http-equiv='refresh'/>

7 Aralık 2011 Çarşamba

Filin banyo zamanı geldi


Çok geç kaldım yazmakta ama hiç bahsetmeden de geçebileceğim bir şey değil. Geç olsun güç olmasın..

Telefonlarımız ile yapamadığımız şey yok artık. Masal okumak da bunlardan biri. Filin Banyosu (Elephant’s Bath) application store’da görmekten gurur duyduğum bir masal uygulaması. Boyutundan dolayı telefon üzerinden indirmeye izin vermiyor. Bilgisayar ile bağlanarak yüklenmesi gerekiyor. İnternet bağlantım olmadığı için ben henüz yükleyemedim. En kısa sürede bağlantı olan bir yerde halledeceğim.



·         Filin Banyosu 1-10 yaş arası çocuklar için yazılmış. Dolayısıyla geniş bir kitleye hitap ediyor.
·         Orijinali İngilizce olmakla birlikte Türkçe çevirisi de bulunuyor. Seslendirmeler de her iki dilde de yapılmış.
·         Masal interaktif olduğu için çocuklar için çok eğlenceli.
·         Yazar Alasdair Turner’in kızı Zara’yı anlatan bir masal.
·         Resimleyen OİP, programlarayan Deniz A.S.Çetin yani Özgür Anne

Şimdi android telefonu olanlar, iphone’u olanlar ve ipad’i olanlar hemen linklere tıklayıp bu eğlendirici ve keyifli masalı indirsinler! Sadece çocuklar için değil, biz de çok seveceğiz eminim ki..

HB

6 Aralık 2011 Salı

Sağlık için şarap

Dün gelen ilginç bir mail hakkında yazmak istiyorum. Şarap sevenler dikkat!
Önce gelen maili değiştirmeden aktarıyorum. Yazan kişinin kim olduğu hakkında bilgim yok; fakat sure ve meali ortada. Şarabın faydalarıyla ilgili son zamanlarda yapılan bilimsel açıklamalar da mantıklı geliyor. Neyse önce şu yazıya yer verelim.

Rabbim sen ne büyüksün...
Kuran'da yazılı mucizeyi bilim 2006'da keşfetti!..
Aslında bu iki yazıyı ard arda okumam da bir mucizevi tesadüf müydü, acaba?...

Fikret Otyam'dan gelen faksı okudum önce... Yaşamdan Dakikalar ekibi ile Antalya'ya gidecektik ertesi sabah... Koca Otyam bizi Geyik Dağı’ndaki evine davet ediyordu... “Muhabbet hitamında dağa çıkmanızı ve billur sular eşliğinde cennet demi şarap ve dahi üzüm suyundan mamul dem alalım o dem ki, Kuran-ı Kerim'in Nahl Suresi 67'inci ayetinde aynen şöyledir:

"Hurmalıkların meyvelerinden, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır." (Çeviri: Prof. Yaşar Nuri Öztürk)

Fikret Ağabey 65 yıldır demlenir bilirim... 'Şaka yapmış olmalı' dedim... Evde çeşitli Kuran mealleri var. Açtım... Yaşar Nuri Hoca aynen böyle çevirmiş...

Elmalılı Hamdi Hoca’nın meali de üç aşağı beş yukarı böyle... Üzümlerden sarhoş edici bir içecek.. Aklını işleten toplum için 'kesin' bir mucize...

* * * * *

Uzandım divana her günkü gibi, gazeteleri okuyacağım... En üstte Herald Tribune var... Bir başlık hemen dikkatimi çekti...

'Şaraptaki madde bol kalorili yemeklerin kötü etkilerini önlüyor..'

Bir nefeste okudum yazıyı...
Harvard Tıp Okulu ve Amerikan Ulusal Yaşlanma Enstitüsü araştırmacıları, kırmızı şarapta bulunan resveratrol denen doğal maddenin zengin kalorili ve bol yağlı yemeklerin kötü etkilerini yok ettiğini ve ömrü uzattığını keşfetmişler.

Habere göre...
Her gün düzenli alınan resveratrol, son yıllarda hızla artan obezite/şişmanlık kaynaklı rahatsızlıklar, hatta ölümlerin çaresi oluyor. Resveratrol üzümün kabuğunda, dolayısı ile kırmızı şarapta bulunan bir madde ve bu madde, ünlü bilim dünyasında 'Fransız Paradoksu' diye bilinen çelişkinin büyük anlamda çözümü… Fransızlar dünyanın en zengin ve en yağlı yemeklerini yiyen millet oldukları halde, Amerikalılara göre çok daha az kalp hastalıklarına yakalanıyorlar.

