http-equiv='refresh'/>

28 Kasım 2012 Çarşamba

Dilinizi Eşek Arısı Isırsın

İnsan hep kendinde olmayanı istermiş ya bazıları istemekle kalmıyor; sahip olamadığı ve başkasında bulunan şeylere saldırma yoluna gidiyor. Şimdi bu davranışlar bana komik gelse de çocuk aklımla bazıları bilinçaltıma yerleşmiş olmalı. Hala etkilerini görüyorum. Muhtemelen benim gibi hissedenler vardır. Şimdi bir kısmını çocuğuma da söylüyorlar. Ben ciddiye almıyorum, kızımın da öyle yapması için gayret ediyorum.

Ne kadar beyazsın!

Bronzlaşmak için güneş altına serilmek nasıl bir mantıkla açıklanabilir ki? Ben yapıyorum ama. Daha doğrusu eskiden çoluk çocuk yokken öyleydim. Bazıları güneşe hiç dayanamaz, hep gölgede oturur. Ben tam tersi güneş altında olayım da rengim değişsin biraz isterim. Beyaz ten modası bile düşüncemi değiştiremedi. Bronz da bronz. Beyaz tenli olmanın nesi var sanki! Hayır bronzlaşıyorsun da ne oluyor, birkaç hafta sonra o pigmentleri süpürgeyle çekiyorlar sanki ve eski rengine dönüyorsun.

Şimdi Eda’ya da ne kadar beyaz diyorlar. Ben de ne güzel kızım pamuk gibi bembeyaz diye cevap veriyorum. Esmer olsaydı da muhtemelen kara kız derlerdi. Bir de şimdi kendilerine bir şans doğdu. Mazallah kahve falan içmek isterse “aman içme bak kararırsın” diyebilirler. Kafam karıştı, beyaz olmak mı güzel kara olmak mı?

Çok zayıfsın

Çocuğun kilolu olanı makbul ama sadece çocuğun. Büyüdükçe o kilolara gösterilen tepki “maşallah” tan “dikkat et/amma kilo almışsın” a dönüşüyor. Bebekken o kadar kiloymuşum ki ağırlığımdan emekleyemeyip o safhayı atlamış ve direkt yürümeye başlamışım. Sonra kreşe başlamamla beslenmem tamamen değişmiş. Yememeye başlamışım. Kreşte verilen yemekleri masanın altına attığım söylenir. Öyle öyle acaip zayıflamışım. Bir dönemim iştah şuruplarıyla, arı sütleriyle geçmiştir. Zayıf olmayı o sıralar kafaya takıyordum tabi. Herkes anormal bir şey gibi bahsedince ne yapabilirdim ki?

Şimdi kızım da kilolu bir çocuk değil. Çok şükür bebekliğine göre daha iyi kilosu ama hala zayıf diyenler oluyor. Mesela kilotlu çorap alırken geçen gün “2 yaş alın siz, zayıf zaten” dedi satıcı kız. Varsın öyle olsun. Ergenlik çağında kilolu olup bunu kafasına takacağına sağlıklı ama zayıf olsun daha iyi.

Sen güzelsin, o çirkin

Lütfen başkasını kızdırmak için kimse kızımı kullanmasın. Minicik bir çocuk sen çirkinsin diyerek kızdırılmaz o ayrı ama bir de bunu kıyas yoluyla yapmak çok çok ayıp. Annemin komşusu; Eda ile oynayan torununu için Eda güzel, xx çirkin demiş de annem bunu anlatınca sinir oldum kendisine. Kendi torununa ettiği kötülüğün farkında olmayışı ne fena. Kimse kimseyle karşılaştırılmaz. Herkesin kendine göre güzelliği vardır ve başkasınınkiyle yan yana getirilemeyecek kadar farklıdır. Kardeşler arasında çok yapılır bu yanlış. “Sen kardeşine göre kısa kalmışsın” gibi...

