artık bu yazının zamanı gelmiş demektir. Düz siyah babet alıp birkaç dokunuş yaptım ve kertenkeleli babetlerim çıktı ortaya. Kertenkele şekli süslemeye çok uygun bence. 






Kertenkele demişken büyük usta Gaudi’yi de anmadan geçmeyelim. Barcelona’ya gidip Park Güell’deki kertenkele heykelinin yanında poz vermeyen olduğunu sanmıyorum. 

7 Nisan 2014 Pazartesi

Ciğer açmaca

Baharın gelişiyle kapalı yerlerden kurtulup kendimizi doğanın içine atmanın ve uzun süre sonra içimizi bunaltan gündemden biraz olsun kopup normal hayata dönebilmenin mutluluğu içinde bu fotoğrafları paylaşıyorum. Artık keyifli şeyler konuşmak dileğiyle…










24 Mart 2014 Pazartesi

İnadına AKP diyenlerin cevaplaması gereken 5 soru

Böyle cümleler beni çileden çıkarıyor. İnadına AKP imiş. Neyin inadı, inat uğruna bir partiye oy mu verilir! İnadı geç de asıl oy verme sebebin ne dediğinizde birkaç açıklamaları var neyse ki ama onların da içi boş ve yetersiz.

1.Ekonomi onların sayesinde iyileşti. Bugün ev alabiliyorsan onların sayesinde.

Ne münasebet! Ev alabiliyorsam bu ancak ve ancak kendi çabamladır. Çalışır, para kazanır, birikim yapabilirsem ev alırım. Şanslıysam büyüklerden destek gelir, ki burada herhangi bir parti katkısı göremiyorum. Öyle bir şansım yoksa da muhtemelen çalıştığım parayla evin tamamını ödeyemeyeceğim için kredi çekerim. Bugün ev sahibi olan birçok insanın yaptığı gibi.
Ev kredisine ihtiyaç duymadan ev sahibi olabiliyor musunuz?

2.Artık herkes lüks arabaya biniyor.

Bu da marifet sanki. Eskiden ayağımı yerden kessin yeter denirdi, şimdi herkes birbiriyle yarış halinde. Zengin insanlar hep vardı.  Zengin insanları arttırmadılar ama borçla harçla araba alan, elindeki parayla alabileceği modeli beğenmeyip kredi çekerek taksitle buzdolabı almak gibi aylarca parasını ödediği arabaya binen insanlar o trafikte gördüğünüz lüks araba sahiplerinin çoğu.
Kredi çekmeden ve temel ihtiyaçlarınızı kısmadan araba alabiliyor musunuz?

3.İşsizlik oranı düştü.
Bir sürü üniversite mezunu aylarca iş bulamayıp en sonunda kendisini lise mezunu gibi gösterip işçi olarak çalışmaya başlıyor. Ya da çok düşük maaşlara razı olmak zorunda kalıyor.  
İşsizlik böyle mi azalmalı?

4.Özel hastanelerde rahatça muayene oluyorsun.

Deneyimli doktorları, profları küstürüp; fakülteleri güvenilir doktorlara muhtaç hale getirdiler. Özel hastaneler birçok insanın gözünde para amacıyla hemen ameliyata yönlendiren ticarethaneden başka bir yer değil.
Sağlık sektörünün iyileştiğini gösteren şey bu mudur? Peki ölümcül hastalıkları önlemek için ne gibi bir girişimde bulundu hükümet? Hastalık olsun tedavisi yapılsın mıdır sağlık sektöründe iyileşme. Peki neden bir ilik bankası bile kuramadı bu devlet bunca yıldır?

5.Eğitim sistemi iyileşti. Eskiden özel okula gönderemiyorduk çocuklarımızı.

Acaba gönderme gereği duymuyor olabilir miydik?
Özel okul ücretleri mi azaldı? Hayır, hele ki büyük şehirlerde yıllık özel okul ücretiyle her sene bir araba alabilirsiniz. Ama devlet okullarında eğitimin kalitesinin düştüğüyle ilgilenmiyor kimse. Özel okullarda verilen eğitimin çok gerisinde kaldığı, buna rağmen iki öğrencinin de aynı sınavla değerlendirildiği de umurlarında değil. Her sene sınava giren, oyun oynayacağı zamanda dershane peşinde koşan çocuklarla mı iyileşti eğitim sistemi? Neden eğitim bu kadar iyileşti de biz dünya çapında başarılar elde etmiş sporcular yetiştiremedik hiç? Okulların sadece sınav odaklı olmasından mı? Yoksa bu mantıkta eğitim veren okulların çocuğun tüm zamanını doldurup spor faaliyetlerine olanak bırakmaması mı? Yoksa sadece bu ülkede sporun hiç desteklenmemesinden mi?