Neden?...

İşte bundan... Her yemekte içtikleri kırmızı şaraptaki resveratrol, bol yağlı, bol kalorili yemeklerinin kötü etkisini yok ediyor. Araştırmacılar bir gurup deney faresini, yüzde 60'ı yağlardan oluşan bir diyetle beslediler. Fareler, fare türü için orta yaş demek olan, bir yaşındaydılar. Beklendiği gibi fareler bir süre sonra şeker hastası oldular, karaciğerleri büyüdü ve standart beslenen farelere göre daha erken ölmeye başladılar. Bir başka grup fare de aynı diyetle beslendiler, ama onlara ayni zamanda büyük dozlarda resveratrol verildi.. Bu fareler de normalin üstünde şişmanladılar. Ne var ki bunların kan şekerlerinde ve insilün üretimlerinde değişme olmadı. Şeker hastası olmadılar. Karaciğerleri büyümedi. En önemlisi şaraptaki bu madde farelerin hayatını çok keskin bir şekilde uzattı. Resveratrol alan fareler, normal beslenen ve normal yaşam süren farelerden de daha uzun yaşadılar.

Yani...
Bu fareler, sağlıklarından hiçbir bedel ödemeden, en sevdikleri, en güzel, en lezzetli, en yağlı yemekleri istedikleri kadar yediler Üstelik normal beslenen farelere göre daha uzun yaşadılar.

Araştırmacılar resveratrolun farelerin fiziksel yaşam kalitelerine nasıl etki ettiğine de baktılar. Farelerin denge ve fiziksel gücünü deneyen bir test var. Dönen bir çubuk üzerinde düşmeden yürüme süreleri ölçülüyor. Resveratrol alan fareler yaşlandıkça daha başarılı olmaya başladılar ve normal beslenen genç farelerle aynı formu muhafaza ettiler.

Merak edip başka kaynaklara daldım… Kırmızı şaraptaki bu doğal madde, sadece ömrü uzatmakla kalmıyor... Kansere karşı, Virüs hastalıklarına karşı, Ateşli, iltihaplı hastalıklara karşı, Sinirlerin ve sinir sisteminin muhafızı... Yani her derde deva tam bir mucize madde bu... Bu konulardaki çalışmalar da hızla devam ediyor. Uzmanlar farelerden alınan sonuçların insanlar için de geçerli olacağını düşünüyorlar... Ama şimdilik aşılması gereken çok şey var... Bir defa doz... Kırmızı şarabın litresinde 1,5 ile 3 miligram resveratrol var. Farelerle aynı etki için normal kiloda bir insanin günde 10 ile 20 şişe arası şarap içmesi lazım. Bu kadar fazla alkol alındığında resveratrolun etkisi ne olur, bilinmiyor...

Benim bildiğim, Nahl suresinin 67'inci ayetinde haber verilen "Kesin mucize"nin "Aklını işleten topluluk" tarafından nihayet keşfedildiği... Bu mucizeyi çözmek için 2006 yılını bekleyen bilim, resvetrol hapını da herhalde kısa zamanda gerçekleştirir...

İnsanlar yüzyıllardan beri şarap kadehlerini tokuştururken boşuna 'Sağlığınıza' demiyorlarmış… Gerçekten sağlıklarına içiyorlarmış meğer!..
Şarap severlere sevgi ve saygılar...

Aydın Yılmaz

* * *
Benden Muhammed Mustafa'ya saygı ve selam:
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?
* * *
Benden Hayyam' a selam söyleyin demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer."

Eski Yunan kültürüne bakarsak; Eflatun’un ‘az içilen şarap ilaç gibidir, yaşlıları gençleştiri hastaları iyileştirir ‘ sözü şarabın daha o zamanlarda dahi sağlıkla bağdaştırıldığını gösteriyor. Elbette kararında, yeterli ölçüde içildiği sürece bir faydadan söz edilebilir.