Ağızlar torba değil, büzemiyorsun ama böylelerine biraz da ağzının payını vermek gerek.

HB

27 Kasım 2012 Salı

Köy Kaplıcası

Kış geldi diye evlere kapanmanın manası yok diye düşünerek 2 günlük bir kış turizmi yapalım dedik. Kış turizmi dediysek öyle kayak yapmaya falan gitmedik canım. Yaşlandığımızı ele verecek galiba ama Bigadiç’teki kaplıcalardaydık. Aslında her yerim ağrıyor, bir kaplıcaya gideyim de sıcak sıcak iyi gelsin kemiklerime durumu yok. Kaplıca fikri tamamen bizimle alakasız hatta. Annemler 8 yıl boyunca Bigadiç’te yaşamış. Hatta Bahadır’ın doğum yeri de orası. Babamın çalıştığı Maden İşletmesinde o dönem çalışanlar, düzenli olarak her yıl biraraya geliyor. Bigadiç’e bağlı Hisarköy Köyünde termal tesislerde hep birlikte yemek yeniyor. Uzaktan gelenler de bu tesiste konaklayarak şifalı sudan faydalanmış oluyor.

Biz Cumartesi öğlen oradaydık ve Eda babaanneleriyle özlem giderirken kendimizi sıcak suyun içine bırakıverdik. Sıcağı bu kadar seven biri olmama rağmen o suyun içinde 5 dakikadan fazla duramıyorum. Başım dönmeye başlıyor bir süre sonra. Yine de vücuda iyi geliyor. Hele bu sefadan sonra birkaç saat uyuma imkanın varsa işte o zaman bebek gibi uyanıyorsun(dur muhtemelen). Bizde bir bebek olduğundan ben bu kısmını yapamıyorum elbet.

Akşam yemeği için odamızdan çıktığımızda o gece için özenen, hazırlık yapmış bayanlar ile takım elbisesini üzerine geçirmiş beyler gelmeye başlamıştı yemek alalına. Bizim gibi anne-babasının teklifiyle geceye katılan gençler de vardı. Müziğin başlamasıyla Eda kendini piste attı ve uykusu geldiği için keyifsizleşmeye başlayana kadar da inmedi. Harman dalında herkesle birlikte döndü durdu. Halay çekilirken eline mendil alıp zıplamaya başladı. Muhtemelen bundan sonra bir düğüne gidersek aklına o gece gelecek.

Bu kadar yorgunluktan sonra güzel bir uyku çeker diye umutlanan ben gece defalarca kez uyanıp sabah 7’de artık yataktan kaldırılınca hayal kırıklığına uğradım. Sabahın köründe Eda’yı küvete sokarak erken yaşında kaplıcayla tanıştırmış oldum kendisini. Zaten anneannesinden duyduğu “belim ağrıyor, zor kalkıyorum yerimden” gibi cümleler geçen gün Eda’nın ağzından dökülünce kaplıca çok da garip olmadı onun için de :)

Odamızdan bakış




Temiz hava, biraz değişiklik ve annemleri görmek hepimize iyi geldi.

HB

22 Kasım 2012 Perşembe

Tek ojeli kız



Akşam demiştim ya; ev halkı uyumuşken biraz kitap okuyayım hem de ojelerim kurusun bu sırada diye. Bunun üzerine sabah Eda hanımlar yatağından süt emredince aramızda şöyle bir diyalog yaşandı.

E:Anneeeee süt (devamında klasik haline gelmiş sözleri: ama biberondan, ama çok, ama ballı)
H:Tamam kızım getiriyorum hemen. (Koşa koşa mutfağa gidilir, süt ısıtılır, talimata uygun bir şekilde içine bal ilave edilir)

Biberon eline uzatılmışken;
E:Aaa mavi oje sürmüşsün.

İç sesim:Yuh kızım ya sabahın köründe nasıl farkettin!