Daha o kadar çok soru sorulabilir ki… Malum yol yaptılar, ulaşım çok kolaylaştı vs vs. Ama ben bunların hiçbirine tatmin edici cevaplar alamayacağım için başka sorum yok deyip bitiriyorum.
Bu soruları vicdanınız rahat cevaplayabiliyorsanız inadına AKP demeden söyleminizi değiştirip kullanın oyunuzu.  


HB

21 Mart 2014 Cuma

Özgürlüğümüz Kısıtlanamaz

Bu bir ortak yayındır. Bu konuya duyarlı birçok blogda bugün bu yazıyı göreceksiniz.
***
Özgürlüğümüz kısıtlanamaz
#TwitterBlockedinTurkey
T.C. Anayasası
VIII. DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA HÜRRİYETİ
Madde 26
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma haklarına sahiptir.
Dün gece yarısı ülkemizde anayasa ihlal edilmiştir. Uluslar arası bir sosyal paylaşım ağı olan Twitter’a erişim farklı mahkeme kararları ile engellenmiş, halkın kendisini ifade etme ve haber alma özgürlüğü kısıtlanmıştır.
T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan dün Bursa’da düzenlediği seçim mitinginde “Twitter mwitter, hepsinin kökünü kazıyacağız Uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç umurumda değil. Herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü görecek.” dedikten ve Başbakanlık Basın Müşavirliği’nin “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bazı linklerin kaldırılmasına ilişkin mahkemelerden çıkarmış oldukları kararların uygulanması konusunda Twitter yetkililerinin duyarsız kaldıkları bir süreç söz konusudur. Mahkeme kararlarını umursamama, hukukun gereğini yerine getirmeme biçimindeki bu tutumda bir değişiklik gözlenmemesi halinde, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için teknik olarak, Twitter’e erişimin engellenmesinden başka çare kalmayabileceği belirtilmektedir” açıklamasından sadece bir kaç saat sonra gece yarısı Twitter’a Türkiye’den erişim yasaklanmıştır. Internet servis sağlayıcılarına ulaşan mahkeme kararları ile Twitter’a ülke sınırları içinden erişim kapatılmış, mobil cihazlarda kullanılan 3G erişimi de aynı şekilde engellenmiştir.
Yasakların ve sansürün bir çözüm olmadığını, sosyal medyanın susturulamayacağını, özgürlüklerin sansür yoluyla kısıtlanamayacağını herkesin görmesi, bilmesi gerekir. Bunu dün gece Twitter yasaklandıktan kısa bir süre sonra DNS ayarlarında değişiklik yaparak veya VPN, Hotspot Shield gibi bazı programlar üzerinden mecraya giren milyonlarca Türk kullanıcısı da göstermiştir.
Sayıları 12 milyona yaklaşan Türkiyeli Twitter kullanıcıları #TwitterBlockedinTurkey etiketiyle konuyu bir saat içinde Twitter’da dünya çapında en çok konuşulan etikete taşımış,farklı etiketlerle gece boyunca TT listesinde kalarak, dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Yasaklamadan sonraki ilk 4 saat içinde 2,5 milyondan fazla Türkçe tweet gönderildiği hesaplanmaktadır. Şu anda dünya basını Türkiye’deki Twitter yasağını öncelikli haber olarak vermekte, bunun özgürlükleri baltalama yönünde bir girişim olduğunu söylemektedir.
Biz, ülkemizin geleceğini oluşturacak çocukları yetiştiren anne babalar olarak Gezi Parkı direnişi ile tırmanan ve 17 Aralık süreciyle hızlanan şiddet ve sansür uygulamalarını esefle izlemekteyiz. Türkiye’nin gerçek demokrasiden gün be gün uzaklaşmasından, meclisinden medyasına, emniyet güçlerinden yargısına kadar her türlü sistemin çivisinin çıkmış olmasından derin bir endişe duymaktayız.
Dün geceki yasak kararıyla Türkiye dünya üzerinde Twitter’a erişimin engellendiği Çin dışındaki tek ülke olmuştur. Bunun utancı ve ayıbı bu yasağı getirmeye cesaret edenlere ait olmakla birlikte, ağırlığını omuzlarımızda taşımaktayız.
Bu ülkenin gelecek nesillerinin özgür bireyler olarak büyümesini en çok isteyen ve bunun için emek veren anne babalar olarak hükümetin son aylarda giderek artan baskıcı tavırlarını kabul etmiyor ve bu sansürü şiddetle kınıyoruz.
Herkesi gerek internet üzerinden, gerekse etrafımıza bu durumu anlatarak konuyu protesto etmeye ve nihai olarak da 30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlerde vatandaşlık hak ve sorumluluğu olan oy kullanma görevini mutlaka yerine getirmeye davet ediyoruz.
Blogger Anne ve Babalar

17 Mart 2014 Pazartesi

Mutlu Çocuklar İçin

Dr. Özgür Bolat “Mutlu ve başarılı bir insan nasıl yetiştirilir”  konulu konferans için dün Eda'nın okulundaydı. Bahadır katılamadığı için ses kaydı yaptım. Hem de yazıya döker, okurum sık sık diye düşündüm. Gerçi bu ara ses kaydı dinlemeye alıştık, yazıdan ziyade ses olarak koysam dinlemek daha mı uygun olurdu bilmiyorum ama neyse.

