http-equiv='refresh'/>

8 Eylül 2011 Perşembe

Annelerin en büyük hasreti:uyku

Uyku daha doğrusu uykusuzluk şu sıralar bizim hayatımızın tek sorunsalı. O nedenle konuya sadece bu kadar değinerek geçiştiremeyeceğim.

Eda ilk günlerinde geceleri sırf uyuyordu. Emzirmek için 2-2,5 saatte bir uyandırmaya çalışıyordum hatta. Sonraki haftalarda daha geceyi gündüz etmeye başladı. Nihayet gece-gündüz ayrımı yapıldı. Derken ortaya çıkan gaz sancıları ve her sabah artık beklenen ve sabah 4-5 arası kurulmuş gibi düzenli gerçekleşen uyanmalar başladı. Yine de gazını çıkarabilmişse geri uyuyordu. Gündüz uykuları ise 2 saat boyunca ana kucağında sallamama rağmen uyumayacak kadar kötüydü. Çoğu günler es geçiyorduk. Uyurken sessizliğe alışması bu döneme denk gelir. Uyusun yeter ki diye her türlü şeyi denememden dolayı.

4.aydan sonra epeyce düzene girdi. Geceleri de durum iyiye gidiyordu. Bizim yatakta ben yanındayken döne döne uykuya dalıyor ve uyuduktan sonra kendi yatağına geçiriliyordu. Gece emmek için çok az kalkıyordu, bazen de sadece su içip yatağından kalkmadan yeniden uyumaya devam ediyordu. Bunu bozan tek şey diş çıkarma dönemleri oluyordu. Bazı geceler rahatlaması için ağrı kesici verdiğimiz oldu, işe de yaramıştı.
Bu düzen yaklaşık 45 gün öncesine kadar aşağı yukarı böyleydi. Tabii ki bazı geceler çok sık uyanıyordum ama ertesi gece annesine acıyıp normale dönüyordu.



Tatilde ise durum şöyle oldu: gündüz asla emmeden uyumayan, gece de yatağa koyar koymaz ağlayan ve ancak memede susan, saat başı ve bazen daha da sık uyanıp meme isteyen, bazen artık hiç emmiyor uyudu diye yatağa yatırdığım anda çığlığı basan, çoğunlukla yanımızda uyumak isteyen veya yatağındayken çok deli yattığı için sürekli başını, bacağını bir yerlere çarpan ve illa ki bu çarpma sonucu uyanıp yine meme isteyen bir çocuk. Tatildeyken hep birlikte olduğumuz için bu kadar çok aklına geliyordur, belki eve dönünce düzelir dedik. Ne kadar yanıldığımızı anlamak çok sürmedi. Evler değişti de Eda aynı Eda. Anne aynı anne değil ama üstüne bir de çalışmaya başladı. Uykuya hasret ortalıkta dolanır oldu. Benim açımdan zaten zor. Eda için de öyle. Hiç uykusunu alamıyor. Büyüme döneminde uyku ne kadar önemli oysa...



Bu sorunu çözme kısmına gelince...Emin değilim, hem de hiç. Çözüm memeyi bırakmada gizli.
Emin olmadığım 1.şey: memeyi bırakmasını istiyor muyum?
Süt varken emzirmek istiyorum. Besleyiciliği belki çok az ama yine de var. Anne sütü bir nimet. Her damlası kıymetli.
Bırakmasını istiyorum. Emzik haline getirdiği için, uykularımızı bu denli etkilediği için.

2.şey: diyelim ki memeyi bıraktırma kararı aldım, bunu nasıl yapacağım?
Bu kadar düşkün hale gelmişken,o olmadan asla uyuyamazken nasıl bırakacak? Sallamayı denemem söylenebilir, o da işe yaramıyor. Meme dışında hiçbir şey susturamıyor.