H:Evet kızım, beğendin mi?
E:Çok beğendim, bana da sürsene (tam beklediğim gibi)

Sabah makyaj yaparken yanımda oluyor çoğu zaman uyanmış olduğu için. Ona da sürmemi istiyor tabi açıklıyorum 1 saat çocukların makyaj yapmadığını. En sonunda bu açıklamalar baygınlık getirdi kızda, yenik düştüm ve bu hevesini bebekleriyle gidermesi için oyuncak makyaj malzemeleri aldım. Çelişkiye bak! Çocuklar makyaj yapmaz ama oyuncak da olsa bebekleri süsle süsleyebildiğin kadar. Aldım da pek oynadığı yok zaten. Alınan her oyuncak gibi onun da yüzüne bakmaz oldu.

Eda ile kuaföre gittiğim bir gün beni beklemekten sıkılmış halde etraf kurcalamaya çalışırken kuaförde makyajdan sorumlu hatun Eda’yı yanına çağırıp oje sürmeyi teklif etmiş. Yabancılardan şeker almadığımız gibi her söylediklerine de tamam demiyoruz öyle değil mi? En azından bunu öğretebilmiş olmanın gururunu yaşattı bana o gün kızım.Geldi, abla böyle böyle diyor diye bana söyledi. Ben de yine aynı sıkıcılıkla çocukların oje sürmeyeceğini söyledim. Benim ojeyle çok derdim yok da Eda parmağını emdiği için oje yasak kendisine. Baktım hevesli hevesli bakıyor o gün, tamam tek tırnağına sürebilir dedim. Muhtemelen kız renk seçtirdi bizimkine, mavi ojesiyle geldi yanıma salınarak.

Sabah da benim mavi ojeleri görünce uyku muyku kalmadı gözünde. Çıkmak üzere olan ojesini yeniledik. Yine tek tırnak ojeyle kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Demek ki neymiş, oje sürmesini istemiyorsan sen de sürmeyeceksin. Tıpkı yanında abur cubur yememek gibi bir şey bu da. İkisinden de zor vazgeçerimya hadi bakalım.

HB

19 Kasım 2012 Pazartesi

Ses var ses var

Farklı sesleri severim. Duyduğunda kimdi bu, kimdi bu diye düşünmeyeceksin. Anında sesinden belli olacak şarkıyı söyleyenin kim olduğu. Mesela Cranberries’ten Dolores O’Riordan, Muse’dan Matthew Bellamy, Placebo’dan Brian Molko, Scorpions’dan Klaus Meine , Anathema’dan Vincent Cavanagh, REM’den Michael Stipe...çok var. Hepsini de çok severek dinlerim. Yaptıkları müzikler de şahane ama başkaları aynılarını söylese aynı etkiyi yaratır mı bilmiyorum. Anathema söylesin tüm gün ağla, R.E.M. Shiny Happy People dinle neşen yerine gelsin, Dolores ile birlikte Zombie diye var gücünle bağır, Matthew Far away diye şarkıya giriş yaparken sen de ellerinle tempo tut, Scorpions if we’d go again all the way from the start diye içini parçalasın, durduk yere aşk şarkısı söylemeye başla, Brian Molko kadife sesiyle seni senden alsın Protect me from what i want derken.

Sadece yabancılar değil elbet. Bizim Barış Mançomuz örneğin; her bir bestesi, sözü harikadır ama ya sesi? Asıl o benzersizdi. Şarkılarını kimden dinlesem aynı tadı alamıyorum. Ah yaşıyor olsaydı da konserine gidebilseydik. Keza Cem Karaca öyle. Sanatçıların ölümünden sonra illa şarkıları başkaları tarafından karışık okunup albüm yapılır kendisini anmak için. O hallerini hiç dinleyesim gelmez. Erkin Koray, Sezen Aksu, Şebnem Ferah, her ne kadar müziği bıraksa da Teoman, Sertab Erener, Bulutsuzluk Özlemi’nden Nejat Yavaşoğulları...Bizdeki güçlü ve farklı sesler de hiç az değil. Bir İlhan İrem vardı, unutmak mümkün değil. Çok alakasız bir şarkıyı Rafet El Roman’ın sesinden dinleseniz radyoda tanımaz mısınız söyleyenin kim olduğunu?