Yazıda da bahsedilmiş biraz; kadeh tokuştururken İspanyollar “salud” derler. ‘Sağlığınıza’ anlamına gelir. Aynı kelimeyi bizdeki “çok yaşa” yerine de kullanırlar. Kadeh tokuştururken niye böyle söylediklerini şimdi anlıyorum. Yine de şarap dışındaki içkilerde pek uygun kaçmıyor J




Doğrusu bu haber beni mutlu etti. Şarap hem içimi çok keyifli bir içki hem de lezzetli. Hele bir de kaliteli bir şaraba denk geldiyseniz.. Şarap uzmanıyım sanki de..Çoğu benim için güzel aslında. Hatta Bozcaada, Elazığ gibi kendi memleketimizde üretilenler de gayet kaliteli bence. Yine de ev yapımı şarapların verdiği yumuşacık tadı tercih ederim. Bir de kırmızıyı beyaza..

Benim gibi peynir canavarı biri için peynir-şarap ikilisi de vazgeçilmez oluyor. Arada yaptığımız bu keyfi sıklaştırmakta fayda var sanırım. Başka şeyden değil, sağlık için...

HB

5 Aralık 2011 Pazartesi

İyi haftasonları dileyin, iyi tatiller değil

Tatille uzaktan yakından alakası yok çünkü haftasonlarının. Son Cumartesi ve pazarımı özetlersem durum anlaşılacak sanırım. Eda iki gün de sabah saat 7:00 de uyandı. Cumartesi sadece 40 dakika uyudu, Pazar da normal uykusundan 1,5 saat eksik..Cumartesi gecesi her yarım saatte bir ağlayarak kalktı. Yani erken uyandı, gündüz de uyumadı, gece güzel uyur hipotezi bir kez daha yalanlandı. Pazar gecesi de farksız geçti, hiç uyumadım diyebilirim. Gün boyunca yaptıklarıma bakarsak; ara öğünlerle birlikte beş defa yemek yiyen Eda’ya yemek hazırlamak değil de yemek yedirmek şarkılarla, oyunlarla gerçekleştiği için yeterince efor harcatıyor. Sonra bir çocuğa sabah 7’den gece 9:30’a kadar aktivite bulmak kolay olmuyor. Biraz hava alsın diye dışarı çıkarmak gerekiyor. Hava da soğuksa mecburen kalabalık Avm’lere tıkılıyorsun. Cumartesi baktık Eda’nın uyuyacağı yok biraz gezdirelim dedik. Arabasında oturmak istemiyor, durmadan koşturuyor. Tabii biz de peşinden.. Pazar ise çok uzun süredir ziyaret etmediğim babaanneme uğradık.
Bu bahsettiklerim dışında evin işlerini saymama gerek yok herhalde. Çamaşır, ütü, temizlik, yemek zaten çalışan bayanların haftasonunu katleden işler.