Netten yaptığım araştırmalarda uyku eğitimiyle ilgili birçok metod olduğunu gördüm. En çok kullanılanı Ferber yöntemi. Detayları ve bu yöntemi uygulayan annelerin deneyimlerini okumak için aşağıdaki linkler çok faydalı. Bunları okuyanlar mutlak doğruların böyle olduğunu zannetmesin, sadece annelerin kendi bebekleri için yaşadıkları ve belki de başka bebeklerde işe yaramayacak şeyler. Ferber yöntemi uygulamaya karar verenlerin öncelikle Dr. Richard Ferber’in kitabını okumalarını öneririm.


Bizim için bu yöntemin daha erken olduğuna karar verdim. En azından emzirmeye devam ettiğim sürece. Çünkü Ferber’de çocuğun ağlamasını kesemiyorsun. Sadece ağladıktan sonra giderek artan aralıklarla yanına gidip sakinleştirmeye çalışıyorsun. Eda ne sakinleşecek yapıda ağlıyor, ne de yatağına yatıyor. Yani yatağa koysam bile ayakta durup ağlar 1 saat boyunca. Asla da yatıp uyuyayım demez. Zaten Ferber yönteminde deneme 40 dakikayı aşmamalı. En önemlisi ise uygulayacak kişi, ki bu anne oluyor istikrarlı ve kararlı olmalı. Bir an için bile yaptığım doğru mu diye şüpheye düşmemeli. Ben daha burada takılıyorum zaten. Aklımda bir yığın soru işaretiyle olmaz bu. Kısaca şimdilik erken.

Diğer konuya dönersem; yaptığım hata biliyorum ki şu oldu...Eda bu kadar meme bağımlısı olmadan, 11.ay gibi ayıracaktım memeden. Hatta daha da büyük bir hatam var ki o da ne olursa olsun emziğe alışmasını sağlayacaktım. O gerçekten kurtarıcı oluyor. Deneyimsizlik...

Çok bunalım bir yazı oldu farkındayım. Etkilenmemek mümkün değil. Yine de atlatacağımızı biliyorum. Eninde sonunda düzelecek.. Daha büyük sorunlar gelmesin başımıza, bunlar çoğu annenin yaşadığı şeyler. #uykusuzannelerkulubu’nden biliyorum. Uykusuzluk her annenin gerçeği. Her birinin de çözümü, metodu farklı. Çünkü her birinin bebeği birbirinden çok farklı. Ben şu an kararsızlık içindeyim. İnternette konuştuğum annelere danışıyorum, fikirlerini alıyorum ancak biliyorum ki kararı verecek olan da uygulamaya geçirecek ve sonuçlarına katlanacak olan da benim.


HB

6 Eylül 2011 Salı

Nasıl anlatsam, nerden başlasam

Eskiden Bodrum denince aklıma hep aynı tablo gelirdi: beyaz evler arkasında masmavi bir deniz ve tarihi Bodrum kalesi. Koylarını falan bilmezdim. Sadece o kafamdaki tabloda gözüken yerde denize girilir, o civarda kalınır sanırdım. Bodrum o kadardı benim için. Gitmek de hiç nasip olmamıştı. Taa ki Bodrumlu Yüksel Bilen’in gelini olana kadar. Bu cenneti ilk gördüğümde nişanlıydık Bahadır’la ve hiç aklımızda yokken birden haftasonu için gitmeye karar vermiştik. Üstelik kıştı ve hava soğuktu buralarda. Orada ise yağmurlu ama ılık. Bodrum yarımadasının ne kadar büyük olduğunu o gün anladım.