Bu yazı da aklıma aslında benzer bir şeyden geldi. Bu ara hit’lerden habersiz kalmayalım diye Türkçe eserler dinliyoruz arabada. Arabada müzik dinlemenin tek yolu radyo zaten. Artık dinlenmekten kendisi de bıkmış Manga, Duman, Coldplay ve Depeche Mode albümlerinden başka bir arşivimiz olmadığını utanarak açıklıyorum burada. İşte yine bu sebeplerle cd çaları kendi halinde bırakıp açtık radyomuzu. Pop müzikte biraz eksiğiz. Murat Boz, Murat Dalkılıç ve benzerlerinin ayrımını pek yapamıyoruz. Amaaaa eğer çıkan şarkıcı Fettah Can ise tamam, anında tanıyoruz. Hiçbir şarkısını bilmediğimiz halde böyle böyle bütün albümüne hakim olabiliriz yakında. Aa bir de Hakim Bey’i söyleyen Mehmet Erdem var. Bahadır ona çok kıl gerçi, sevmedi bir türlü. Türkçe müzik dinleyebileceğimiz güzel bir radyonun yokluğundan da muzdaribiz laf aramızda. Şöyle bir playlist yapsam, ya da sanatçıların listesini versem de oralardan çalsa. Bunun kolay yolu beğendiğim şarkılardan cd oluşturmak mı? Yok valla benim için bu en zor yol. Boş CD alıp mp3 seçmek, sonra da onları audio formatına dönüştürmek şu an bana dünyanın en zor işi geliyor. Eskiden olsa iş bile demezdim buna. Konuyu çok dağıttığımın farkındayım. Birazcık daha dağıtıp çekiliyorum.Müzikle ilgili bir yazı yazmışken tüm içimdekileri döküp öyle bitireceğim, hiç itiraz istemem.

Bazı şarkıların cover halleri orijinallerinden çok daha güzel oluyor. İnanmıyorsanız bakın, bununla ilgili ekşisözlükte 130’dan fazla sayfa entry girilmiş. Benim de aklıma gelen birkaç parça var öyle ama şu aralar bunu tekrar gözüme sokan bir şarkı, daha doğrusu bir grup oldu. Lykke Li’nin I Follow Rivers şarkısını yorumlayan TriggerFinger. Dream Tv’de rastladım ve bu cover sayesinde tanıştım Belçikalı grupla. Orijinali de çok güzel şarkının ama bu versiyonuna bayıldım ben. Bardağa vurarak çıkardıkları mithiş tını, ıslık sesi.. çok hoş çok. Suyunu çıkarana kadar dinleyeceğim bu şarkıyı sizlerle de paylaşmak istedim.



 

Müzik dolu bir hafta olsun...

HB

16 Kasım 2012 Cuma

İz Bırakanlar Unutulmaz

Yara izlerini fotoğraf albümüne benzetirim. Her biri, o izin oluştuğu “an”ı gözlerimizin önüne getirir. Afacanlıklarımıza, sakarlıklarımıza dair anılardır yara izleri. Ben kız çocuğu olarak çok yaramaz ve hareketli değilmişim. O yüzden bebeklikle ilgili bu tür anılarım az. Sadece dudağımın alt kısmında ince bir çizgi vardır. Sanki dudak kalemi kullanmaya karar vermişsin de azıcık bir yeri yapıp bırakmışsın gibi. 2-3 yaşlarındayken ayağım takılmış ve sobanın üstüne oturtulduğu tenekeye dalmışım. Teneke dudağımı kesmiş sadece. Soba sıcak olabilir ve suratım da yanabilirdi. Allah korumuş. Zaten eskiden, her evde kışın soba yakılırken çocukları o bölgeden uzak tutmak zor oluyordur kesin. Muhtemelen eli bir kere ufacık değdirilip sıcak olduğu ve yaklaşırsa canının yanacağı anlatılıyordur. Ya da ufak tefek kazalarla çocuk kendi öğreniyordur.