Eda yaklaşık 2-3 haftadır öksürüyor, 10 gündür de burnu akıyor. Dün Eda’nın oyun grubu buluşması bizde yapılacaktı. Bulaşıcı bir şey olma ihtimaline karşın Perşembe günü Eda’yı doktora götürdüm. Her öksürükte ilaca başvurmamalı mantığıyla bir şey vermemiştim. Sadece ıhlamur, bal gibi doğal şeyler hariç. Fakat burun akıntısı geçmeyince grip tedavisinde kullanılan ve tüm annelerin adına aşina olduğu Peditus şurup vermeye başladım. Yine de Pazar günü buluşmasından dolayı içim rahat etsin diye doktora da göstermek istedim. Muayene esnasında çığlık çığlığaydı Eda yine. Ne aşı, ne canını yakan başka bir şey olmasına rağmen sevmiyor muayene olmayı. Neyse doktorumuz bronşiolit teşhisi koyarak Peditus’a devam etmemizi söyledi ve bunun yanı sıra Asist ile Ventolin ilaçlarını verdi. Bol bol serum fizyolojik damlalarla burnumuzu açık tutmamız gerektiğini, öksürerek veya kusarak balgamı dışarı atacağını söyledi. Verdiği ilaçlar öksürmesini sağlayacakmış. Ateşi olmadığı için antibiyotik kullanımına gerek olmadığını belirtti. Ne yazık ki hastalık bulaşıcı olduğu için de Pazar buluşması ertelendi. Bronşioit viral bir hastalık olduğundan muhtemelen Eda’ya da bizlerden biri taşıdı. Perşembe akşamı ilaçları içirmeye başladım. Ventolini içmesiyle midesinde ne var ne yoksa dışarı çıkartması bir oldu. Tüm ilaçlar boşa gitti ve ben böyle giderse biz bu tedaviden bir sonuç alamayız diye endişelenmeye başladım. Ertesi gün oyun grubundaki annelere durumu anlatırken hepsinden konuyla ilgili yorumlar ve yardım önerileri aldım. İlaç verip kanı ve mideyi yormak yerine buhar yoluyla direkt ciğerlere etki etmek daha doğru olur görüşündeydi hepsi. Aslında hepsinin yaşadığı bir hastalıktı ve buhar tedavisi doktorlarının önerdiği bir şeydi. Bunun üzerine ben de doktorumuzu arayıp ilacı kustuğunu söyledim ve ventolini buhar ile verip veremeyeceğimizi sordum. Nebulizatör kullanabileceğimi söyledi kontrol gününe kadar. Sanırım çok uzattım..Sonuçta; Cuma akşamından beri nebülizatör ile günde 4 defa hava veriyoruz. Asist kullanmaya devam ediyoruz. Peditus’u bıraktık, gribal enfeksiyonlarda kullanılıyor. Çocuğu ilaca boğmak istemediğim için vermiyorum. Ateşi çok şükür yükselmedi, dolayısıyla ateşten dolayı antibiyotik kullanmaya başlamadık. Umarım ki kontrol sonucunda da kullanmaya başlamayız. Nebülizatörle hava verirken tabi ki çok sıkılıyor ve birkaç damla bırakıyoruz illa dibinde. Yine de Eda’nın o kadar durmasına bile şaşırıyorum. Doktorların aynı hastalıkta farklı tedaviler uygulamasına bir kez daha anlam veremediğimi belirtmeden de geçemeyeceğim.

Not:Yazıdaki tüm ilaçları doktor kontrolünde kullanıyoruz. İlaç isimleri bu hşekilde değerlendirilmelidir.

Haftasonu bu hastalıkla uğraştık bir de. İşin tuhafı Bahadır da hasta, ben de öyleyim. Kendi hastalığımızı unutmuş durumdayız. Özellikle annelerin hastalanması bir lüks. Bu kadar aktiviteden sonra iyileşmek için uzanıp yatmayı bırakın 10 dakika oturmak için dahi fırsat bulamıyorsunuz. 1 haftada iyileşmek yerine 1 ayda iyileşiyorsunuz neticede de. Yorgunluk,uykusuzluk,hastalık yani bünyemin zayıf düşmesi bende değişmez bir etki yaratıyor: UÇUK
Sabah yine bir uçukla uyandım.
‘Allah’ım güç ver bana’ şarkısıyla başlıyoruz yeni haftamıza..Mutlu haftalar!!

HB


Tüm annelere Spa masajı hediye edilmeli;anneler gününde olabilir :)


30 Kasım 2011 Çarşamba

Özeleştiri vakti

Hoşumuza gitmese de yaptığımız şeyler var değil mi? Özellikle de konu çocuklarımız olunca oturup bir düşünmek gerekiyor. Ben de hem özeleştiri yaparak hem de anne-baba kadar çocuğu etkileyen çevre faktörünü de değerlendirerek bir liste yaptım.