Bodrum

Bodrum merkezde çok fazla denize girilmiyor. Daha çok şu aktiviteler var:
    ܀yürüyüş; Marina’dan başlayarak Barlar Sokağının bitimine kadar yürümek bile gayet uzun ve keyifli. ܀kale manzaralı cafeler; benim favorim Cafe Del Mar. Denizin dibinde Bodrum Kalesine karşı kumun üzerine konmuş sandalyelerde oturup bir şeyler içmekten bahsediyorum. Harika oluyor.
 ܀gece hayatı; Barlar Sokağında gidilecek bir sürü yer var. Benim favorim yine burada bulunan Kule Bar ve Körfez Bar. Paraya kıyabilecekler için de Fink ve Küba Bar. Bu ikisi biraz fazla nezih. İlk söylediklerim ise daha rahat ve salaş mekanlar. -dans etmek; hiç gitmedim ama Halikarnas veya Katamaran en uygun olanları bunun için.
 ܀alışveriş; Marina’da Mudo, Boyner gibi mağazalar ve Barlar Sokağında Quiksilver, Sunset, gibi mağazalar var. Oradakiler de yetmezse çok yakın mesafede Oasis AVM’ye de gidilebilir.
 ܀yemek; Burger King ve benzeri yerlerde hamburger yenilebilir, döner yapan yerler  var veya fast food değil de balık, et yemek isteyenler için restoranlar deniz kenarı boyunca sıralanıyor. Özsüt’te tatlı veya artık her yerde şube açan Bitez Dondurmacısı’nda dondurma yemek de mümkün. Sadece çay içmek içinse sahilde caminin yanındaki çay bahçesi çok güzel, sıcak bir yer.
 ܀çocuklarla ne yapılır diye düşünmeye gerek yok. Denize sıfır kocaman bir parkta oynamaları mümkün, daha ne isteyebilirler ki..

Marina'da hediyelik eşya satan bir dükkan

Gümbet

Gümbet’e bir sefer denize girmek için gittim. Onda da sahile gider gitmez vazgeçtim. Çünkü aşırı bir kalabalık var. En çok yabancı turisti Gümbet’te birarada gördüm. Sokaklar ise adım başı bar diyebilirim. Kendim test etmedim ama denizin diğer yerlere göre sıcak olduğunu biliyorum. Kalabalıkta bunalmayan ve eğlenceye düşkün insanlar için daha uygun burası. Tek avantajı Bodrum Merkeze çok çok yakın olması.


Ortakent'e tepeden bakış ve Çelebi adası
 Ortakent

Rengarenk şemsiyelerin sıra sıra dizildiği uzun bir sahile sahip Ortakent. Çelebi Adası’nın manzarasına bir de; ki benim favorimdir bu görüntü. Ortakent’in denizi tertemiz ama diğer tüm koylardan daha soğuk ve çabuk derinleşiyor. Deniz kenarında veya denize birkaç metre uzaklıkta çok sayıda otel bulmak mümkün.


Ramazdan'da Ortakent


Ortakent sahili


Kargı

Benim için kargı=deve plajı. Camel Beach yani Deve Plajı yarımadanın güneyinde bulunuyor. Plajı çok geniş ve ince kumu var. Ne sahilde ne de denizde taş, çakıl olmadığı için çocuklar için en uygun plaja sahip. Ayrıca deniz de çok sığ, uzun bir mesafe derinleşmiyor.  Kova-kürekleri alıp çocuklarla gidilmeli mutlaka. Yetişkinler için de aktiviteler var, su sporları gibi. Çok fazla otel ve tesisten yoksun, daha çok yazlık evlerin olduğu bir yer.



Deve Plajı





Bağla

Minik bir koyun adı Bağla. Sahilin yarısını büyük bir otelin özel plajı yaptıkları için yazlıkçılara ve dışarıdan gelenlere çok ufak bir yer kalmış.


Karaincir

Kargı’nın devamında Karaincir geliyor. Güney sahili olmasına rağmen suyu yine soğuk fakat çok berrak. Günübirlik gidenler için Bal Mahmut’un Yeri yemekleriyle güzel bir mekan. Ayrıca denize girmek için önünde kendine ait plajı da var.


Turgutreis

Bodrum’un yüzölçümü olarak en büyük beldesi. Gelişmişlik açısından da öyle. Marinası var, açık havada alışveriş yapma şansı veriyor. Gece hayatı açısından da Bodrum kadar olmasa bile önde denilebilir. Turgutreis, Bodrum yarımadasının batısında yer alıyor. Hem bu konumu hem de açık deniz oluşundan dolayı dalgalı bir denizi var, biraz da soğuk. Yunan adaları tam karşısında görünüyor.