Bir keresinde de, daha yürümeye yeni başladığımda sanırım, yatağın tepesindeyken kapıdan gelen birine koşarken yere serilmişim. Bilanço ağır, kollarımın ikisinde de çıkıklar var. Çıkıkçı teyze yerine getirmiş kollarımı ama ne ağlama ne ağlama..Annemin yalancısıyım. Görünür bir iz yok ama benim için büyük bir olay, anlatmadan olmazdı.Çocuklukla ilgili büyük kazalarım bu kadar. Diz yaralanmaları falan oldu tabi bir sürü ama baktığımda uslu çocukmuşum yahu.



Bir tane elimde minik bir iz var. Lisedeyken odamın dolabına ayna taktırmak istedim. Tam ayna karşısı süslenme dönemleri, şöyle boydan bakacağım illa kendime giyindikten sonra. O aynanın köşesiyle elimi sıyıracağımı nerden bilebilirdim ki? Hain ayna. Ama en fenası parmağımdaki 1 cm lik kesik izi. Üniversite son sınıfta sucuk keserken parmağı da aldım götürdüm. Tam da final zamanıydı. Ders çalışmam lazım ve doktora gidecek bile zamanım yok. Evde alkol,sargı bezi gibi şeylerle idare edip ertesi gün ezceneye uğradığımda eczacı dikiş gerektiğini ama 1 gün geçtiği için artık yapılamayacağını söylemişti. Neyse ki sol elimdeydi de yazı yazmamı engellemedi.

Bahadır’ın oğlan çocuğu olarak “iz anıları” daha farklı. Avucunda kocaman bir kesik izi var. Hikayesi de şöyle...Sokaktaki hayrattan her gün cam şişelere su doldurur etraftaki ağaçları, çiçekleri sularlarmış. Bildiğiniz mahalle çetelerinden değil yani kocamınki. Kendilerini hayır işlerine adamışlar. Bu uğurda ne tehlikeler atlatmışlar bakın. Cam şişeye su doldurmuş yürürken yere düşüyor ve cam kırılıp elini kesiyor. İyiliksever kocam benim. Bir defasında parkta, salıncakta ayağa kalmış vaziyette sallanırken yine yere düşüyor ve toprağı öpmüşken bir de kafasına arkadan salıncak vuruyor. Kafasındaki izlerden biri böyle oluşmuş.



Çocukken çok oluyor böyle vukuatlar. Çocuk dediğin korku bilmiyor çünkü, gözü kara. Benim şimdi bir kız çocuğum var ama bu işlerde erkeklerden farksız. Hep koltuk tepelerinde, kaydıraktan nasıl farklı kayarım arayışlarında, scooterla nasıl daha hızlı giderim derdinde. Onun da böyle izleri olacak muhakkak. Ufak tefek olsun, kızımın canını çok yakmasın, sadece büyüdüğünde gülerek anlatacağı anılar olsun onlar.

HB

15 Kasım 2012 Perşembe

Bireysel Emekli Olmaktan Vazgeçmişlere Duyuru


Bireysel Emeklilik Sistemine kayıt olmuştum işe ilk başladığımda. Zaten sigortacılar öyle bir anlatıyor ki bu işi vay canına birikim için daha iyi bir fırsat olamaz diyorsunuz. İyi laf yapıyor ağızları. Para maaşımdan kesileceği için her ay takip etmek zorunda da kalmayacaktım. Çok para yatırmayacağım için bütçeme hissettirmeden para biriktirme rüyalarıyla attım adımımı o şahane sistemlerine. Birkaç sene boyunca kesildi param bu şekilde ama sonra baktım pek bir şey kazandırmıyor. O parayı her ay kendim de bankaya yatırabilirim istersem. Çıkmak için 10 senemin dolmasını beklemeliydim ki daha az kesintiyle bu işten kurtulayım ve yatırdığım paranın daha büyük bir kısmını geri alabileyim. O kadar bekleyesim gelmedi ve iptal ettim poliçemi. Bir sürü stopajla birlikte paramdan geri kalanı aldım. Hatta anısı var, iphone’umu bu parayla almıştım.