EylemAnneAnne yorumu
Çekmeceleri karıştırmaİzin vermiyorBu başlığı etrafı karıştırma olarak da tanımlayabiliriz. Çocuk yürümeye başlayınca çevresini keşfetmeye başlar doğal olarak. Bunu da ancak ortalığı karıştırarak yapar. Bu kadarı normal elbet ama çekmeceleri açmaya çalıştığında ya da örneğin salondaki tehlikeli eşyaları ellemek istediğinde her seferinde uyardım. Bunu evi dağıtmasın diye ya da eşyalarım çok kıymetli olduğu için değil başka bir eve gittiğimizde de aynı şeyi yapmasın diye uyguladım. Hatta evdeki hiçbir çekmeceye kilit vs takmadım. Cıs dediğimde sözümü dinliyordu çünkü. Fakat yeni yeni beni pek sallamamaya, uyarılarımı dinlememeye başladı. Özellikle mutfaktaki çekmecelere takmış vaziyette. Açıp içlerini karıştırmayı, boşaltmayı çok seviyor. Parmağını sıkıştırması bile durdurmadı ne yazık ki..
çevreÇocuktur karıştırır, önlem olarak evin düzeni değiştirilmeli mantığı hakim. 
Abur cubur yemeİzin vermiyorTatlıyla çok arası yok şimdilik. Hatta gönül rahatlığıyla kızım abur cubur sevmiyor diyebiliyordum. Birkaç gün öncesine kadar...Cipslere saldırıp ne kadar iştahlı yediğini görene dek.. Böyle bir durumla kaşrılaşmamak için en güzeli cips yememek, gelen misafire ikram edilecekse çocuğun ulaşamayacağı bir yere koymak, böyle bir yer yoksa hiç ikram etmemek.
çevreÇocuktur yer, biz yemedik mi sanki çocukken!
Aynı odada uyutmaKarşı1 yaşından beri neredeyse her gece benimle uyuyor. Eskiye nasıl döneceğiz bilmiyorum. Geniş geniş, yayılarak uyumaya da alıştı sanırım. Yatağı dar geliyor kendilerine!!
çevreDaha çok ufak odasında yatırmak için!
Gece anneannede bırakmaPek istemiyorİstemesem de ara ara bırakıyorum,uykusuzluğun tak ettiği zamanlar veya gece dışarı çıkacaksak. 
çevreGeceleri annende kalsın,niye alıyorsun ki her akşam!
Tehdit cümleleri kurmaKarşıUfakken araba koltuğunda oturmak istemiyordu ve ben 'oturmazsan polis amca kızacak bak,ceza yazacak' diye tehdit ediyordum. Güzel bir şey değil aslında tehdit ederek istediğimizi yaptırma.
çevreYemezsen ..... sana kızacak!
Ödül karşılığı bir şey yaptırmaKarşıZaman zaman yapmıyor değilim. Bak ilacını içersen suyla oynamana izin vereceğim gibi cümleler bana ait evet.
çevre.....yaparsan sana oyuncak alacağım!
Ağladığında hayır diyememeKarşıAğlayarak her istediğini yaptıramazsın diye kızsam da bazen gerçekten yaptırdığını farkediyorum.
çevreTamam tamam ağlama yeter ki!
Öpme,sıkıştırarak sevmePek hoşlanmıyorAnnedir sever! Öpmeden, mıncıklamadan, yoğurmadan sevmeme imkan yok. 
çevreGel seni bir öpeyim, şapır şupur ama!!



Not: Çevre kolonunda yazdıklarım bana en uç gelen örnekler. Herkes aynı hassasiyetle veya aynı düşünce yapısıyla yaklaşmıyor. Bunu da garipsemiyorum esasen. Herkesin yetiştirilme tarzı ve çocuklarına davranış biçimi, kısaca herkesin doğruları farklı.

HB

28 Kasım 2011 Pazartesi

Mevsimin vazgeçilmezleri



Kış aylarının gelişiyle birlikte hastalıklar gecikmeden aramızda görünmeye başladı. Eda da bir süredir öksürüyor. Öksürük denen şey kolay gelir, gitmek bilmez ya; o mantıkla bende çok endişe yaratmadı Eda’nın öksürüğü. Ateşi yoktu ve hırıltılı bir öksürük değildi, balgam olduğu için öksürüyordu daha çok. Bu sürede evin diğer fertler yani ben ve Bahadır da hastalanınca kızın hastalığı hafif ilerler gibi oldu. Öksürük sıklaştı, buna burun akıntısı eklendi. Daha da kötüleşmeden ilaca başlamaya karar verdim o nedenle. Cumartesi gününden beri Peditus kullanıyoruz. Şurup kadar hatta belki ondan daha önemli birkaç aracımız var aslında.



Coldmix
Bu hastalığın en kötü taraflarından biri neden olduğu burun tıkanıklığı. Burnu tıkalı bir çocuğun uyuma ihtimali çok zor. Bizim için bile aynı şey geçerli aslında. Ben burnum tıkalı olduğu zamanlar yatakta döner dururum, ağzımdan nefes alamam çünkü böyle durumlarda. Çocuk da aynı şekilde huzursuz olur burnundan rahat nefes alamadığında. Coldmix bunun en güzel ilacı. Aslında ilaç da denemez, bitkisel bir damla. Yaka ve omuz bölgesine 1-2 damla damlatıldığında nefesi açmaya yarıyor ve etraftaki enfeksiyonlara karşı da koruyuculuk sağlıyor. Ufak çocukların kullanımında önerilmeyen Viks’in aksine Coldmix için bir yaş sınırı yok. Doktoru Eda’ya 5 aylıkken önermişti çünkü.