Gümüşlük

Gümüşlük balık restoranlarıyla meşhur. Sit alanı olduğundan pek fazla otel, pansiyon, yazlık gibi yapılar görmek mümkün değil. Konserlerin düzenlendiği bir alanı var. Şu an sanat amaçlı kullanılan bir kilisesi ve deniz kenarına dizili restoranları bulunuyor. Gümüşlük’ten Tavşan Adası’na denizin içinden yürüyerek gidilen bir yol var. Birkaç senedir süren kazı çalışması olduğu için bu seneye adaya gidiş kapatılmıştı. Gümüşlük, Bodrum’un kendine has bir beldesi. Çarşısı da diğerlerinden özgün, farklı ürünlerin satıldığı bir yer.

arkada Tavşan Adası



Gümüşlük'te bir balık restoranı


Gümüşlük ve su kabakları



Yalıkavak

Yalıkavak da rüzgar alan bir yer ve büyüklük olarak Turgutreis’ten sonra geliyor. Denizine girme fırsatım olmadı ama gece yürüyüş yapmak için çarşısına gitmiştik. Hareketli ve uzun bir çarşısı var. Yel değirmenleri görülebilir Yalıkavağa giderken tam tepede. Hediyelik olanlarından almak istenirse Bodrum-Yalıkavak yolu üzerinde satılan yerler var, çok çeşit içinden uygun fiyatlara alınabilir.


Yalıkavak çarşısından hediyelikler


ve yel değirmenleri

Gündoğan

Gündoğan Türkbükü’nün devamında ufak bir koy, yani kuzeye bakıyor. Bu nedenle de rüzgarlı olmasına rağmen deniz pek dalgalı olmuyor. Hatta rüzgar olmadığı günler deniz gölden farksız. Deniz ilk girişte biraz taşlı, ilerleyince ise sadece kum. Gezdiğim yerlerde göremediğim bir şey var Gündoğan’da..O da belediye plajının olması. Şemsiyeler ve güneşlenmeye pek elverişli olmasa da iş gören tahta şezlonglar var. Yanı sıra cafe ve restoranların önünde beach’ler var iskele şeklinde. Belediye plajına göre daha konforlu ve şezlong için para ödemeye gerek yok. Orada bir şeyler yiyip içmek yeterli. Gündoğan yeni yeni büyüyen bir yer. Durmadan yeni mekanlar ve oteller açılıyor. Baia Otel en büyük ama bir o kadar da pahalı otellerden. Cennet Park Otel de daha önceden var olup restorasyon sonucu çok daha lüks hale gelmiş otellerden. Bunlar gibi çok sayıda kalınacak yer var. Benimse en beğendiğim adını Gündoğan’ın eski isminden alan Costa Farilya. En sevdiğim renk mor kullanılmış otel dizaynında ve butik otel olduğu için de çok şirin. Otelde kalmak istemeyenler için pansiyonlar veya Bodrum’un her yerinde çokça bulunan apartlar diğer seçenekler olabilir.


Gündoğan koyuna bakış


Gündoğan Belediye plajı




Göltürkbükü

Hiç gitmedim ve bu yazıya da eklemeyi düşünmüyordum ama magazin dünyası yüzünden Bodrum denince akla Türkbükü geldiği için değinmeden edemedim. Milas’tan Bodrum’a doğru giderken Torba kavşağından içeriye girilirse Torba’dan sonra Göltürkbükü’ne ulaşıyorsun. Gölköy ve Türkbükü iki ayrı köy iken birleşip tek belde olmuşlar. Daha çok ünlü isimler gittiği için de magazincilerin akınına uğramış.

 


Bodrum yazısı bu kadarla bitmez. Daha Akyarlar’ı var, Kadıkalesi var, Yalıçiftliği var,Bitez’i var, Aspat’ı var. Çok yer var anlatılacak. Ben gezdiğim gördüğüm kadarıyla anlatmaya çalıştım. Herkesin bu cennet yerleri gidip görme fırsatı olur umarım.