Benim poliçe iptalimden 1 yıl sonra falan bir kararname çıktı. Buna göre artık BES sisteminde anapara üzerinden stopaj uygulanmayacak ve asıl beni ilgilendireni; Bireysel Emeklilikten çıkarak alınan tutarın anaparaya denk gelen kısmı sigorta şirketinin bağlı bulunduğu Vergi Dairesi tarafından iade edilecekti. Detaylar Allianz’ın web sitesinde şu şekilde açıklanmış:

Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde yapılan değişikliklere istinaden, 29/08/2012 tarihinden önce Bireysel Emeklilik sistemi ve Hayat Sigortalarından çıkarak ödeme aldığınız tutarların ana paraya isabet eden kısmı, ilgili Vergi Daireleri tarafından iade edilecektir. Ancak, bu iade işlemleri sırasında Vergi Usul Kanununda geçerli olan zamanaşımı süreleri dikkate alınacak ve beş yıl geçmişe yönelik olarak kesilen vergiler iade edilebilecektir.
Yapılacak ödemelere ilişkin aşağıdaki hususlara dikkat edilmesini önemle rica ederiz.
1)      Uygulama, 07.10.2001 tarihinden sonra akdedilen poliçelerle ilgili olarak 01.12.2006 ile 29.08.2012 tarihleri arasında yapılan stopajları kapsamaktadır.
2)      İadenin yapılabilmesi için hak sahiplerince ödemenin yatırıldığı vergi dairesine bir dilekçe ve ekinde sigorta/emeklilik şirketinden alacağı belge ile birlikte müracaat edilmesi gerekmektedir.
3)      Kanun uygulama için 1 yıllık süreyi öngörmüş olduğundan müracaatların 29.08.2013 tarihinden önce yapılması gerekmektedir
4)      Kesinti uygulaması nedeniyle dava açılmaması veya açılmış davalardan vazgeçilmesi gerekmektedir.

Diğer sigorta şirketlerini bilmiyorum ama Allianz güzel bir kolaylık sağlamış. Sitede verdiği linke tıklayıp gerekli bilgileri girince onların oluşturduğu bir dilekçe formatı gönderiliyor. Dilekçede kesilen stopaj tutarı ve kesilmesi gereken stopaj tutarı yazıyor. Yani ne kadar ödeme almanız gerektiğini görüyorsunuz. Bu dilekçenin çıktısını alıp imzaladıktan sonra Vergi Dairesine gönderiyorsunuz ve ardından paranın hesabınıza yatmasını bekliyorsunuz.

Yukarıdaki maddeler kapsamında olan varsa süreyi geçirmeden başvurabilir. Bu karardan haberi olmayan kimbilir kaç kişinin parası içeride kalacak. Ben de şirketten bir arkadaşım sayesinde öğrendim ve tabii okuyucu ile paylaşmadan duramadım :)

HB

13 Kasım 2012 Salı

İlaç Niyetine Mesir Macunu

Eda’da dün sabahtan beri balgamlı öksürük var. Ara ara hapşuruyor da. Çok şükür ateş ve ağrısı olmadığı için ilaç vermedik. Doğal yöntemlerle hastalığı savmayı başarabiliriz umarım. Serum fizyolojikle burnunu açık tutmaya çalışıyoruz. Bir de bizim çocukluğumuzda yediğimiz çikolata tüplerinin şeklinde mesir macunu gördüm markette gezerken. Fayda bulur diyerek, hem de tüpten yemek ilgisini çeker belki diye aldım. Az bir şey de olsa tadına baktı. Kıvamı da güzel, yapış yapış değil. Daha akışkan. Çaylarına da ilave edebiliriz. Zira epeyce yararlı bir şey.