Serum fizyolojik damla
Burun tıkanıklığı yaşayan çocuklarda sık sık kullanılması gerekiyor. Eda hiç hoşlanmasa da haftasonları uykuya yatırmadan bir süre önce mutlaka burnunu bu şekilde açıyorum. Ellerini ve başını tutmak, ağlatmak zorunda olsam da..

Soğuk hava buharı
Alıp almamakta kararsız olduğum ürünlerin başında geliyordu. Şimdi ise iyi ki almışım diyorum. Gece gündüz kaloriferin yandığı evlerde nem oranı %25’e kadar düşüyor. Böyle olunca da geceleri boğazı kurumuş olarak uyanıyor insan. Buhar makinesini çalıştırdığımızda ise fark hemen hissediliyor. Eda şansımız varsa ve birkaç saatliğine de olsa odasında uyuyorsa buhar makinesi onun odasında oluyor. Boğazım kuruduğundan durmadan su içmek için uyanıyorum. Eda çok geçmeden yanıma geldiğinde makineyi de taşıyorum. Boğazım yumuşacık oluyor ve rahat rahat yutkunuyorum ama bu sefer de Eda uyutmuyor. Tezat tezat..

Ihlamur çayı, bal-limon
Eda için hazırladığımız ve içiremeden dökmek zorunda kaldığımız çayın sayısını hatırlayamıyorum. Ne biberondan,ne bardaktan hiçbir şekilde içmiyor. İçine pekmez,bal gibi tatlanırıcı şeyler koymayı da denedik, faydasız. 1 kaşık balın içine birkaç damla limon sıkıp onu yedirebiliyoruz anca. Boğazına iyi gelmesi için...



Mevsim meyveleri
Çeşitlilik azalsa da portakal,kivi,mandalina,ananas gibi vitamin bakımından zengin meyvelerle takviye yapmakta fayda var. Hastalıklarla savaşmak için şart aslında. Çok az meyve tüketen biri olarak kendime de söylüyorum; her gün mutlaka menümüze meyveyi eklemeliyiz.

Bu ne soğuk!!


Kışı oldum olası hiç sevmemişimdir. Soğuk havası, kalın kalın kıyafetleri, balkonda oturmak varken çoğu zaman eve hapsetmesi, erken kararan günleri, değişken havalarla birlikte çıkan ve salgın şeklinde yayılan hastalıkları ile kış hiç benim mevsimim değil.

Yaz gelene kadar kendimizce belirlediğimiz önlemler ile atlatacağız bu kışı da..Umarım büyük hastalıklar yaşatmadan yerini ilkbahara bırakır..

HB

22 Kasım 2011 Salı

Yorgunum dostlarım

Tam da bu karikatürdeki gibi bir ara vermek istiyorum ben. İşler bulaşıktan farksız çünkü şu aralar. Doğrusu hep öyle, birini temizlesem yenisi geliyor. Tam tezgah tertemiz oldu derken kalabalık bir misafir grubu yemeğe gelmişçesine yeniden kendimi aynı noktada buluyorum. Karikatürdeki gibi bir tablo da yaratamıyorum kendime. Öyle fena bir yapıya sahibim ki önümde onca iş varken asla onları bitirmeden rahat edemiyorum. Çalışma saatlerimiz zaten yeterince uzun. Eda’dan da çok ayrı kalmamak için vaktinde çıkmaya gayret ediyorum işten. Bu sefer normalin üstünde bir performans sergilemem gerekiyor. İş çıkışı gerçek anlamda gözlerim fena halde acıyor, yanıyor, işi yetiştirmek için stres yapmışsam mideme ağrılar giriyor. Pestilim çıkmış halde eve varmış oluyorum.