HB

                                                  anlatılan yerleri haritada görmek için:


5 Eylül 2011 Pazartesi

Yuvaya dönüş

Tatilin en kötü tarafı bittiğinde yaşattığı hisler oluyor. Hele ki 1 gün bile ara vermeden ertesi sabaha işe gitmek üzere uyanıyorsanız..Hele ki bu tatilin süresi biraz uzuncaysa..

Çocukla tatil çocuksuz olana göre çok farklı. Öyle deniz kenarında yat güneşlen, geceleri dışarı çık eğlen gibi bir durum söz konusu olamıyor. Her şeyiyle farklı çocuksuz tatilden ama yine de yılın her gününü geçirdiğim yerden bir süreliğine ayrılmam, özlediğim insanlarla zaman geçirmem, deniz havası almam, bebeğimin denizde bacak çırpışını seyretmem, tuzlu su ile derimin yenilendiğini hissetmem, yemekleri denize karşı ve tadını çıkararak yemem, daha da önemlisi Ege mutfağının en güzel yemeklerini bu kadar lezzetli yapan annemin yemeklerini yemem nasıl iyi geldi anlatamam.

Eda ile tatil bu sefer yazı konum değil. Çünkü hepsi birbirinin aynı, yeter ki içinde Eda olsun. Yine düzeni değişen ve geceleri uyumayan hatta sık sık ağlayarak uyanan bir Eda. Yine zorlayarak ve yemeği 1 saat ağzında tutarak beslenen bir Eda. Yine kalabalıkta halinden çok memnun olan ve gün geçtikçe değişen bir Eda. Kızımın maşallahı vardı, bizi çok yorsa da hasta olmadı çok şükür ve keyifliydi. Daha ne isterim ki.. Eda ile ilgili önemli birkaç husus yürümeye başlamış olması (tatilden önce başlamıştı aslında ama orada epeyce ilerletti) ve dolayısıyla bizi sürekli peşinden koşturması; bir de ben emzirmeyi bırakırım artık diye planlarken Eda’nın tam tersini istemesi. Tatil boyunca beni en çok yoran konu da bu oldu aslında. Özellikle gece uykusuzluğumun en büyük sebebi ve tabii #uykusuzannelerkulubu’ne katılmamın. Burada uykusuz anneler birbiriyle dertleşiyor. Yalnız olmadığını görerek bir nebze de olsa durumu doğal kabul ederek kabulleniyor.
Emzirme konusunu tatilde halledemedim ve eve döndüğümde üzerine eğilmek üzere erteledim. Şimdi o gün gelip çattığında ben hala memeyi bıraktırsam mı yoksa 2 yaşına kadar emzirsem mi diye kararsızlık içindeyim. Emzirmekten yanayım çünkü miktarı ne olursa olsun anne sütünün değerinden şüphe etmiyorum. Bırakmasını istiyorum; çünkü geceleri bunun için öyle sık uyanır oldu ki sadece uykuya bu şekilde dalabildiği için endişe duyuyorum. Bakalım yuvaya dönüşle birlikte bu tutumunda değişiklik olacak mı...Buna göre bir karar vermem gerekecek.

Neyse, bu yazının amacı tatil süresince ihmal ettiğim blogumla özlem gidermek ve Fatih abim ile eşi Buket ablamın su altı fotoğrafçılığını hobi edinmesi sonucu ortaya çıkan fotoğraflardan en çok beğendiklerimi paylaşmaktı. Fotoğraflar Bodrum Gündoğan, Karaincir ve Kargı’da çekildi.

Bodrum demişken, tatilde başladığım; ancak bir türlü zaman ayırıp da tamamlayamadığım Bodrum yazısı yazıyorum. Gündüzleri iş yoğunluğuna, akşam da evdeki yoğunluğa rağmen bir an önce bitirmeyi istiyorum. Anlatması çok zevkli. Özlemişim yazmayı...

HB




dil balığı











nesli tükendiği için suya geri bırakıldı.

deniz çiyanı





Bahadır :)

Popüler Yayınlar

Recent News