Bir gün gündem değişecek ve tek kaygımız çocuklarımızı nasıl mutlu bireyler olarak yetiştiririz olacak inşallah. İnanmak istiyorum.



Doğru bildiğimiz yanlışlar

-Dış odaklı mekanizma; başarının yeteneğe bağlanması.

*William Sidis dünyanın en zeki adamı kabul ediliyor. Mozart’tan çok daha zeki ancak ismini duyan yok. Sidis hiçbir alanda uzmanlaşmadı ve hiçbir ürün sunmadı, öyle olunca da toplum ona “dahi” adını vermedi. Bu tip insanlar başarılarını o kadar çok yeteneğe bağlamışlardır ki gerekli olan emeği vermezler.

Başarının sadece yeteneğe bağlanıp çalışmanın ikinci planda tutulması doğru sanılan yanlışlardandır. Yetenek temeli oluşturuyor ama başarı için belirleyici olan odaklı çalışma.


*Türkiye’de Milli Eğitimin önündeki en büyük engel Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Okuldan 6’da gelen bir çocuğun ilgilendiği faaliyetle ilgili pratik yapması imkansızdır.
Okulların Bilişsel beceriye bağlı bir yapıdan kurtarılması gerekir. Aksi halde bu becerisi düşük çocuklar “başarısız“ olarak etiketlendiği için parlayabileceği alanda da değerlendirilmemiş oluyor. Velilerin ve okulların yaptığı en büyük yanlış çocukları bilişsel becerisiyle değerlendirmeleri. Çocukları da mutlaka kendisini bulabileceği bir alana kanalize etmek gerekir.
Aile ve okulda çocuklar için öğrenme ortamı yaratılmalı.


*İyimser insanlar hayatın kontrolünün kendi ellerinde olduğunu düşünürler. Kötümser insanlara örnek; çocuk sınıfta oturuyor ve öğretmen kendisiyle konuşmadığı için öğretmen acaba bana kızdı mı diyerek sorunu kendisinde arıyor.

*En iyi aile anne-baba hemfikir kalınmış sınırlar içinde çocuğa seçme hakkı, özgürlük vermiş ailedir.

-Ödülle bir işi yaptırabilirsiniz; ancak tutum geliştirilmesini sağlayamazsınız.

*Ödül=rüşvettir. Bir çalışmanın sonunda ödül olduğunda o an için daha coşkulu çalışırlar ancak daha sonra bu işi ödülsüz yaptırmak istediğinizde sonuç alamazsınız.
Anne baba ödül vererek çocuğun etkinliğe olan ilgisini kendi elleriyle azaltır. Örneğin ödevini yaparsan bilgisayarla oynayabilirsin dendiğinde ödev sadece araç olacaktır. Ödül bittiği anda zoraki yapmaya başlayacaktır. Aileler o anda çocuğun ödevini niye yapmadığıyla ilgilenmiyor. Ödül gerçek sebebi göz ardı eder.
Ödevi yapmamasının sebepleri ne olabilir?
Seviyesinin çok üstünde.
Becerisinin çok altında, sıkılıyor.
Becerisi örtüşse de anlamsız görüyor.

*Ödül birine bir işini yaptırabilir ancak asla tutum geliştirmesini sağlamaz. İnsanı motive eder, ancak sadece daha çok ödül için motive eder. Ödül ancak dış motivasyondan iç motivasyona geçmesini sağlarsa faydalı olur. Ödül öyle bir tasarlanmalı ki çocuk yaptığı işten zevk almalı.

*İnsanlar sevdiği işi iyi yapmazlar. İnsanlar iyi yaptıkları işi severler.

*Ceza ile ödülün bir farkı yoktur. Ceza davranışı meşrulaştırır, asla sorumluluk kazandırmaz.

*Araştırmalara göre ödevin ilkokulda katkısı %10’u geçmez, en büyük katkı lise seviyesinde olur. Ödev yerine araştırma heyecanı oluşturulmalı.

*Farklılaştırılmış eğitimde herkes kendi bilişsel becerisine göre sınıfta ayrı ders yapıyor.