Eda’ya kavuşunca unutuluyor kısa bir süre için bu bezginlik. O kadar özlemiş oluyorum ki fiziksel,ruhsal,her türlü yorgunluk rafa kaldırılıyor. Bazı günler; aslında çoğu günler Eda ile aynı anda uyumama sebep veriyor rafa kaldırdığım yorgunluk beni orada bırakamazsın der gibi. Şanslıysam Eda 10’da uyuduğunda ben de yatıyorum. Oysa inatçı günümüzden birindeysek gözümden uyku aka aka onun uyumasını bekliyorum. Gece deliksiz uyumasa da en azından 1-2 sefer kalkmakla yetinse belki biraz olsun dinlenmiş şekilde uyanacağım ama nerde! Gecede en az 5-6 sefer uyanıyor. Bazen süt emmek için, bazen burnu tıkalı olduğu için, bazen su içmek için, bazen sadece canı istediği için. Hiç uyanmasa ben yatakta hareket ettiğim için uyanıyor kimi geceler. Böyle bir gecenin ardından ilk aklıma düşen ‘ben bu kızı artık yanımda yatırmayacağım,odasında uyumalı’ oluyor ama bir türlü sözümün arkasında duramadım şimdiye kadar. Gece beslenmesi, uzun süren ağlamalar hep bir şekilde engelliyor beni. Bu sefer işte fazlasıyla yoğun bir anne - gece uyuyamayan ve dolayısıyla dinlenemeyen bir anne kısırdöngüsü tekrarlanıp duruyor. Bilmiyorum nereye kadar.

Çevremdeki bazı anneler bebeklerinin gece hiç uyanmadığını söylüyor. HİÇ. Yani akşam uyutuyormuş ve bir daha sabah kalkıyormuş. Minicik bir bebekken de böyleymiş, büyüdükçe de devam etmiş bu düzen. Hatta gece emzirmek için kendisi zorla uyandırıyormuş. Bu cümleler bana öyle yabancı ki. Bebeğinde uyku problemi yaşamayan anneler çocuk büyüttüm demesinler hiç diye söyleniyorum bazen. Evet,tamamen kıskançlık hissiyle söylüyor olmalıyım. Nedir sırrı acaba? Bebeklerin kendi aralarında anlaştığı bir dil varsa lütfen uyuyanlar uyumayanlara anlatsın!!

HB

17 Kasım 2011 Perşembe

Mutlu yıllar size!!

Anneme ve babama düşkünlüğümden hep bahsederim. Annem ve babam.. Eda’nın aya ve diddesi. Anne mi anneanne mi deseniz Eda’ya cevap vermek için epey düşünür herhalde ya da direkt ‘aya’ der.

Yıllardır Mothercare’de satılan pişik kremi Sudocrem artık eczanelerde satılıyor. Mothercare’de satışı kalktı tamamen. Annem dün mahalledeki eczaneye gitmiş Eda’nın kremi bittiği için. Eczacı “nereden biliyorsunuz bu markayı hayret vallahi, yurtdışında satılan bir krem,burada pek bilinmez” diye şaşırmış. Annem de “ooo biz senelerdir kullanıyoruz” diye cevap vermiş. Annemin bu tür diyalogları olur arada bizi güldüren. Yine mahalledeki markete organik yumurta neden getirmiyorsunuz siz diye kızmıştı bir seferinde. “Abla burada organik yumurta kim alır, ilk kez senden duyuyorum” cevabını almıştı sonra da. Organik yumurtada değil ama hemen evin yanındaki bakkala günlük süt getirtme konusunda başarılı oldu, Eda’ya yoğurt mayalamak için.
Son yazım tamamen annelik üzerineydi. Benim şimdi asıl bahsetmek istediğim babamdır.



Bugün babacığımın doğumgünü. Kutlu olsun, uzun yıllar daha doğumgünlerini görmek nasip olsun. Her kız çocuğu için babası çok özeldir. Yeri bambaşkadır. Benim için de öyle elbette. Çocukken babam evdeyse hiçbir şeyden korkmazdım. Hele eve hırsız girmesinden falan asla;  babam herkesten güçlüydü sanki. O varken kimse bize zarar vermezdi. Kızların kahramanı babasıdır diye boşa demiyorlar demek ki.
Hiçbir yasak, kısıt, dayatma koymadı hayatımda. Ama yine de özgürlüğün de bir sınırı vardı sanki. Açıkça çizilmemiş ama benim kafamda açık olan. Bunu nasıl sağladı bilmiyorum. Sonra bana ve kararlarımın hep destekçisi oldu. Şimdi aklımdaki bir projeyi hayata geçirmeyi hayal ediyorken yine en büyük yardımcım ve destekçilerimden babam.
Bu akşam mumlarını torunu üfleyecek. Kaç gündür bunu bekliyor.
İyi ki doğdun babacığım...

Popüler Yayınlar

Recent News