“Mesir mâcunu, 41 çeşit şifâlı nebât ve baharat karışımından yapılır. Bunların isimleri ve özellikleri şöyledir:

Anason: İştah açıcı ve karminatif olarak kullanılır.

Çivit: Halk arasında kabakulak ve pnömorinde kullanılır. Çöpçün: Hemoroit ve egzamada kullanılır.

Çörekotu: Gaz söktürücü.

Dar-ı fülfül: Öksürük kesici ve bedeni ısıtıcı olarak kullanılır.

Hardal tohumu: İştah açıcı ve mîdeyi yatıştırıcı olarak kullanılır.

Havlıcan: Öksürük kesici ve ağız kokusunu gidericidir.

Hıyarşenbe: Müshil olarak kullanılmaktadır.

Hindistancevizi ve beşbase: Kaynatılmış suyu mîde ağrılarına iyi gelir.

Hindistançiçeği: Hazım kolaylaştırıcıdır.

Kakule: Lezzet verici, iştah açıcı.

Kalbarda: Mîde ağrılarına iyi gelir.

Karabiber: Öksürük kesici, uyarıcı ve baharat olarak kullanılmaktadır.

Karanfil: Ağız kokusunu giderici, diş çürüklerinde ve diş ağrılarında kullanılır.

Kebabiye: İdrar ve solunum yolları antiseptiği olarak kullanılır.

Kimyon: İştah açıcı, gaz söktürücü ve terletici olarak kullanılır.

Kırım tartar: Kaşıntılı deri hastalıklarında kullanılır.

Kişniş: Gaz söktürücü ve iştah açıcıdır.

Limon tuzu: Mâcunun fazla tatlı etkisini hafifletmek için kullanılır.

Ma-i leziz: Kalıcı tatlılık sağlar.

Meyan balı: Öksürük kesici, idrar arttırıcı olarak kullanılır.

Portakal kabuğu: Mîdeyi uyarıcı, koku verici olarak kullanılır.

Revan kökü: Laksatif ve hemoroit tedâvisinde kullanılır.

Safran: Çarpıntı giderici ve ferahlık verici.

Sakız: Mîdeyi rahatlatıcı ve nefes darlığında öksürük gidericidir.

Sarı halile: İştah kesici olarak kullanılır.

Sinameki: Müshil olarak kullanılır.

Şamlı ve şaşlı: Kadın hastalıklarına iyi gelir.

Şeker: Mâcunun kıvamını veren ve tatlandıran ana maddedir.

Resene: Mîde rahatlatıcı ve gaz söktürücü.

Tarçın: Kabızlığı ve karın ağrılarını giderir.

Tarçın çiçeği: Koku özelliği için kullanılır.

Teke mersini: Mâcun terkibinin daha değişik kokması için kullanılır.

Tiryak: İlk çağlardan beri her derde devâ olarak kullanılan muhtelif maddelerden meydana gelmiş bir terkiptir.

Ud-ül-kahar: Diş ağrısı ve diş nezlesine karşı kullanılır.

Vanilya: Uyarıcı, olarak bilinir.

Yeni bahar: Kuvvet verici olarak mâcunlara konulur.

Zencefil: Nefes darlığı, soğuk algınlığı ve astıma karşı kullanılır.

Zerde çöp: Kuvvet verici ve mîdeyi koruyucudur.

Zulumba: Mîde rahatsızlıklarında ve hemoroitte kullanılır.”




Dar-ı fülfül, havlıcan, karabiber, meyan balı şu ara tam da ihtiyacımız olan şey. Umarım ilaca gerek kalmadan atlatırız bu süreci.

HB

Popüler Yayınlar

Recent News