*Akran öğrenmesi varsa ve farklılaştırılmış eğitim kültürü yaratılmışsa bilişsel becerisi yüksek olan çocuklar ile düşük çocuklar aynı sınıfta birbirlerinden öğrenebilirler.

-Övgü cümlelerine dikkat


Aferin çok zekisiniz         Başarısız olduğunda başarısızım der ve yapabileceği bir şey yoktur.
Aferin çok çalışkansınız.         Başarısız olduğunda başarısız oldum der ve yapabilecekleri vardır.

*Zeki olarak etiketlenen çocuk başarısız olduğunda “aptal” olduğunu düşünür. Bahane sistemini önceden kurar veya başarısızlığını gizler.

*Rusya’da çok ünlü ve başarılı bir bale hocası nasıl başarılı öğrenciler yetiştirdiğini şöyle açıklıyor: çok sert geribildirim yaparım, ağlayan sızlayan, kendilerini savunanları atarım. Ancak öğrenmeye açık olanları, gelişim odaklı öğrencileri yetiştiririm.

*Zeki çocuklar başarılarını zeki olmaya bağladıklarında başarısızlıktan kaçar ve egolarını geleceğine tercih edebilirler.

* Güzelsin, zekisin gibi çocukların değiştiremeyeceği şeylerle çocuğu överseniz onun depresyon altyapısını hazırlamış olursunuz.  

Benim seminer notlarım bu şekilde. Böyle okuyunca ya da dinleyince güzel oluyor, gel gelelim uygulaması bu kadar kolay değil işte. Hem bizim uygulamamız hem de çevredeki insanların bu bilinçte olması. İkisi de kolay görünmüyor. Benim bu açıklamalara ekleyeceğim; çocuklarımızın mutlu olmasını istiyorsak onlara mutluluğun “madde” ile hiçbir ilişkisinin olmadığını öğretmeliyiz. Eda oyuncak almak isterse ve biz de almayacaksak ona bir oyuncak için üzülmesinin doğru olmadığını anlatmaya çalışırız. Daha bunu anlayacak yaşta değil belki ama bunu şimdiden aşılamak önemli. Aksi halde arkadaşımda olan bende niye yok diye  düşünüp hep mutsuz olacağı kesin.

HB

*Fotoğraf okulumuzun sitesinden alıntıdır.

12 Mart 2014 Çarşamba

Daha Ne Olmalı!

Yarattığınız kutuplarla gurur duyun! Birbirine öfke besleyen, karşıt düşüncelere tahammül edemeyen, birbirinin açığını yakalamaya çalışan taraflar var artık yaşadığımız coğrafyada. Her söylenenin bir de karşıt söylemi var. Yazık olacak. Eskiden memleketin geleceğinden endişe ederlerdi. İşte biz bugün o geleceği yaşıyoruz. Ve ne yazık ki gelecekle ilgili endişelerimiz her geçen gün artıyor.

Okuduğun gazete belliyse, twitter diye bir şeyden haberin yoksa zaten hayat senin için güzel. Üç maymunu oynamaya devam et. İcraat reklamlarına gözü kapalı inan, asıl “icraatlarını” görmezden gel. Savunulur yanın yok ama hadi sen cahilliği seçmişsin peki ya bunların pazara çıkan ipliklerini meşru gösterenlere ne demeli!

Hırsızlar dedik. Hırsızsa ne olmuş ben hizmete bakarım dediniz. Şimdi daha kötüsü var. Artık ortada katiller var.

269 gün boyunca zor olduğunu bile bile içinde bir umutla yaşadı bir aile. İçlerindeki umut yaşadıkları acı ve öfkeyi bastırıyordu belki ama o umut dün yok oldu. Berkin’in ekmek almaya giderken mi elinde sapanıyla polislere taş atarken mi vurulduğu umrumda bile değil. 15 yaşında bir çocuk bu ülkenin sokağında, bu ülkenin polisi tarafından öldürüldü. Emri veren de alenen açıkladı yaptığını. Peki neden katiller bu kanlı sokaklarda özgürce geziyor hala? Ve Berkin için, artık yaşamayan bir masum için, 1 gün geçmesini bile beklemeden yazılan kin dolu mesajlar benim kanımı dondurdu. Nasıl insanlarla bu dünyayı paylaşıyorum ben? Nasıl oluyor da bir canın ölümü hakettiğini düşünebiliyorlar? Ne yaptı ölen 8 insan? Dolandırıcılık mı? Cinayet mi işledi?  Ülkeyi mi soydu?

Bunların hiçbirini yapmadı. Ama yazık ki hepsini aynı anda yapanlar var ve ülkenin başındalar. Oradan gitmeleri için daha ne yapmaları gerekiyor? Daha ne olmalı?

Popüler Yayınlar

Recent News